YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Bilişim'den

  Arşivden Arama

 

 

Beraber ve solo okumalar

Gazeteleri akıllı adamlarla birlikte gözden geçirdiğiniz oldu mu? Bir kaç farklı gazeteyi ortaya atacaksınız... Herkes içinden birini okuyacak, okurken de gözüne çarpan ilginç haber ve yazılar hakkında kısa yorumlarda bulunacak... Geçen gün ben böyle bir deneme yaptım, zaman zaman, çok uzun yıllar öncede kalmış Zeki-Metin'li, Kemal Sunal'lı, Ahmet Gülhan'lı Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nda yaşadığıma benzer bir kahkaha tufanına garkolduk...

Benim elimde 'Yeni Binyıl Pazar' vardı ve gözüm hemen başyazar Okay Gönensin'in kısa başyazısına kaydı. "Dalkavuk-savar" başlıklı yazıda, Gönensin, insanî bir durum üzerine tutmuş ışıldağını. En doğal ihtiyaçlardan 'övünme' duygusu "Başkaları söylemezse, insanlar kendi başarılarını kendileri söylemeye başlarlar" cümlesiyle özetlenmiş yazıda. "Muktedir, dalkavuk sayesinde iktidarının tadını alır" da demiş Okay Gönensin...

Voltaire tadı aldığım yazı, muktedir ile dalkavuk eksenine bir üçüncü kişiyi daha yerleştiriyor: 'Dalkavuk-savar'... Doğruyu söylemeye cesareti olan insanlarmış yazarın 'dalkavuk-savar' dedikleri... "Muktedir hasbelkader muktedir olmamışsa, her muktedire en az bir adet dalkavuk-savar şarttır" diye bitiyor yazı...

Eminim siz de keyif aldınız... Gazeteleri beraber okuduğum dostlarım bu bilgece yazı üzerine işitmeye değer güncel yorumlar yaptılar... Biri, "Dinç Bilgin için gazetelerinde yazılanlar Binyıl başyazarının kafasının tasını artırmış" dedi sözgelimi... Sabah grubunun ceketini alıp giden patronu ve ardından sulugöz yazılar yazanlar ile 'muktedir-dalkavuk' ilişkisi kurulması ilk elde garip geldi... Bir dost, "Ceketini alıp giden adamın ne iktidarı olur ki?" dedi. Ardından da, "Yoksa Sabah'ta gerçek iktidar değişmedi mi?" sorusu geldi... Bir soru da şuydu: "24 övgü yazısı çıktı, kaç yazar Etibank'tan yüklüce kredi çekmişti?"

İçi boşaltılmış Etibank'ın yönetim kurulu üyesi Zafer Mutlu, adı Sabah'ın künyesinden çıkartıldığı halde, daha bir 'patron' davranışları sergiliyormuş... Koridorlarda dolaşıp müjdelere ek korkutmalar içeren cümleleri bağıra çağıra ifade ediyormuş... İyi bir Sabah gözlemcisi olan bir dost, "Zafer Mutlu'nun tabanının sesini duyunca çil yavrusu gibi dağılıyormuş Sabah'çılar" dedi...

Grubun adı pek ortalarda dolaşmayan üçüncü bir ismi daha var: Ercan Arıklı... Star yazarı Engin Ardıç kitabında bir bölüm ayıracak kadar sever eski patronunu; o gün, o da "Ercan mercan" başlıklı bir yazı yazmıştı ve grubun ortalıkta pek gözükmeyen '3 numaralı' patronunun yurtdışına kaçmış olduğuna dair düşünceler serdediyordu... Gözü ve kulağı gazetelerin magazin sayfalarında olan bir dost, Ardıç'ın görüşünü duyunca başını salladı, "Yurtdışında değil, Türkiye'de" dedi bilgiç bir ifadeyle... Magazin dergilerinde adı geçen biriymiş Ercan Arıklı ve piyanist kardeşler Süher-Güner Pekinel kardeşlerle dâvâlıymış... Kardeşlerden biri geçmişte Ercan Bey'le evliymiş anladığım kadarıyla; o dost, "Ellerinde avuçlarında ne varsa Ercan'a vermişler, şimdi mahkemelikler" deyiverdi...

Dostlardan biri, "Bu olayı yaz" dedi bana, "Magazin yazarı mıyım ben?" itirazlarıma aldırmadan... Sonra, eski eşi ile baldızının zor kazanılmış sanatçı tasarruflarına göz koyacak bir adam olacağını da sanmıyorum Ercan Bey'in... Etibank'a sahip bir grupta 'muktedir' olan biri böyle bir şeye tenezzül eder mi?

Gazetelere gömülmüş kafalardan zekice cümleler eşliğinde gözü açılmamış pırıltılı haberleri işittikçe, "Bu konuştuklarımızdan oluşan bir gazete çıksa, gazete okuma alışkanlığı olmayanlar bile kapışır" diye düşünmeye başladım. "Yazı işlerinde konuşulan gerçek haberler sayfalara aktarılmadığı için gazeteler satmıyor" diyen haklı... Gazete çıkartanlar aslında her türlü alengirli konuyu bizlerden daha iyi biliyorlar; ancak, iş, bildiklerini okurlara duyurmaya gelince, dilsiz ve kalemsiz kesiliyorlar... Okay Gönensin, 'muktedir-dalkavuk' ilişkisine boşuna bir başyazı ayırmamış...

Başbakanlığın ikinci katında bulunan Hüsamettin Özkan'ın makam odasında 'bankalar kriz merkezi' kurulmuş... Marketlerde bedava dağıtılan gazetelerden birinde haberi okuyan dost, "Hah" diye bağırdı: "Beykoz Konakları'ndaki iki villasından birinin kayınvalidesine mi ait olduğuna dair soruya belki kriz merkezi cevap verir..." Bir başkası, "Peki de" diye ekledi, "Kriz merkezini gören gazeteci, merkezin başındaki Özkan'a, 'Önce Beykoz Konakları krizini çözsene' diyememiş mi?" DSP'li politikacıyı iyi tanıdığını bildiğimiz bir başkası, "Hüsamettin Bey işini bilir" görüşündeydi; o dost, "Yakında bir yerlerde canı ciğeri Mesut Yılmaz ile arasının açıldığını okursanız, hiç şaşırmayın" diye uyardı...

Elimde Yeni Binyıl, gözüm "Dalkavuk-savar" yazısında etrafımda konuşulanları dinlerken, yazının sadece Sabah içinde olup bitenleri anlatmak üzere kaleme alınmış olmayabileceği aklıma geldi. 'Muktedir-dalkavuk' girift ilişkisi, iktidarlarla gazeteler, muktedirlerle gazeteciler arasında da yok mu?

Elinde Yeni Şafak tutan dost, aklımdan geçeni okumuş gibi, uzaktan haykırdı: "Türk basınının dalkavuk-savarı bu..."

Yüzüm epeyi kızarmış olmalı... Yok, mahçubiyetim övülmekten değildi, yüzümü Türk basınının içinde bulunduğu durum kızartıyor...


5 ARALIK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Taha KIVANÇ

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...