![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Temizlik operasyonu devam etmelidir!..Yaşanılan son "ekonomik kriz"i, şaşkınlık ve öfkeden arınıp, derinine irdelemeliyiz.. Birinci mesele şu.. "Bilgi ve iletişim çağı", bir bilim-kurgu kavramı değil.. Bir gerçek.. Dünyanın herhangi bir köşesinde olup-bitenleri, anında, tüm dünya öğreniyor.. Yüzlerce milyar dolar, bu bilgilere dayalı olarak, kıtalar-arasında gidip, geliyor.. Türk piyasasından bir hafta içinde 5-6 milyar dolar yabancı sermayenin kaçması da, buna bağlı.. Diyelim ki siz, yüz milyarlarca dolarlık bir fonu yöneten bir kurumsal yatırımcısınız.. Her gün, tüm dünyadaki siyasal ve ekonomik gelişmeleri, inter-netten, uzman raporlarından, Dünya Bankası ve İMF değerlendirmelerinden izliyorsunuz.. "Ülke riski" denilen olgu, yatırımlarınızı yönlendirirken, size en önemli rehber oluyor. Bu açıdan bakılınca, Türkiye "riskli bir ülke"dir.. Serbest piyasa ekonomisi, Türkiye'de çarpıtılmıştır.. "Serbest rekabet"in varlığı tartışmalıdır. Siyaset ve idare, şaibelere bulaşmıştır.. Bankacılık, tartışılmaktadır. Gerekli alt-yapı reformları yapılmamış, devletçilik tasfiye edilmemiştir.. Burada tam anlamıyla bir "ahbap-çavuş kapitalizmi" vardır.. Ülkenin eski cumhurbaşkanının akrabaları ve yakın çevresi, ekonomik suçlardan ötürü, adli soruşturmanın konusudur. Yönettiğiniz fondaki bir miktar parayı, Türkiye piyasasına yönlendirirken, "yüksek ülke riski" karşılığında, "yüksek getiri" ararsınız.. Ve bu parayı da, gerektiği zaman geri çekmek için tetikte durursunuz.. 1994'ün 5 Nisan'ında olduğu gibi bir yüksek oranlı devalüasyon, sizi inanılmaz zararlara sokabilir. Geçen hafta, bu tetikte bekleyen yabancı yatırımcıları ürkütecek bir kıvılcım çıktı.. Bankacılığın kurallarına aykırı biçimde açık pozisyonda bulunan bankalara, "açık pozisyonları yılbaşına kadar kapatın" uyarısı gelince, Hazine kağıtları, döviz ve Türk Lirası'na dayalı müthiş bir panik yaşandı.. Bu panik sırasında, 5-6 milyarlık döviz satın alınıp, yabancılar ve yerli-yabancılar, Türk piyasasından çıktı.. Şimdi Merkez Bankası, para arzını kapatarak, faiz yükselmesi ile yeniden TL'ye talebi artırmaya çalışıyor.. Ama bu da, borsayı iyice çökertti.. Bu tablodan nasıl çıkılır meselesine gelince.. "Bilgi ve iletişim çağı"nı, "globalleşme" olgusunu, hafife almayalım.. Bu gerçekler, ülke yönetimlerinin sorumluluklarını çok artırıyor.. Ecevit'in bir yeteneksizliği veya Hüsamettin Özkan'ın boşaltılmış bankalara ilişkin bir şüpheli davranışı, sadece Türk piyasasını değil, tüm dünyadaki sermaye hareketlerini etkiliyor. Şimdi Arjantin'le Türkiye, Hong Kong'la Endonezya adeta sınır komşusu bu açıdan.. Ve kötü yönetimler, ahbap-çavuş kapitalizminin yansımaları, akıl dışı korumacılık ve devletçilik gibi uygulamalar, sonunda Amerikan ekonomisini bile vuruyor.. Bu yüzden Türkiye, devleti küçültmek, serbest piyasa ekonomisini yasal ve ahlaki kurallara bağlamak, şeffaflaşmak zorunda.. Her konuyu "milli haysiyet meselesi" yapıp, zırt-pırt dünya ile kavga etmek, çağın gereği olan reformlardan sürekli kaçmak, uzlaşmayı teslimiyet saymak, bu dünyada kabul edilemiyor.. Eğer bu konumda ısrar edersek, sürekli böyle krizler yaşarız.. Türkiye sürekli "riski yüksek ülke" konumunda olur.. Buraya "yatırımcı sermaye" değil, "ürkek ve her an kaçmaya hazır sermaye" gelir.. Bu yüzden şu "temizlik" operasyonunu tamamlamalıyız.. "Siyaset-banka-medya-mafya" ilişkilerini bitirmeliyiz.. Devlet ve idare şeffaflaşmalı.. Kanunlar herkese eşit uygulanmalı.. Sermaye de, insanlar da, kurumlar da, kendilerini, "hukukun üstünlüğü"ne dayalı bir ortamda hissetmeli.. ŞAKA
Prof. Karaman'ın seçimi
Din insanların huzuru, devlet ise insanların güvenliği için vardır.. Ama "28 Şubat"tan beri, devlet, dini de, huzuru da, güvenliği de, kavram kargaşası içine soktu.. İlahiyat Fakülteleri bile, laikçi toplum-mühendislerinin ilgi alanında.. Ne yapsın Prof. Hayrettin Karaman?.. "Mütevekkil" olmaktansa "müstafi" olmayı yeğ tuttu.. BAŞARISIZLIK
Erken genel seçim olmalıdır!..
Türkiye'de "siyasi sorumluluk" diye bir kavram, sözlüklerden çıkartıldı.. Ecevit hükûmeti, bir "af" konusunu gündeme getirdi.. Sonuç ortada.. Bir IMF güdümlü ekonomik program girdi hayatımıza. Ekonominin hali ortada.. "Boşaltılan bankalar" olayı ile, Ecevit hükûmeti döneminde, murakıp raporlarının hasır-altı edildiği ve hortumlamalara seyirci kalındığı ortaya çıktı.. Devletle halkın arasını açan, sivil demokrasiyi topallaştıran "28 Şubat" uygulamaları, Ecevit hükûmeti döneminde tırmanarak devam etti.. Genelkurmay bile "andıç"ların varlığını kabul etti.. Bu hükûmet ağzını açmadı.. Dış politikanın durumu ortada.. Özelleştirmenin durumu meydanda.. Ama kimse, bu hükûmetin "siyasi sorumluluğu"ndan söz edemiyor.. Medya bağımlı veya müflis.. Muhalefet partileri etkisiz kılınmış.. Cumhuriyet tarihinde ilk kez böyle bir tablo var önümüzde.. Bu kadar başarısız bir hükümetin istifa etmesi ve hemen bir erken genel seçim kararı alınması gerekmez mi?
mbarlas@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|