YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Olan biteni "anlayışla" karşılamak...

Bugün yazıya "ombudsman"lık taslayarak başlayalım:

İstanbul'da başlayan ve diğer illerde de destek bulan polis gösterisinin Türkiye'nin tarihinde bir ilk olduğu söyleniyor. Bu "ilk" karşısında özellikle ilk gün herkes gibi gazeteler de şaşırmış, ne diyeceklerini bilemez duruma düşmüştü. Ancak bu şaşkınlık ve tereddüt halinin bütün gazetelerde aynı derecede yaşandığını söylemek haksızlık olur; gazetelerin polis gösterisi karşısında takındıkları tavırdan dolayı bir sınıflamaya tabi tutulması yine de mümkündür.

Yasadışı polis gösterisinin ertesi günü gazeteler kabaca üç grupta toplanıyordu. Polis gösterisini eleştirel bir dille haber yapanlar; "nötr" kalmayı tercih edenler; ve nihayet bu yasadışı gösteriyi "anlayışla" karşılayıp, gösterici polislere selam gönderenler... İlk grupta öne çıkanlar Radikal ve bir ölçüde Milliyet, Yeni Binyıl, Evrensel ve Posta'ydı. İkinci grup Sabah, Star, Cumhuriyet, Takvim gibi gazetelerden oluşuyordu. Peki ya üçüncü grup, yani polis gösterisini neredeyse bir "zafer" gibi sunanlar hangileriydi? Çoğu zaman olduğu gibi birinci sayfasını "kurnazca" hazırlayan Hürriyet'i saymazsak, üçüncü grubun asil üyeleri "İslami basın" olarak nitelenen gazetelerdi. Yani "dört büyükler" olarak Akit, Milli Gazete, Zaman ve Yeni Şafak.

Çok düşündürücü bir tablo değil mi? Özellikle de son üç gazete için... Özellikle de son gazete için...

"İslami basın"ın kendini yasadışı polis gösterisine bu derece yakın hissetmesinin nedeni ne olabilir? İsterseniz Akit'i bu sorgulamanın dışında tutalım. "İslami basın"ın bu "militan" gazetesi zaten haberleri, "medyakritik"i ve başta başyazısı olmak üzere köşe yazılarının hemen tamamıyla yasadışı polis gösterisinde sokakları inleten siyasal içerikli sloganlara her zaman çok yakın değil mi?

Diğer üç gazetenin polis gösterisi karşısında "anlayışlı" davranmalarının ilk nedeni gösteri boyunca atılan sloganların herşeyden önce hükümet karşıtı nitelikte olmasıdır. Madem ki ortada "muhalif" bir tavır vardır, o halde Milli Gazete'nin "Polisin öfkesi", Zaman'ın "Polisin isyanı" ve Yeni Şafak'ın "Ve polis patladı" manşetlerini atmasının hiçbir sakıncası yoktur! Ne yani, polis de insan değil mi, o da "muhalif" olamaz mı?

"İslami basın"ın (Akit dışında tabii ki!) yasadışı polis gösterisine sempatisini esirgememesi sadece "muhalif" tutumundan mı kaynaklanıyor? Umarız böyledir... Umarız, polis gösterisi boyunca atılan siyasi içerikli sloganlarla "İslami basın"ın "özde" bir yakınlığı yoktur... Umarız, yasadışı polis gösterisi karşısında takınılan bu "anlayışlı" tavır tamamen "taktik" bir yayın politikasının sonucudur... Yoksa? Yoksa kendilerine söylenecek tek bir sözcük yok zaten...

Bugün günlerden 15 Aralık Cuma. Sabah gazetesi manşetten Tantan'ın "Devletin altına dinamit koymak isteyenler var" sözleriyle "Org. Kıvrıkoğlu'ndan sonra benzer bir tehlikeye dikkat çektiğini" bildiriyor. Milliyet gazetesi ise bu kez sürmanşetten Tantan'ın şu sözlerine yer veriyor: "Hepsini yakacağım". Köşeyazılarından "poliste büyük hesaplaşma"nın olduğunu, "Polis kardeşlerimiz'in "eğitimsiz taşra çocukları" olduğunu falan öğreniyoruz. Emniyet Eski Genel Müdürü Alaattin Yüksel "Sokaktaki işsiz polis oldu" diyor ve polislerin "taşra kökenli" olduklarına o da dikkat çekiyor. Yasadışı polis gösterisi sonrasında toplanan "Hükümetten tık yok"muş. İstanbul Emniyet Müdürü Kazım Abanoz, "eylemlerin siyasi yönü olmadığını" açıklamış. Polisi "kışkırtanlar" aranıyormuş...

Sonuç olarak, başta Hükümet olmak üzere kimsenin şaşırmış gibi bir hali yok! İstanbul Üniversitesi'nin önünden geçerken öğrencilere silah gösterip "hainler" diye bağıran 4 bin polisin "kışkırtıldığı"na oybirliğiyle karar verildi. Herşey yolunda, herşey kontrolumuz altında diyor emniyet amirleri. Eski İçişleri Bakanı Meral Akşener "Ben de aralarında olmak isterim" demiş. Bir başka eski İçişleri Bakanı, Nahit Menteşe ise "İşkenceci polis denilen kişilerin af kapsamına alınmamasını fevkalade hatalı buluyorum" açıklamasını yapmış. Yasadışı polis gösterisinin İçişleri Bakanı Tantan'ı yıpratmaya yönelik olduğu söyleniyormuş...

Ben bu "soğukkanlı" açıklamalardan bir şey anlamadım. Benim dikkatimi eski İnsan Hakları komisyonu Başkanı Sema Pişkinsüt'ün şu "sıcakkanlı" sözleri çekti: "İçişleri Bakanı sorumluluğunu yerine getirerek, bu genel müdürü (Emniyet Genel Müdürü) hemen görevden almalı, alamıyorsa kendi istifa etmeli."


16 ARALIK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Kürşad Bumin

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...