YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Kültür

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama


Üç Muhammed

Gönderiliş amacı, insana doğru anlamayı öğretmek olan Peygamber'in kendisi yanlış anlaşılmışsa... o halde bu sorun nasıl giderilecek?

Kitap şu soruya cevap arama amacıyla kaleme alınmış: "Gönderiliş amacı, yabancılaşmış insana öz benliğini, doğayı, varlığı ve Allah'ı doğru anlamayı öğretmek olan Peygamber'in kendisi yanlış anlaşılmışsa, ortada vahim bir anlama sorunu var demektir; o halde bu sorun nasıl giderilir?"

Baştan sona bu temel soruya cevap arayan kitap, ilk ikisi anlama problemini, sonuncusu ise doğru anlamayı temsil eden üç ana bölümden oluşuyor:

1 Aşırı Yüceltmeci Peygamber Tasavvuru

2 İndirgemeci Peygamber Tasavvuru

3 Kur'an'ın Peygamberi

Birinci Bölüm'de Hıristiyanlar'ın yanlış anlamasına kurban edilen İsa Peygamber örneği detaylıca irdelenmiş. Pavlus Kilisesi'nin "İnsanoğlu İsa" gerçeğini katlederek yerine "Tanrı oğlu İsa" imajını neden, nasıl ve niçin ikame ettiği arka planıyla birlikte ele alınmış.

Oradan Müslümanlar'ın Hz. Peygamber'in gerçeği yerine ikame ettikleri kurgusal tasavvuru oluşturan edebiyat ele alınmış. Özellikle bu edebiyat içerisinde ayrıcalıklı bir yeri olan Kadı Iyaz'ın Şifa ve Süyuti'nin Hasais adlı kitapları çerçevesinde geleneksel aşırı yüceltmenin çok ilginç örnekleri tahlil edilmiş.

İkinci Bölüm'de Hz. Peygamber'in ebedi risaletini tarihe hapseden indirgemeci anlayış ele alınmış. İsrailoğulları'nın peygamberlerine karşı aşağılayıcı tavırları tahlil edilmiş. Hz. Peygamber'in misyonunu temsil eden sünneti toptan inkar eğiliminin tarihsel kökenleri üzerinde durularak, indirgemeci tasavvurun bu çağdaki en tipik örneği olan Hind Alt Kıtası Kur'aniyyun Hareketi enine boyuna ele alınmış. Bu hareketin nasıl birden parlayıp yükseldiğini ve sünneti toptan inkarın bu hareketi namaz konusunda çıkılması güç bir krize sürüklediği insanı şaşkınlığa sürükleyen örnekleriyle birlikte verilmiş.

Üçüncü Bölüm'de Kur'an'ın Peygamberi ele alınmış. Nitelikler, Görevler, Talimatlar başlıkları altında Kur'an'ın tanıttığı peygamber portresini teşkil eden kareler bir bir tesbit edilmiş. Bu bölümde Kur'an'ın Hz. Peygamber konusundaki iki boyutlu yaklaşımı esas alınmış: Hz. Peygamber'i tanıtıcı boyut, Hz. Peygamber'in şahsiyetini inşa edici boyut. Kur'an'ın Hz. Peygamber'in şahsında nasıl bir kişilik inşa projesini hayata geçirdiği de, güncele taşıyan bir üslupla ele alınmış.

Kitap şu cümlelerle son buluyor: "Kur'an'ın bak dediği yerden bakanlar onu üretmek için çaba harcarlar. Kur'an'da onu, onda Kur'an'ı görürler. Onu Kur'an'la, Kur'an'ı onunla tanırlar. Kur'an'a onun aynası, ona Kur'an'ın aynası gibi bakarlar. Çünkü onlar, onun risalet mirasına ihanet etmekten korkarlar."

Kitabı okuyup bitirdiğinizde, kitabın girişinde sorduğu fakat ilk okunduğunda insana tuhaf gelen "Gerçekte peygamberimiz bir mi?" sorusunun ne kadar haklı ve yerinde bir soru olduğunu anlıyorsunuz. Bir şeyi daha anlıyorsunuz: Aslının yanında, oluşturulmuş peygamber imajlarının, gerçeğinden daha yaygın ve daha revaçta olduğunu.

Üç Muhammed, Mustafa İslamoğlu, Denge Yayınları: 0212 524 75 24




Kağıda basmak için tıklayın.

Eskiden şerbet içerdik
Eskiden Türk yemek kültüründe önemli bir yeri olan şerbet, belli zamanlarda misafirlere sunulmanın dışında, özel günlerin anlamını pekiştiren yegane içeceklerden biriydi. 'Lohusa şerbeti',' nişan şerbeti',' düğün şerbeti' gibi önemli ve insanların biraraya gelmesini sağlayan günlerde bir bardak serin şerbet ikramı gönüllerdeki rehavetin kaybolması için yeterliydi. Anadolu'da düğün geleneği içinde şerbet içme töreni, kız evinde genç kızın nişanlandığının ertesi günü yapılır, gelen davetlilere yapılacak evliliğin tatlı bir birliktelik olması için, şerbet ikram edilirdi. Bugün tarihe karışmak üzere olan şerbet ikramının yerini artık hazır asitli içecekler aldı. Hatta şerbet, bütün kadınların özenle en zahmetli yemekleri yaptığı Ramazan sofralarında bile görünmez oldu.
Osmanlı'da 'şerbet' ve 'içmek' eylemi arasındaki bağı, Osmanlı zamanında meyhanelere "şerbethane" deniliyor olması en iyi açıklayan örneklerden biri. Şerbet yapımında kullanılan meyvelerin başında vişne, ahududu, demirhindi, çilek, nar, gül, kayısı, harup, kuru üzüm, portakal ve limon gelirdi. 1844-1901 yılına kadar geçen yarım asır içinde yüzlerce şurup ve şerbet çeşidi ortaya çıktı.
Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde bazı şerbet isimlerini şöyle zikrediyor: "Arnavut Kasım şerbeti, buharlı şerbet, Atina balı şerbeti, cüllâb şerbeti, tarçın hacı şerbeti, menekşe şerbeti, karanfilli gül ve üzüm şerbeti, tiryaki şerbeti." Asitli içecekler karşısında yaşam savaşı veren şerbetler hâlâ Anadolu'nun muhtelif bölgelerinde yörenin gelenekleri içindeki konumunu koruyabilmekte. Gaziantep'in yıllardır yapılagelen meşhur "meyan şerbeti" buna güzel bir örnek. 1900'lü yıllarda yüzlerce şerbetçi dükkanının bulunduğu İstanbul'da ise Eminönü ve Sultanahmet Meydanı gibi turistlerin çok uğradığı mekanlarda bulunan gezici şerbetçiler dışında eskinin şerbet geleneğinden eser kalmadı.


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED
Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...