![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Sürüye uymak zorunda değilizSon cezaevi olaylarını medya aracılığıyla izlerken, nedense, "Psikolojik harekâtlar ülkesi olduk" endişesi daha bir kökleşti. Operasyonları bazen kilometrelerce uzaktan izlemek zorunda bırakılan gazeteciler, 'jandarma kamerası' ile çekildiği bildirilen görüntüleri hiçbir değişime uğratmadan ekranlara taşıdılar; gazeteler de, resmi ağızlardan çıkanları, ne kadar çelişkili olursa olsun, sorgulamadan sayfalarına aktardılar... "Gördüklerimiz ve okuduklarımızın acaba ne kadarı gerçeklerle örtüşüyor?" Tv izleyerek, gazete okuyarak haber alanların bu soruyu zihinlerinde sürekli taşıdıklarını sanıyorum. Nitekim, kendini bir eleştiriciye açık tutan tek gazete olan Milliyet'in ombudsmanı Yavuz Baydar'ın dün aktardığı şikâyetler, haber bombardımanından okurların duyduğu rahatsızlığı sergiliyordu. "Tek yanlısınız" diyor okurlar, "Yanıltıcı açıklamalara çok fazla değer veriyorsunuz..." Okurların yanlış ve kasıtlı bilgilendirilme konusunda bilinci, on yıl önceki Körfez Krizi sırasında yaşananlarla oluştu. Körfez Krizi, ABD tarafından, kalıcı etkileri olacak bir 'psikolojik harekât' mantığı içerisinde yürütüldü. Haber alma kanallarını kısıtladı Pentagon, sadece resmi açıklamaların televizyonlar ve gazetelerde yer bulmasını sağladı; o günlerde yapılan açıklamaların bir çoğunun gerçekleri yansıtmadığını biliyoruz. 'Psikolojik harekât' içerisinde yer alan bir dezenformasyon oyunu dünya medya tarihinde yerini aldı: Iraklılar tarafından ailesi öldürülüp kendisi perişan edilen bir kız hüviyetiyle kameralar önünde ağlayan çocuğun, Kuveyt'in Washington büyükelçisinin kızı olduğu sonradan anlaşıldı. Körfeze sızan petrolden etkilenen karabatak görüntüsünün 'sanal' olduğu da epey sonra öğrenilecekti. Bizde ise, dezenformasyona dayalı 'psikolojik harekâtın' çok daha yakın örneklerini biliyoruz. Himaye altındaki, faaliyetlerine göz yumulan örgütler, zamanı geldiğinde, 'İslâmcı teröristler' yakıştırmasıyla toplum karşısına çıkartıldı. Bir ara eylemleriyle kamuoyunu günlerce meşgul eden tipler vardı, şimdi hiçbirinin esamesi okunmuyor; belli ki, görevlerini ifa ettikten sonra dağıtıldılar... Televizyonlarda hâlâ kullanılan pek çok 'irticai' görüntünün 'sanal' olduğuna kuşku yok; gazetelerde manşet olan nice rapor ise, günün şartlarına uygun hayali tespitleri yansıtıyordu... Biz bu gerçekleri yazdıkça "Komplocu" nidâlarıyla üzerimize gelenler, gerçek 'komplo' manzarası karşısında ne diyeceklerini şaşırdılar. Şemdin Sakık adlı PKK yöneticisinin yakalanması sonrasında başlatılan 'psikolojik harekât', sanık ifadesi diye sunulacak bir metinde kimlerin hedef alınacağı, sözde itirafların hangi gazete ve kanallara servis edileceği, çarpıcı yazıyı hangi kalemin yazacağı ayrıntılarını bile hesap eden bir incelikle sahneye konuldu. 'Andıç' belgesiyle varlığı ispatlanmış olan 'psikolojik harekât'ta görev alan sözde gazeteciler, sözde yazar ve başyazarlar, sözde televizyoncular, bugün de, yeni operasyonlarda aynı türden bir işlev üstlenmiş olabilirler pekâlâ... Bu sebeple, ekrandan gördüklerimiz ve gazete sayfalarında okuduklarımızdan kuşku duymakta, görüntülerin ve yüzeysel bilgilerin ötesini araştırmakta yarar var... Dün, 'sanal irtica' ile toplumun bir bölümü diğerine karşı tavır almaya sevk edilmişti; bugün de, muhtemelen, bir başka 'sanal tehlike', olabildiğince abartılarak tersinden benzer bir sonuç zorlanıyor... Sanal 'irtica tehdidi', o günlere kadar hiç değilse yüzeyde 'demokrat' görünme ihtiyacı duyanları operasyoncu güçlerle aynı saflara itti; o sürecin mağdurları, 'sanal tehdit' ile oluşturulan yanlış saflaşmanın kurbanlarıdır... Bugün yaşananların da, bir başka 'tehdit' karşısında, mağduriyetleri sineye çekme sonucu vermesinden korkulur... Böyle ortamlarda, 'sağlıklı' düşünebilen, 'akıntıya karşı' tavır alabilen yürekli siyasiler kadar, mesleğin onurunu her şeyin üstünde tutan kalem erbabına, televizyoncu ve gazetecilere ihtiyaç duyulur. 28 Şubat medya için sıkı bir sınavdı, o sınavdan pek az kişi yüzü ak çıkabildi; şu sırada yaşananlar da öncekinden hiç farkı bulunmayan bir sınav. Saflarımız giderek seyrekleşiyor... 'Aydın' kişi kendisine sunulanları sorgulayandır; gerçek gazeteci ise, 'resmi' ağızların söylediklerini ancak kuşkuları ortadan kaldıracak sağlam bilgilere kavuştuktan sonra kabul eder...
fkoru@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|