YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Ekonomi

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 


İSO Yönetim Kurulu Başkanı Hüsamettin Kavi:

Halk yok, başarı da yok

"Yükün halka yüklendiği ama halkın düşüncelerinin, fikirlerinin paylaşımadığı süreçte, başarının hiç mümkün olamayacağını hep beraber gördük."

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Hüsamettin Kavi, hükümetin uyguladığı ekonomik programı destekleyen ancak, yapılması gerekenler konusunda da sık sık uyarılar, teklifler, raporlar sunan bir sanayici. Bir yıldır hep iyi niyetle doğru bildiklerini anlattı. Zaman zaman arkadaşları onu çok yumuşak bir üslup kulanmakla suçladı ama o doğruları güzel bir üslupla dile getirme âdetinden vazgeçmedi. Ta ki, piyasaları allak bullak eden mali kriz ve yeni bir IMF kredisi gündeme gelinceye kadar... İSO Başkanı Hüsamittin Kavi ile ekonomik programın akibeti, sanayinin içinde bulunduğu durumu ve yapılması gerekenleri konuştuk.

Sayın Kavi, hüküme- tin uyguladığı istikrar programı ve bu programın doğurduğu problemler Türk sanayiini ve sanayicisini nasıl etkiledi?

- Biz enflasyonla mücadele ederken, bu ortamda sadece üretim ekonomisi ile başarılı olunacağı gerçeğini unuttuk, gözardı ettik. Dünyanın her yerinden borç bulabilirsiniz, ama bulduğunuz borçların hepsi geçicidir. Asıl olan, bu aldığınız borç ve geçici süreler için temin ettiğiniz kredi imkanları ile temelde üretim ekonomisinin rekabet gücünü artırabilmek. İşte biz bu yapı içinde dış ticareti, cari işlemler açığını gözden kaçırdık. Bir de bütün bunların üstüne hükümetin istikrar adına söyledikleriyle yaptıkları arasındaki çelişkiler limitlerin çok üstüne çıkınca mali sistemdeki rahatsızlıklar ortaya çıktı. Size borç verenler tekrar durumlarını düşünmek bir tarafa aksiyon haline dönüştüler ve çıktılar, 7 milyar dolar çıktı, gitti.

Piyasalar tamamiyle durdu

Bu durum piyasaları nasıl etkiledi?

- Sistemdeki denge bozuldu. Borçluların üzerine çok ağır bir yük yansıdı. Bütün bunlar piyasadaki arz-talep dengesini çok sert bir şekilde bozdu ve talebi yok etti. Bugün piyasada talep tamamiyle yaşamsal, birinci derece öncelikli ihtiyaçlara yönelik. Hiç kimse yarının ihtiyaçlarını bugünden tamin etme yoluna gitmiyor. Piyasalar tamamiyle durmuştur, hiçbir hareketlilik yok, esnaf siftah etmeden kepenk indiriyor sözcüklerinin arkasındaki gerçek bu olmalı. Ayrıca, bu gelişmeler ticaretle uğraşan insanlar arasındaki ilişkilere de yansır. Elinde imkanı olanlar bile, verdiği çekini, senedini veya ödeyeceğini söylediği tarihi dahi unutmakta, taahhüdünü yerine getirmemeyi bir hak görmekte.

Kavi'den veryansın!..

Peki efendim, bir yanda daralan bir iç pazar ve ağır vergiler, diğer yanda dünya ile rekabet. Bu ortam üreticiyi bunaltmıyor mu?

- Bütçenin finansmanındaki yol çok uzun yıllardır vergi gelirlerini arttırmaktan geçiyor. Nereye kadar? Vergi gelirlerini arttırmanın iki yolu vardır. Birincisi vergi tabanının genişletilmesi, vergi mükelleflerinin sayısını arttırmak, ve vergiyi adil ve taşınabilir bir boyuta çekmek. Bu vergiyi artıracak bir yöntem ancak, Türkiye bunu tercih etmez. Türkiye, mevcut vergi mükelleflerinin yükünü attırarak, tahsil ettiği parayı büyütmeye çalışır. Ancak bu hiç de öyle değil. Siz bunu artırmaya çalıştıkça, insanların üzerindeki yükü artırdıkça onlara tek bir şans bırakırsınız; kayıt dışına yönelme. İnsanları suçlayamazsınız. İnsanlara zaman içinde biz değerlerini kaybettirdik. Ahlakı, itibar edilen bir değer olmaktan çıkardık. Vaktiyle sözlü yapılan ve insanların sadece söze itibar ettikleri bir ortamdan, yazılı akitlerin bile geçerli olmadığı bir döneme geldik.

Faturayı ödetemezsiniz

- Peki ne yapmak lazım?

- Şu anki tablo aslında sadece bir sonuç. Kamunun, topladığı vergilerin nasıl kullanıldığı konusunda kamuoyuna şeffaf olmaması, verginin kullanımı konusunda vergi mükelleflerinde güvensizliğe neden olmakta. Bugün devlet olarak mali sistemi denetleme yetkisini üzerine almışsınız. Ama mali sistemi denetleyememekten dolayı, Fon'daki 11 bankanın açığı ve 3 tane kamu bankasının görev zararı 2000 rakamlarıyla yaklaşık 50 milyar dolar. Bugün devlet bu 50 milyar doların ve cari bütçe açığının finansmanını artık, bu ekonomiyle, üretim kesimine, topluma yaptıramaz. Ne yapmak lazım? Bu devlet yapısının değişmesi lazım. Savurganlığa son vermesi lazım. Harcamalarını kontrol altına alması lazım. Elindeki varlıklarını ve verimsiz olan, kendi yük olduğu gibi zaman içinde de yeni yükler yaratan işletmelerini rehabilite edilmek üzere ekonomiye kazandırması lazım. Bunun adı özelleştirmedir. Devletin olan şey, görünen o ki hiç kimsenin değil. Hiçkimsenin olan bir işletmenin yükü de toplumun üstündedir.

Hükümet ortaklarının siyasi geleceklerini tehlikeye atmamak için bazı adımları atmadıkları söyleniyor.

- Gördüğüm kadarıyla toplum, sanayici, ekonominin diğer çevreleri, hatta hatta daha düne kadar bu konuda hiçbir bedel ödemeyen mali sektör bile bir bedel öderken siyasetin bir bedel ödediğine, bunun öz eleştirisini yaptıklarına pek tanık olmadım. Onlar da bedel ödemeli.

Hükümetin iş dünyasının taleplerine kulak tıkamasını neyle izah edebiliriz? Siz de bundan yakınan birisiniz.

- Bizim son yıllardaki gözlemimiz şu ki, hükümetlerimiz, randevu istediğimiz zaman veriyor. Gidiyoruz, görüşüyoruz, düşüncelerimizi, fikirlerimizi iletiyoruz ancak ortadaki gerçek şu; sadece dinliyorlar. Önerilerimizin hayata geçtiğini malesef söyleyemiyoruz. Bu tek taraflı bir süreç. Biz ortaya öneriler, fikirler koyuyoruz. Bunların hayata geçmemesi bizi üzüyor. Eğer yanlışsa birileri çıkıp bize yanlış düşündüğümüzü söylesin. Eğer doğru söylüyorsak niçin hayata geçirilmiyor? İnsanın fikir boyutunda heyacanlarını körelten, üretim kabiliyetini caydıran bir tutum.

Dikkate alınmak için TÜSİAD VE TOBB gibi sert eleştiri mi yapmak lazım?

Hayır. Türkiye'de gerçekleri çığlık atmadan, doğru bir üslupla, dürüstçe anlatan insanlara sistemin itibar etmesini sağlamak zorundayız. Geriye dönülmez bir noktada mesajları çığlıklarla verebilen bir ülkede siyasi ve ekonomik istikrarın gerçekleştirilmesi mümkün değil.

Halk olmazsa, başarı hiç olmaz

Bu yönetim anlayışı ile ekonomik program başarıya ulaşır mı?

- Programda bir eksik var. Bunu her zaman söyledik. Hükümete teklif olarak götürdük. Bunu, hükümet programı olmaktan çıkarın, toplum programı yapın dedik. Bunu yapamadık. Halka maledemediğiniz bir programın, bir tarafta bu yükü halkın taşımasını isterken, diğer tarafta halkın sözünün ve fikirlerinin paylaşılamadığı bir süreçte, başarının mümkün olamayacağını hep beraber gördük. Paylaşma ortamını gerçekleştiremediğiniz zaman böyle beklenmedik krizler ve hüsranlarla karşılaşmak kaçınılmaz hale gelir. Bunun faturasını da ülke olarak ödemek durumunda kalırız.

Tünelin ucu gözüktü

Ekonomi ne zaman düzelir?

Artık bu sürecin sonuna dayandık. Çünkü istihdama, iş kaybına yönelik yeni haberlerle üzüntülerimiz artıyor. Türkiye'nin, üretimden başka hiçbir çıkış yolunun olmadığını anlaması, devletin ekonomiden süratle elini ayağını çekmesi, insanların tasarruflarını verimli projelere yönlendirmesi ve ortaya çıkacak katma değeri de çalışanlarıyla paylaşması gerektiğini görmekten başka çaresi yok.

 


Kağıda basmak için tıklayın.

 

 

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...