YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Bilişim'den

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

İki bayramı birbirine eşit olan zarardadır

Bugün "arife" son oruç tutuluyor. Yarın ise "Oruç Bayram"ı otuz günlük "oruç"u tutmanın ardından gelen ödül ve mutluluk. Oruç'la insanın vaad edilen ödülü alabilmesi için kendini yenileyerek, iki günü birbirinden farklı kılması gerekir.

Oruç ayı'yla bütün toplum ciddi bir sınavdan geçiyor. Herkes kendisi değişmeden toplumun değişmeyeceğinin bilincine varıyor. Oruç'la donanan beklenen dönüşümü kolaylıkla başarır. Değişimin olmadığı yerde dönüşüm de olmaz.

Geçen bayramla, bu bayram birbirinden farklı değilse, toplumda bir gelişmenin olması mümkün değildir. Bu yüzden, her gelen bayram, geçen bayram'dan daha güzel, daha verimli ve daha aydınlık olmalı.

İki bayram'ı birbirinden farklı kılamayan, toplumu yoksullaştırır. Yoksulluğun önüne geçmenin yolu, iki günü, iki haftayı, iki ayı ve iki yılı birbirinden farklı kılmaktan geçer.

İki bayramı birbirine eşit olan "toplamı sıfır olan oyun"da olduğu gibi, toplumun zenginliği ve mutluluğuna hiçbir katkıda bulunmaz. Onun topluma olumlu ya da olumsuz bir etkisi olmaz. O kaynakların el değiştirmesine aracı olan sıradan bir insandır. Bu yüzden o topluma faydadan daha çok zarar getirir.

İki bayramı birbirinden daha kötü olan "toplamı negatif olan oyun"da olduğu gibi, toplumun kaynaklarını israf ederek, herkesi yoksullaştırır. Böyle insanların sayısı yüzde ellinin üzerine çıkarsa, toplumun çökmesinin önüne kimse geçemez.

İki bayramı birbirinden daha iyi olan "toplamı pozitif olan oyun"da olduğu gibi, toplumun kaynaklarını büyüterek, zenginliğine zenginlik, gücüne güç katar. Toplumları aydınlık günlere onlar taşır.

Bir ülkenin üretim gücünü, iki bayramı birbirinden olumlu yönde farklı kılanlar büyütür. Onlar olmasa ülkeler "ürün", "hizmet" ve "bilgi"lerini dünya pazarlarına taşıyamazlar. Dünya pazarlarında olmayan ülkeler, hiçbir ülkede olamazlar.

Türkiye gibi, üretmesini bilmeyen ülkeler, IMF'nin verdikleriyle yetinmek zorunda kalırlar. Yardım alanların kişilikli olmaları mümkün olmadığı gibi, toplumları değiştirecek gücü de kazanamazlar.

Türkiye yetmiş yıldan beri kötü yönetildiği için her şeyini Batı'dan ithal etmek zorunda kaldı. Her şeyin dışarıdan ithal edildiği bir ülkede ekonomi, siyaset ve kültürde özgün bir gelişme sağlanamaz.

Türkiye'nin yolunu devlet hazinesinden geçinenler değil, elinin emeğiyle geçinenler açacaktır. Çünkü elinin emeğiyle geçinen insandan daha üretgen, daha verimli ve daha güçlü bir kaynak yoktur.

Türkiye'deki bozulmanın kaynağında, kendi elinin emeğine değil de, başkalarının elinin emeğine dayananlar vardır. Onların dayandıkları kaynaklar kurutulmadıkça, Türkiye yoksulluktan knurtulamaz.

Bütün okuyucuların "bayram"ını, "bayram" olması dileğiyle kutluyorum.


26 ARALIK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Nazif Gürdoğan

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...