![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Medyadan uzak durmak...
Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Turgut Tarhanlı, cezaevi müdahalelerinde saydamlık sağlanamadığından bahisle "Hep tek kaynaktan bilgilendik" diyor. Çok haklı. Müdahalenin özellikle ilk günlerinde şu ya da bu bakanın (hem de) ayaküstü yaptığı bazı açıklamalar ve görüntü düzeyinde "Jandarma kamerası"ndan ulaşanlar dışında başka bir bilgi kaynağımız yoktu. Aslına bakarsanız şimdi de yok... "Jandarma kamerası" adı verilen haberciyle ilk kez karşılaşıyoruz. Bu "kamera" işini bayağı iyi de yapıyor: Çanakkale Cezaevi'nde Fidan Kalşen'in alevler içinde can vermesini görüntülemeyi kaçırmamış. Görüntüyü kaçırmamakla kalsa neyse, görüntüleri özel televizyonlara ulaştırmayı da unutmamış. Özeller zaten bu tür görüntüler için yanıp tutuştuklarından, vay sen misin bu bandı bize veren... Pekiyi bütün bunlar niçin? "Jandarma kamerası" bu olayı niçin kaydeder, niçin özel televizyon kanallarına verir, özeller bunu niçin yayımlar, seyirciler bunu niçin seyreder... niçin? 23 Aralık tarihli Hürriyet bu genç kadının ölümünü "Ortaçağ gibi" manşetiyle vermiş. "Fidan Kalşen, arkadaşlarınca koğuş parmaklıklarına zincirlenip, üzerine tiner dökülerek diri diri yakıldı" diyor. Aynı tarihli Milliyet manşeti "Canlı meşale." Bu gazeteye göre Fidan Kanşen "Önce üzerine benzin döktü. Ve ateşe verdi." Hürriyet'i yönetenlere bir kadının kendisini ateşe vermesi az gelmiş; onu önce parmaklıklara zincirletecek, üzerine tiner döktürecek... Milliyet'in 24 Aralık tarihli sayısında Jandarma Genel Komutanı'nın bir açıklamasına ilişkin şu "özel haber"i okuyoruz: "Orgeneral Aytaç Yalman, operasyonu yönetecek subayları psikolojik harpten seçti. Jandamaya operasyon öncesi insan hakları semineri ve 'Onlar da evlatlarımız. Düşman değiller. Hepsini sağ istiyorum' talimatı verildi." Gördüğünüz gibi, basında yer alan en "masum" haberlerden birisini seçiyorum bu defa. Bırakalım hepten yoldan çıkmış diğerlerini, şu "özel haber" bile tek başına nasıl bir dünyada yaşadığımızı pek güzel yansıtmıyor mu? Bu dünya "gerçeklik ilkesi"nin çoktan saf dışı bırakıldığı, tarihin, sosyolojinin ve siyaset bilimin bize tanıttığı "gerçeklik"in yerini patolojik bir hayalgücüne terkettiği ve en nihayet bu "hayalgücü"nün otoriterlik ve totaliterlik arasında gidip gelmesi kaçınılmaz olan "dil"inin kendini tek iletişim aracı olarak dayattığı bir dünyadır. Böyle bir dünyada medyanın düşünceye olumlu etkisinden söz edilemez. Böyle bir dünyada düşünce hayatının yapması gereken ilk şey, kendisini medyanın bu otoriter-totaliter ve de aynı zamanda had safhada sağlıksız "dil"inden olabildiğince sakınmasıdır. Sakınılması gereken sadece medyada yer alan "haber"ler midir? Cezaevlerindeki örgüt üyelerinin zihinlerinin ne derece "işgal altında" olduğunu açıklamak gibi bir misyonla donatılmış olan köşeyazılarının "işgalci" yorumlarına ne demeli? En ağırbaşlılar içinde yer alan bir köşeyazarının şu teşhisine bakın: "Batı'dan farklı olarak, bizde sorun, güçlü ve yerleşik bir devlet otoritesinin alanını daraltarak demokratikleşmek değil. Demokrasinin kurulmasına dahi imkan vermeyecek ölçüde gevşemiş devlet otoritesini tesis etmek. 1991'den bu yana girilemeyen koğuşların varlığı aşırı devlet otoritesiyle açıklanamaz." (Gündüz Aktan, Radikal) Sanırsınız ki ortada devletin cezaevlerinde (tabii ki hukuk kuralları çerçevesinde) otoritesini tesis etmesine karşı çıkanlar var. Sanırsınız ki elimizde, Batı'dan farklı olarak devlet otoritesini önce güçlendirip sonra daraltmamıza imkan sağlayan yepyeni ve bize has bir siyaset kuramı var. "Leninist-Stalinci" örgütleri bütün türevleriyle ifşa etmek zor bir şey değil. Peki ya devlet otoritesini? 15 yaşında çocukları 6 yılda militan yapmayı başaran devlet otoritesini kim sorgulayacak? Bu da Batı'da karşılaşılmayan ve psikanaliz terimleriyle hiç mi hiç açıklanamayacak olan bize has bir özellik değil mi?
kbumin@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|