![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Bu annenin kızını bulun!İnsanî hiçbir acıya duyarsız kalamayız. Bir çiçeğin çiğnenmesine de, bir kedinin dövülmesine, bir kuşun kanatlarının yolunmasına da... Hatta vazonun parçalanmasına da... Elektronik postanıza mesajlar yağıyor, okuyorsunuz ve değerlendiriyorsunuz. Kimini kimi düşüncelerle eliyorsunuz, ama eleyemedikleriniz var. İşte bir annenin mektubu. "Kızımı arıyorum" diye çığlık atıyor. İsmi Zeynep Arıkan. Ne diyebilirsiniz ona? Öncelikle duymamanız, "Bu çığlık beni ilgilendirmiyor" demeniz mümkün mü? Ardından, "Yok hanım, senin kızın falan kayıp değil, sen rol yapıyorsun, teröristler adına propaganda peşindesin" diyebilir misiniz? "Hayata Dönüş Operasyonu"nu yaptınız, bitti. Medya operasyona uygun yayınlar yaptı, kamuoyu ikna oldu ve mesele kapandı. Acaba kapandı mı? Kapanmıyor. Cezaevlerinde bayram vesilesiyle görüşler, aileler, avukatlar görüşüyor ve mahkumların-tutukluların nakledildiği F tipi cezaevlerinden feryadlar yükseliyor. "Feryatlar"ı da, terör propagandasının uzantısı olarak görebilirsiniz, ama devam eden açlık grevlerini, peş peşe çıkan-çıkacak olan cesetleri görmezden gelemezsiniz. Yani sorun bitmedi. Mahkum-tutuklu ailelerinin "F tipi cezaevlerini boşken medyaya ve mahkum yakınlarına gezdirmiştiniz, şimdi de gezdirin" şeklindeki çağrıları anlamsız değil. Evet, ben de katılıyorum bu görüşe: "İnsanî boyut"u önemsediğini düşündüğüm Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, kendi denetimindeki cezaevlerinin özellikle F Tipi cezaevlerinin, şu andaki durumunu medyaya açmalı, hatta mahkum yakınlarına açmalıdır. İnsanlar, "TMY 16'da değişiklik yapılmadan, gerekli ortak mekanlar üretilmeden F tipi cezaevlerine nakil olmayacak" şeklindeki söz çiğnendiğine göre, şu anda içerde ne olup bittiğini görmelidir. Zeynep Arıkan imzalı e-mail var elimde... "Kızım arıyorum" diyor. Ben şu ifadelerin, her insanın içini yakacak bir ateş topu olduğunu düşünüyorum: "KIZIMI BULAMIYORUM!!!! " Şu an son isteğim çocuğumu ölü ise yanmamış, parçalanmamış vücudunu, sağ ise ölüm orucunun 67. gününde hiç değilse son defa göreyim... Kaç gündür hastane, hapishane kapılarındayım. Hayat kurtaranlara soruyorum çocuğum nerede? Ümraniye'den Haydarpaşa Numune Hastanesi'ne getirdiklerini duydum önce. Koştum... Hiçbir haber yok! Telefon geldi, kurşun yarası var, Cerrahpaşa'ya götürüldü diye.. Nasıl gittiğimi hatırlamıyorum. Bir yandan kan anonsları yaptırıyorum, bir yandan hastaneye koşuyorum.. Gittim orada da yok. Ertesi gün Bayrampaşa Hapishane Hastanesi'ndedir diye oraya gittim. Akşama kadar bekledim. 'Burada yok git Kartal hücre tipine bak, oraya götürmüşlerdir' dediler. Ümraniye boşaltılalı 4 gün oldu. Kızım nerede? Soruyorum Kızım nerede? Bugün 67 gündür aç olan ölüm sınırındaki kızım nerede???? Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar... Doğru.. Sizler çabuk unutursunuz.. Ama acı çeken unutmaz. Sorunlar bitmedi. Acımıza ortak olmasanız bile hiç olmazsa görmezden gelmeyin!!!" Bu annenin çağrısını "duyarsızlık"la mı karşılamamız gerekir? Bunu ben duymamalı mıyım? Bunu bir Adalet Bakanı duymamalı mı? "Bırakınız ölsünler" mi demeliyiz? Derin acılar derin nefretlere dönüşüyor. Toplumun farklı kesimleri bu acı ve nefretlerle derin kopuşlara sürükleniyor. Oysa bir iletişim kanalını açık tutmak zorundasınız. Ben, sözkonusu örgütlerin hiçbir davasına yakınlık duymuyorum. Hatta şu anda Türkiye'ye olumlu anlamda sunabilecekleri bir mesajlarının bulunduğunu da düşünmüyorum. Ama, bunlar bu ülkenin insanları ve bu insanları kangren olmuş bir uzuv gibi kesip atma hakkının olmadığını düşünüyorum. Ne yazık ki merkezdeki bir irade, kangrenleştiğini düşündüğü farklı toplum kesimlerini kesip atarak işin içinden çıkacağını düşünüyor. Oysa kangrenleşme derinleşiyor. Kürt meselesi çözülemedi...Doğu-Güneydoğu'da bir toplum kesimi sancılı. 28 Şubat'tan bu yana İslam'la ilgili inanç özgürlüğü probleminde kangrenleşme var. Son olayların bir boyutu Alevi vatandaşlarımızı ateşin içine çekiyor. "Terör bitti" deyip bitirmek yetmiyor. "Başörtüsünü hallettik" demek de hiçbir şeyi çözmüyor... "Hayata Dönüş Operasyonu" da cezaevi önündeki çığlıkları örtmüyor... Devlet güçlü, tamam, el attığı alanda gücünü gösteriyor... Ona da tamam. Ama onunla bitmiyor. İşte ölüm oruçları sürüyor. Ne yapacaksınız? Her ölüm, devlet gücünü tartışma alanına sürüyor. Her ölüm, devlet gücünü sorguluyor. "Kızımı arıyorum" diyen bir annenin çığlığı her şeyden göçlüdür. Sayın Adalet Bakanı, siz gene yüreğinizin sesini dinleyin, bu, devlet için de daha hayırlı olandır, gidin şu bayram günlerinde, mesela Sincan F tipi Cezaevi'ni bir dolaşın, çağırın medya mensuplarını gezdirin... Hiç olmazsa TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyelerini gezdirin... Onlar bir açıklama yapsınlar. Eğer aileleri, avukatları taraflı buluyorsanız, hiç olmazsa TBMM Komisyonu üyelerinin, insan hakları kuruluşlarının tarafsız gözlemleri yansısın kamuoyuna... Bugün bunu yapmazsanız, yarın AB'den bir heyet gelir ve girer cezaevlerine, devletin itibarı asıl o zaman yara alır... Sayın TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyeleri, cezaevi operasyonlarının yol açtığı kırgınlık, atalete sürüklememeli... Zeynep Arıkan ve benzeri annelerin-babaların çığlığı size de ulaşmalı... Bulun bu annenin kızını... Cevap verin "Oğlum soğuktan donuyor" diye feryad edenlere...
atasgetiren@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|