![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Düğme şapşallığıŞu gün için Türkiye'nin (hemen bütün dinamik siyasî güçleri kasdediyorum), üzerinde en çok durması gereken husus, NATO'nun ve Avrupa ordusunun alacağı yeni şekildir. Bu mesele o kadar önemli ki, Yalta Konferansı veya Türkiye'nin NATO'ya girişi kadar mühim. Çünkü Türkiye'nin bölgesel konumlanışı yeni baştan masaya yatırılmış vaziyette!.. Hal böyle iken, Clodia Roth kafasıyla düşünen ve ölüm oruçları gibi abes eylemlere Türkiye'yi kilitleyenler, ne kadar cahilce hareket ederse etsinler; hükümetin af yasasındaki tutarsızlığı da zaten bundan farksız. Kimse inkâr etmesin; polisi çılgına çeviren ve isyanlara sevkeden temel neden burada yatıyor. Rahşan Hanımın ve Adalet Bakanının eşinin işgüzar tavırları, maalesef Türkiye'yi büyük bir zaafa sürüklemiştir. PKK'lı teröristlerin ve TKP türevi muhtelif eylemci grupların açlık eylemleri için, neredeyse millet olarak gözyaşı dökmemize ramak kalmıştı. İki dış, bir iç düğme olayı
Bu kadar sağduyu fukaralığına pes doğrusu!.. Hapishaneleri kontrol altında tutan trörist gruplara hem bu kadar müsâmaha talep edilecek, hem hapishane işgallerinden şikâyete kalkılacak!.. Hem de buna insanî bir boyut ve demokratik bir vasıf eklenecek. Dolayısıyla, Ahmet Hakan dostumuzun her gün yarım saate varan ölüm orucu yaklaşımları, benim bile içimi baymadı desem yalan olur. Öyleyse tekrar edelim: Hem birileri Türkiye'yi zora sokan ve zaafa sürükleyen eylem tüccarlıklarına kalkışacak; hem de polisler yürüyünce, "acaba birileri düğmeye mi bastı?" diye panik üstüne panik yaşanacak. Eğer Türkiye'yi destabilize etmek amacıyla, birileri düğmeye bastıysa; unutmayın ki bu düğmelerin birincisi 6-7 milyar doların dışarıya transferi, diğeri de ölüm oruçlarının tezgâhlanışı olayıdır. İşte bu düğmelerden ilkinin Türkiye'yi, IMF ve uluslararası sistem nezdinde, ne kadar çaresiz düşürdüğünü görmüyor musunuz? Ölüm Oruç'ları da, hiç kuşkuya kapılmayınız ki bu düğmelerin ikincisi olmuştur. Uçuk ve kökü dışarıda bir solun (tabiî ki şimdi çoğu liberallik satıyor), ölüm orucu ve F Tipi lafazanlıklarıyla demokrasi talebi yapılamaz Türkiye'de. Ve bu tür denemeler, kaçıncı aldanışıdır Türkiye'nin? 12 Mart'a ve 12 Eylül'e nasıl geldi Türkiye? Türkiye bu tür denemelerle demokrasiye falan geçemeyeceği gibi; tam aksine, anti demokratik refleksleri kaşıya kaşıya, daha bir baskıcı rejimlere doğru sürüklenir de sürüklenir bu memleket. KOB ve ölüm oruçları
Eğer bu eylemlere bir mânâ vermek gerekirse; içimize çöreklenmiş ve bizi Avrupa Birliği'nden dışlamak isteyen mihrakların bir marifeti olarak bakmak gerekir. Zaten görmüyor musunuz? Son hadiseler üzerine, AB nasıl da atlayıverdi? Bütün bunlar, AB'ın, Türkiye ile olan mevcut zıtlıkları, alabildiğine artırmak denemesinden başka birşey olamaz. Bu açıdan düşünüldüğünde, Adalet Bakanı'nın ve hükümetin ölüm orucu yaklaşımları tam bir trajedi olmuştur. 50-60 gündür kimsenin üzerinde durmadığı ölüm oruçlarının, KOB krizi ile birlikte, aniden ayyuka çıkarılmasının sebebini maalesef hükümet iyi okuyamamıştır. Af konusundaki ciddi tutarsızlıklara da ister istemez böyle bakmak durumundayız. Halbuki AB'la ciddi kriz yaşayan, Avrupa Güvenlik ve Savunma İşbirliği konusunda hop oturup hop kalkan bir Türkiye'nin, hiç olmazsa kendi içinde sağlam bir görüntü vermesi gerekmez miydi? Maalesef böyle olmuyor. Türkiye ne zaman ki ciddi, uluslararası muzayakalara sahne oluyor; bu ülkenin pazarlık gücünü zaafa uğratmayı matuf eylemlerden geçilmiyor. Hele bir de devlet organları ve hükümet içinde yaşanan kırılmalar yok mu, değme gitsin. MİT, polis, ordu, ekonomi bürokratları!.. Bunların yaptığının birbirinden farkı var mı? M. Yılmaz ve FP'nin tarihi hatası
Burada, neredeyse 15 gündür susan Mesut Yılmaz'a da sormak gerekiyor: Türkiye'nin şu günkü günde başka bir işi yok mu da, cumhurbaşkanının süresini kafaya takıyorsunuz? Siz bu ülkede Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık yapmış birisiniz. Ecevit'in Köşk karşısındaki kompleksini, lûtfen daha fazla kaşımayın!.. Köşk'ün süresi ve yetkileri ile oynamayın!.. Memur kıyımı tasarısını asla bir daha gündeme getirmeyin!.. Hele hele, yarın bir kabine değişikliği olur da, görevden Tantan'ı almaya teşebbüs ederseniz, bir daha belinizi doğrultamazsınız. Bütün millet size, "Şimdiki zamanın Demirel'i" yaftasını yapıştırır ki, bu töhmetten asla kurtulamazsınız!.. Son bir not da FP için!.. Maalesef FP, hükümetin, Köşk tasarısının peşine takılmakla büyük bir oyuna gelmiştir. Aynen Küskünler harekâtında olduğu gibi!.. Bu partinin, Anayasa Mahkemesi'nin az çok nabzını tuttuğunu sandığımız Ahmet Sezer'i karşısına almaması gerekiyordu. Şimdi ne oldu? Öküz öldü, ortaklık bozuldu gibi bir durum değil mi? Halbuki FP'ye düşen, sağlıklı bir Türkiye değerlendirmesidir. Hüsamettin Özkan'ın kafasıyla bir yere varılmaz.
nturinay@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|