YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

103/2, 312/2 ya da 69/6

Meclis iradesi ile Anayasa Mahkemesi iradesi, Siyasi Partiler Kanunu'nun 103/2'inci maddesindeki değişiklik sebebiyle karşı karşıya geldi.

Meclis, 103/2'yi, parti kapatmada "laiklik karşıtı eylemlerin odağı olma" unsuruna açıklık getirmek amacıyla değiştirmişti.

Gerçekten de "odak olma"yı tesbitte sorun vardı. Sistemin temeli olan siyasi partilerin kapatılması için yola çıkılacaktı ve kapatma gerekçesinin kıstasları net olarak belirlenmiyor, Anayasa Mahkemesi'ne keyfiliğe varacak ölçüde geniş bir yorum alanı bırakıyordu. Meclis bunu değiştirdi ve odak olmayı tesbit için gerçekten belirleyici kıstaslar getirdi.

FP'ye yönelik kapatma dâvâsını açan Başsavcı Vural Savaş, dâvânın esasına geçilmeden önce bu değişikliğin Anayasa'ya aykırılıktan iptalini istedi. Anayasa Mahkemesi de, bu isteğe uyarak, önce iptal davasını görüştü ve 103/2'yi iptal etti. Oy oranı 6/5. Yani bir oy farkıyla. Kuşkusuz bir oylamada, tek oy farkı da önemlidir. Ama oylama sonucu, Anayasa Mahkemesi'nin 11 üyesinden 5'inin farklı düşündüğünü, yani odak olmayı tesbit için bazı kıstaslar getirilmesi gereğine inandığını gösteriyor.

Yargılama şu haliyle sürerse, FP, önceki gibi, belirli olmayan kıstaslar içinde, Anayasa Mahkemesi üyelerinin bakış açıları istikametinde yargılanacak ve sonuca gidilecek.

Bu durumda, aslında hangi sonuç çıkarsa çıksın sağlıklı olmayan bir durum var. Çünkü yargıç, elinde net kriterler olmadan hüküm verme durumunda olacak. Kapatma talebini onaylamanın da reddetmenin de hukuki gerekçelerden çok, indî değerlendirmelere konu olduğu düşünülecek.

Aslında benzeri bir durum, 312/2'de de söz konusu. Hukuk camiası, orada da, suç tanımında ciddi aksamalar bulunduğunu ve adil bir yargılama için, bu maddedeki suç tanımının netleşmesi gerektiğini ifade ediyor.

İlginçtir, bir irade, hem parti kapatma ile ilgili maddenin hem de ifade hürriyetini sınırlayan 312'inci maddenin netleşmesine karşı çıkıyor.

Değişiklik talepleri, ne parti kapatmaya kategorik olarak karşı çıkıyor, ne de sınırsız bir ifade hürriyetini öngörüyor. Çerçeve şu: Parti kapatma gene bulunsun ama, sınırları belli olsun, ifade özgürlüğünde gene sınırlar bulunsun ama, hakime keyfi yargılama alanı bırakan bir hukuk dışılığa yol açılmasın. Belki bir adım daha: Partiler daha zor kapatılsın, düşünceye daha geniş ifade imkânı tanınsın.

İşte buna karşı çıkılıyor.

Böyle bir tavır alışın hukuk devleti duyarlılığı ile ilgisinin bulunduğu söylenemez. Çünkü hukuk devleti, zaten her eylemini kurala bağlar. Keyfiliğe kapı aralayan düzenlemelerden kaçınır.

TBMM, hem parti kapatma, hem de 312 konusunda belirli adımlar atmak istiyor. Aslında, AB ile ilişkiler çerçevesinde çok daha geniş bir hukuk reformu ihtiyacı var. Ancak bu dar kapsamlı onarım bile engellerle karşılaşıyor.

Türkiye bir süredir bu hadiseyi yaşıyor. Bakıyorsunuz, iktidar-muhalefet ortak bir iyileştirmeyi kararlaştırıyor, TMM'de adımlar atılıyor, sonra bir irade devreye giriyor ve nerede zaaf bulursa, orayı mutabakat dışına çıkarıyor. Özellikle iktidar grupları yalpalamaya başlıyor. 28 Şubat eksenindeki her hadisede böyle bir yalpalama oldu ne yazık ki.

Bu, Türkiye demokrasisi adına, onun temel kurumu olan TBMM adına dünyaya gerçekten büyük zaaf görüntüsü veriyor.

Son olarak, yine iktidar-muhalefet birlikteliğine konu olan ve Anayasa Komisyonu'nda görüşülen parti kapatmayı zorlaştıran Anayasa değişikliği teklifi, Anayasa Mahkemesi'nin 103/2'yi iptalinden sonra askıya alındı.

Askıya almanın Anayasa Mahkemesi'nin iptal gerekçesini görme isteğine bağlı olduğu açıklandı. Ancak kamuoyu, bunu inandırıcı bulmuyor. Çünkü kamuoyu, aslında Anayasa Mahkemesi'nin 103/2'yi iptalini de pek hukuki bulmuyor. Prof. Dr. Mustafa Erdoğan, Prof. Dr. Ergun Özbudun, Prof. Dr. Burhan Kuzu gibi hukukçular, açıkça yadırgıyor Mahkemenin kararını. FP lideri Kutan bile, bu ara verişi olağan karşılamasına rağmen, kamuoyu her meselede olduğu gibi TBMM Anayasa Komisyonu'nun kararında da bir "düğmeye basan" arıyor. Her meselede düğmeye basılıyorsa, "TBMM iradesini sınırlamak için neden olmasın?" türünde bir kanaat bu.

Türkiye bir savruluşun içinde. İnsan böyle zamanlarda, sağlam duran bir kurum arıyor. Millet iradesinin sembol ismi TBMM aslında zaman zaman yakalıyor bu fırsatı. Bugün de o gündür, diye düşünüyorum.

O yüzden, diyelim parti kapatmayı zorlaştıran Anayasa değişikliği konusunda sağlam durmanın zamanıdır. Anayasa'nın 69'uncu maddesindeki değişiklik için belki gerçekten, Anayasa Mahkemesi'nin 103/2 ile ilgili iptal gerekçesini görmek uygun olabilirdi. Anayasa Komisyonu'nda gerçekleşen "askıya alma"nın bununla sınırlı olduğu, kamuoyunu tatmin edecek bir biçimde ifade edilmeli. Bunun ardından da, 69'uncu maddedeki değişiklikle ilgili iradesinde bir zaaf işareti verilmemeli. Bu tür zaaflar, kurumları çökertiyor ve halkın iyileşme umudu muhatapsız kalıyor.

Aslında Anayasa Mahkemesi'ni de, TBMM'yi de, demokrasinin ve hukuk devletinin temel kurumları olmaları hasebiyle itina ile tartışmalardan korumak gerekiyor. Ama yaşanan ortam, düğmeye basma tedirginlikleri, bunu zorlaştırıyor.

Parti kapatma konusu, şimdi bu temel kurumlar için de öncelikle kendi kurumsal bağımsızlıkları, itibarları açısından bir sınav niteliğine bürünmüş bulunuyor.


16 ARALIK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ahmet Taşgetiren

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...