YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Bilişim'den

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

İslam'ın bayramları

Empati insani ilişkilerde olumlu bir merhalenin ifadesi. "Kendisini ötekinin yerine koyarak yaklaşmak, iletişim kurmak" demek. Yani ötekini anlamak, onun davranışının içine nüfuz etmek ve ona göre bir karşı davranış geliştirmek... Düşman gibi, mutlak rakip gibi görmemek karşıdakini... "Onun neden böyle davrandığını anlıyorum" diyebilmek...

İslam, tam da bunu istiyor insanlardan. Bunun terbiyesini veriyor bağlılarına... 1400 yıldan bu yana...

Sadece Hazreti Peygamber (s.a.)'in şu güzel sözü üzerinde düşünmek yeter:

"Bir Müslüman, kendisi için sevdiğini başka Müslüman için de sevmedikçe gerçekten iman etmiş olmaz."

İsterseniz buna da temel teşkil eden bir başka kutlu sözünü hatırlayalım Peygamber Aleyhisselam'ın:

"İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de tam iman etmiş olmazsınız."

Onun için sevgi ve diğerkâmlığın bir İslam toplumunu gergefteki nakış gibi birbirini bütünleyen bir ahenk içinde dokuması gerekir.

İslam, insan ilişkilerini böyle bir diğerkâmlık üzerine inşa etmiştir.

İslam'ın bayramı tekil yaşanan bir olay değildir. "Bayramlaşma" vardır İslam'da... Yani bayram, toplumca yaşanabiliyorsa bayramdır. Onun için bayramlaşma, bayramdaki yürek kıvancını ötekine taşıma eylemidir.

Selamlaşma da öyle...

Oruç, başlıbaşına bir kendini başkası yerine koyma terbiyesidir. Açları anlama temrinidir.

Kur'an "Ey insanlar hepiniz fakirsiniz" diye seslenir. "Allah'a muhtaçsınız" anlamına... (Fatır Suresi, 35/15) Yani kendini zengin zannedenlerin zenginliği de görecelidir. Onun için zenginin malında fakir için hak bulunduğunu bildirir İslam. İster ki zengin, kendini ayrı bir statüde görüp de kopmasın fakirin dünyasından... Onun için oruç, İslam kültüründe zekatla buluşur, fıtra ile buluşur... Oruç tutamayan da fidye verir bir fakire karşılık olarak...Yani oruca karşılık bir insanın yüreğine sevinç taşınmalıdır.

Sanki İslam, kalpleri bir dengede buluşturmak amacındadır. Sanki, bir sevinç yumağı söz konusu ise o, tüm toplumun yüreğini dolaşmalıdır, bir acı yumağı ise o da paylaşılmalıdır.

Yarın bayram.

Kendi çocuklarınızı sokak çocuklarının yerine koyarak düşünün bayramı... Ayakkabı alırken, karlar altında yırtık ayakkabı ile dolaşan köy çocuklarını unutmayın. Onların babalarının, analarının yürek burkuntularını...

Yetim, öksüz çocukları, çocuklarınız gibi görün. Harçlık verirken çocuklarınıza, başını okşarken, öperken, kucaklarken, koklarken, koklanmaya hasret çocukları hatırlayın...

Kimsesiz hastaları düşünün hastanelerdeki, huzurevlerindeki anne-babaları düşünün geleni gideni olmayan...

Onların yerine koyun kendinizi... Başka türlü nasıl anlaşılabilir onların yüreğinde olup bitenler?

Sofraya fukara sofralarında ne olup bittiğini düşünerek oturun.

"Kaç aç varsa hepsi ben, kaç liman önlerinde dönen, işsiz hamal hepsi ben..." diyor Sezai Karakoç diri bir Müslüman yüreğini konuştururken...

İşsizi düşünün kent meydanlarında bekleşen...

Sabahın köründe kırık-dökük atlı araba üzerinde sırtında bebesiyle çöp bidonlarından kağıt, plastik madde vs. toplayan annelerin yerine koyun kendinizi...

Cezaevi olaylarını düşünürken, teröre lanet yağdırmadan önce insanların hangi psikolojik atmosfer içinde terör iklimine sürüklendiklerini, ölüm oruçlarının, ateşle intiharın altındaki tükenişin halet-i ruhiyesini anlamaya çalışın.

Cezaevinde çocukları olan anne-babaları düşünün.

F Tipi'nde bir kişilik odalarda bir gün, sonra bir ay, sonra aylar, yıllar tutun yüreğinizi... Ne hale gelecek yüreğiniz? Haksız yere, adaletin adaletsizliği yüzünden yıllarını demir parmaklıklar arkasında geçirenleri düşünün.

Ya da çocuğunu trafik kazasında kaybetmiş anneleri...

Kendinizi okul kapısından kovulan başörtülü öğrenci yerine koymazsanız, işinden atılan başörtülü öğretmen yerine koymazsanız nasıl anlayabilirsiniz genç yüreklerdeki acıyı?

Memleket yolunda kar altında çoluk-çocuk 16 saat bekleyen insanların yürek daralmasını, kendinizi onların yerine koymadan nasıl anlarsınız?

Ya da daha evrensel planda büyütün yüreğinizi... Filistin'deki çocukların, annelerin yerine koyun kendinizi... Ya da Çeçenistan'daki... Etiyopya'daki açlara açın sofranızı...

Biliyorum, yüreğiniz paramparça olur bu dünyada, bu ülkede... Çünkü paylaşımsız yıllar, asırlar geçti hatta... Bencillik teknesinde yoğruluyor kişilikler... Onun için önünde insanların böcek gibi ezildiğini görenler bile şen-şakrak bayram yapabiliyor. İçmeye su bulamayanların yanında, parayı su gibi harcayanlar var...

Bayramın özü değişti.

İslam'ın bayramları, daha çok ezilmişlerin, altta kalanların bayramıdır. Çünkü İslam, güçlülerin elinden tutar ve onları güçsüzlerin yanına getirir. Der ki "Ver buna, verirken efelenme, başa kakma, sanki Allah'a karz-ı hasen sunar gibi ver. Ver buna çünkü vermen seni arındırır, malını, kalbini arındırır. Onun için vermek senin için bir ikramdır. Ver buna çünkü sen de onun gibi olabilirdin. Ver buna çünkü verdiğin senin değildir, sana verilmiş bir emanettir."

Bayramınızı yürekten tebrik ediyorum. Rabbim içinizdeki sevinçlerden, acılardan paylaşmayı nasib etsin. Dualarımız Müslümanca paylaşmanın yaşanacağı bayramlar için...


26 ARALIK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ahmet Taşgetiren

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...