YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Bilişim'den

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Türk hukukunun modernleşmesi II

Türk hukukunun modernleşmesi sürecinde kendine özgü bir modelin ortaya konamamasının birinci sebebi geçen yazımızda değindiğimiz üzere İslam-Osmanlı hukukçularının o dönemde bunun için gerekli bilgi birikimine sahip olmamaları ise, ikinci sebebi de Batı'nın etkisi ve kendi hukukunun alınması yolunda yapmış olduğu baskıdır. Tanzimat'ın ilanından İslahat Fermanı'nın neşrine, II. Meşrutiyet'ten Cumhuriyet dönemi hukuk reformlarına varıncaya kadar modernleşme sürecinin en temel değişiklikleri Batı devletlerinin etki ve baskısı veya onları hoşnud etmek düşüncesiyle yapılmıştır.

Batı'nın ondokuzuncu asırda, asırların birikimiyle ortaya koyduğu kanunlar (kavanin-i hazıra), Batılılaşma taraftarlarına kolayca alınabilecek ve yararlanabilecek bir malzeme, hazır bir şablon gibi görülmüştür. Yabancı bir kültürün ve farklı bir tarihi tecrübenin ürettiği hukuku almanın sosyal yapı, milli kimlik, milli psikoloji ve kültür üzerine yıkıcı etkilerinin olabileceği hesaba katılmamış, belki bunun farkına dahi varılmamıştır. Bugün çeşitli alanlarda kendimize duyduğumuz güvensizlikte, her konuda hazıra konma alışkanlığında bu ilk kolaycı tavrın rolü olsa gerektir.

Batıyı kendi kanunlarını alma yönünde Osmanlı devletini ve Türkiye'yi etkileyici, bu yetmeyince baskıcı bir tavır almaya iten 'haklı' sebepleri vardı. Ticari ve ekonomik menfaatleri, gayrımüslim azınlıklar nezdinde itibar ve tabii ittifak arayışları bunun başında gelir. Batı sanayi inkılabı sebebiyle ulaştığı üretim fazlasını eritmek üzere Osmanlı devletinde büyük ve verimli bir pazarına önemli ölçüde muhtaçtı. Bunu yaparken Osmanlı devletinin ve Türkiye'nin içinde bulunduğu şartlardan yararlanarak elden geldiğince kendi tacirlerinin alışık olduğu hukuki düzenleme ile girmeyi arzu etmiştir. Bu sebeple kendi istekleri doğrultusunda mahkemelerin kurulmasını, kendi ticari mevzuatının alınmasını ısrarla talep etmiştir. Batı'dan alınan ilk kanunun 1850 tarihli Fransız kökenli Ticaret Kanunname-i Hümayunu olması, bunu 1863 tarihli Ticaret-i Bahriye Kanunnamesi'nin takip etmesi tesadüf değildir.

Lozan Konferansı sırasında Batılı devletlerin adli kapitülasyonların kaldırılmasına başlangıçta razı olmamaları da kendi tacirlerinin menfaatlerini koruma düşüncesiyledir. Bu kapitülasyonların kaldırılması karşılığında yeni Türk devleti bir taraftan 5 yıllık süre için yabancı hukukçu istihdam etmeyi ve onların hukuk reformları konusunda tavsiyelerini dikkate almayı taahhüt etmiş, diğer taraftan da en azından Medeni Hukuk alanında muhafaza etmeyi düşündüğü geleneksel hukuki yapıdan vazgeçme sözünü vermiştir.

Hukukun modernleşmesinde gittikçe Batı modelinin örnek alınmasında ikinci önemli sebep de işte bu etki ve baskıdır. Öyle ki gerek Osmanlı gerekse Cumhuriyet ricali milli bir ihtiyaçtan ziyade bazı/çoğu kere Avrupa devletlerini hoşnut etmek için Batı modelinde reform yapma mecburiyetinde kalmışlardır. Nizamiye mahkemelerinin Osmanlı geleneğine ve o günkü hukukçu birikimine aykırı olarak toplu hakimli olarak kurulması, üyelerinin yarısının nüfus oranına bakmaksızın gayrimüslimlerden seçilmesi, ticaret kanunnamelerinin Batı'dan alınması, gayrimüslimlere neticede Osmanlı devletinden ayrılmaları sürecinin başlatan imtiyazların verilmesi, Lozan Konferansında adli kapitülasyonların kalkması karşılığında Batı medeni kanununun alınmasının taahhüdünde bulunulması bunun tahdidi olmayan örneklerinden bir kaçıdır.

Cumhuriyet döneminde bütünüyle Batı modelinde bir modernleşme tipinin seçilmesinde İslam hukukunu muhafaza etmenin doğuracağı siyasi mahzurlar da rol oynamıştır. Bu hukuku muhafaza etmek, bu hukukun okutulduğu okulları, bu hukukun uygulandığı mahkemeleri muhafaza etmeyi de gerektirecekti. Daha da önemlisi bu sahada yetişmiş olan ulemanın ülke genelinde varlığının ve etkinliğinin devam etmesi anlamına gelecekti. Yetişmişlikleri ve geleneklere bağlılıkları itibariyle bu kesimin bir taraftan eski yönetime bağlılığını sürdürme, diğer taraftan da Cumhuriyeti kuran seçkinlerin ilerde yapacakları reformlar için engel çıkarma riski vardı. Her ne kadar istiklal harbi boyunca bu kesimle yararlı bir işbirliği yapılmışsa da bu zoraki nikahı devam ettirmenin artık gereği kalmamıştı. Üstelik Cumhuriyeti kuran seçkinler Lozan görüşmeleri sırasında bütünüyle Batı hukukunu almakla eklektik bir yapıyı muhafaza etmek arasında kesin tercihe zorlanmışlardı. İkinciyi seçmenin ilk nazarda görünmeyen siyasi sonuçları da olabilirdi. Bütün bunlar Batı yönünde tercihi kolaylaştırmıştır.


5 ARALIK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

M. Akif Aydın

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...