YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Bir hukuk adamı bildirisi

Yargıtay Başkanı Sami Selçuk'un konuşmasından geniş alıntıları, haber sütunlarımızda okuyacaksınız. Kendisini bizzat dinlemenizi de isterdim. Çünkü düşüncelerine yansıyan bir gönül derinliği var, ve o ancak sesiyle bütünleşince hissedilebiliyor.

Sami Selçuk, yurduna sevdalı bir insan. Halkına sevdalı bir insan. Hukuka-yargı bağımsızlığına sevdalı bir insan. Özgürlüğe sevdalı bir insan. Bilime sevdalı bir insan. Barışa, hoşgörüye sevdalı bir insan.

Yurdu söz konusu olunca, onun bir uluslararası mahkemede bir günde 11 kez insan hakları konusunda yargılanmasından büyük azap duyuyor, yurdunun dünya gündeminde işkence iddiası ile sorgulanmasından azap duyuyor, Avrupa'nın kenar mahallesinde kalmasından, "Türkiye gerçeği" gibi "ufuk daraltıcı" alanlara sıkıştırılıp insan haklarından yoksun bırakılmasından, reformlar konusunda sürekli uyarılan ülke olmasından azap duyuyor. Geçmişinde ırkçılık, engizisyon olmayan bir ülkenin, insan hakları konusunda dünyaya öncülük edebileceğini düşünüyor. Bölünmeden ve kimliğini kaybetmeden evrensel insan haklarının yaşandığı bir Türkiye istiyor...

"Yaşasın Türkiye!" tarzındaki coşkulu sesleniş ona ait.

Halkına sevdalı Sami Selçuk....

"Hakk'ın sesi halkın sesidir" sözü çok anlamlı onun için.

"Cumhursuz Cumhuriyet, halksız demokrasidir" onun için.

"Demokraside herşeydir halk" onun için.

"Halk yönetimin her kademesinde her zaman olmalıdır, odak halktır. Cumhuriyet Cumhurun yönetimidir" onun için.

Halka güven duyulmamasını kabul edemez onun için...

"Derin bir demokrasi gereklidir" onun için.

"Yaşasın demokratik Cumhuriyet" tarzındaki coşkulu sesleniş de ona ait.

Sami Selçuk, "Sağlam bünye sessiz çalışır" diyor. Laiklik, demokrasi, insan hakları alanında yoğun tartışmalar bulunuyorsa bu ülkede, bünye sağlıklı değildir, ona göre. "Laiklik ve anayasayı en az tartışılan alanlar haline getirmeliyiz, diyor, ülke sağlığı için..."

"Kira sözleşmesi'nde özgür irade beyan edemeyeceği endişesiyle kiracıyı koruma özeni gösteren Türk hukuk sistemi, 1982 anayasının özgür iradeyi gölgeleyen şartlarda oylanmasını içine sindiremez," diyor.

18 yılda 18 maddesi değiştirilen ve 90 maddesinde de değişiklik istenen,"bireyin özgürlüklerini nasıl kısıtlarız mantığına dayalı" bir anayasa ile insan hakları hayata geçirilimez ona göre. "Ana karnındaki bebeği bile hukukun öznesi yapan demokrasinin kazandığı" bir dünyada, "Hukukla boğuşmaktan vazgeçelim" çağrısı da, "Ötekini kazıma girişimini terketme" çağrısı da hukuka sevdalı bu adama ait..

"Devletlerin uygar olup olmadıklarının insan hakları konusunda duyarlı olup olmadıklarına göre belirlendiği" bir dünyaya göre bir Türkiye standardı arıyor insan haklarında...

Sonra "bilimle inatlaşmama"ya, "süzme evrensel kavramların içini boşaltmama"ya, "halkımızın sağduyusuna güvenmeye, halkı eğitilecek çocuklar gibi gören paternalist devlet anlayışından kurtulmaya" çağırıyor. Bilgilerimizden kuşkulanmaya, özeleştiriye çağırıyor. "Demokrat insan"a "özgür birey"e ulaşma hedefini koyuyor Türkiye'nin önüne.

Sonra "özlemler"ini sıralıyor... Onların paylaşıldığı ümidini vurguluyor.

Burada yine bir derin sevda akıyor. "Yaşamın en önemli gerçekliği ortak insanlığımızdır" diyen bir adam Sami Selçuk. En derin özlemi, "Etkili ve saydam bir yönetim"i ve "insanı insanca yaşatan toplumsal adaleti hakim kılmak" olan bir hukuk adamı.

"Sorunlar içinde bocalayan bir Türkiye" hüzün veriyor ona.

Ve "bir yol ayrımında", "kimsenin susma hakkının olmadığı" bir yol ayrımında herkesi göreve çağırıyor.

Sami Selçuk, polemik niteliği taşımayan, vakur bir konuşma yaptı. Sanıyorum bir kısım insanın tedirginlikleri vardı o konuşmadan önce. Geçen yılki konuşmasından bu yana, Yargıtay Başkanı Doç. Dr. Sami Selçuk'u "irtica ve bölücülük"ten hangisinin yanına yerleştireceğine karar veremeyen "fişlemeci zihniyet", bu yılki konuşmaya karşı da belirgin bir teyakkuz durumunda idi. Eğer kışkırtılmaya hazır değillerse, bu konuşmanın onları kışkırtma niteliği taşımadığı açık. Ama bu konuşmanın bir tefekkür, özeleştiri, kendini yineleme çağrısı niteliğinde olduğu da açık.

Konuşma, derin muhtevası ile, güncel tartışmalar içinde bir pusula niteliğinde görülebilir.

İnsan, herşeye rağmen, bu ülkenin, hakikat arayışındaki hukuk adamlarına sahip olduğunu gördüğünde, onların askeri brifingler iklimini aşıp, zaman zaman meslekdaşlarını bile kapsam alanı içine alan yanlış şartlanmaları geçip, gerçeği, yalnızca gerçeği seslendirme çabalarına baktığında, ümitleri yeniden tazeleniyor.

Türkiye'nin kalıcı sesidir bu, diye düşünüyorsunuz.

Bize göre siyasal kimliği de bulunan bir hukuk adamı olarak Hikmet Sami Türk de yakaladı bu kalıcı sesi.

Anayasa mahkemesi başkanlığında Cumhurbaşkanlığına uzandığı zaman diliminde, sayın Ahmet Necdet Sezer de yakaladı...

Türkiye tüm yurda açık bir beyin fırtınası yaşıyor. Bu fırtınanın sonunda, engin bir durulma geleceğine inanabiliriz. "Düşünce farklılığında rahmet olduğunu" zaten biliyoruz.

Hakikat sevdalıları "susma hakkımız yok" diye seslenen Sami Selçuk'u bir kere daha dinlemeli.


7 EYLÜL 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ahmet Taşgetiren

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...