![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Benzerliğin bu kadarıGeçen hafta Yeni Şafak'ta okuduğum bir haber beni oldukça düşündürdü. Haberde İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin ülkesine ifade özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü ilkelerini getirme çabalarının başarısız olma yolunda olduğu belirtiliyordu. Bilindiği gibi 1997'de oyların % 70'ini alarak iktidara gelen Hatemi yetkisizlik ve muhafazakar mollaların gücü sebebiyle gittikçe hedefinden uzaklaşmakta. Son olarak da kendisiyle aynı görüşlere sahip Kültür Bakanı'nın istifasını kabul mecburiyetinde kalmış. Bu haberin beni bu kadar düşündürmesi, hatta endişelendirmesi İran'la Türkiye arasındaki şaşırtıcı benzerlik yüzünden. Okuyucularım hatırlayacaklar, daha önce de bu benzerliğe dikkat çekmiştim. İran'da da iktidarda toplum mühendisliği görevini üstlenmiş bir güç var, Türkiye'de de. Her iki ülkede de Meclis'in ülke yönetimindeki yetkileri ve etkinlikleri sınırlı; ülkenin kaderine halk ve temsilcileri değil, belirli kurumlar ve kurullar hakim. Orada da bu kurulların benimsediği temel tercihlere paralel siyasete izin veriliyor bizde de. Düşünce ve ifade özgürlüğü orada da sınırlı bizde de. Kadın olmanın ve kadın olarak toplumda yer almanın İran'da da bir bedeli var, Türkiye'de de. Onlar isteseler de istemeseler de örtünmek zorundalar, bizimkiler de başlarını açmak. Yurt dışına giden İranlı kadınların yabancı ülkeye varınca ilk işleri başlarını açmak oluyor, bizde üniversite kampüsü dışına çıkan dini hassasiyeti olan genç kızların ilk işleri de başlarını kapamak. Bu listeyi hayli uzatmak mümkün. Her iki tarafta millete kendi düşüncelerini dayatanlar bunu yüce bir ideal uğruna yaptıklarına inanıyorlar ve davranışlarının meşruiyetini bu inançlarından alıyorlar. Yegane fark, İran'daki muhafazakar mollalar bunu din adına yaparken Türkiye'deki mevcut sistemin muhafızlarının bunu din haline, aşkın bir değer haline dönüştürdükleri laiklik adına yapmaları. Ve her ikisi de aslında dayatmacı politikalarıyla inandıklarını ifade ettikleri dine veya laikliğe zarar vermekteler ve bunun farkında değiller. Benzerlik bu kadarla da kalmıyor. 1997'de İran'da cumhurbaşkanlğı makamına aslında aynı muhafazakar ekipten, yani en az mollalar kadar dindar ama dayatmacılığa karşı, düşünce ve ifade hürriyetine, hukukun üstünlüğüne taraftar bir kimse getirildi: Muhammed Hatemi. Ve Hatemi geçtiğimiz süre içinde kendi düşüncelerini hayata geçirmek ve uzun vadede sistemin devamını sağlamak, çöküşünü engellemek için çaba harcıyor. Türkiye'de de bu makama sistemin içinden, laikliği su götürmez ama dayatmacılığa karşı, demokrasi, düşünce ve ifade hürriyeti, hukukun üstünlüğü taraftarı bir kimse seçildi: Ahmet Necdet Sezer. O da şimdi kendi imkanlarıyla demokrasi ve hukukun üstünlüğü mücadelesi veriyor. Memurları kıyım kararnamesini geri çevirdi, şartlı tahliye yasasını birinci seferde veto etti, militan bir demokratı yargı sisteminin dışına itti... O da halkın büyük desteğine sahip. İki ülke arasındaki benzerliğin bu kadarı sizi de şaşırtmış olmalı. İşte bu benzerlik ve iki ülkenin kaderinin bu kadar birbirine bağlanmış olması beni İran'daki gelişmelere karşı duyarlı hale getiriyor ve orada Muhammed Hatemi'nin başarısız olma ihtimali beni endişelendiriyor. Açıkçası filmin ikinci versiyonunu burada izlemek istemiyorum.
makifaydin@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|