![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Her şeyin bir sırası var...Bir süredir 'derin' sıkıntılarla baş etmeye çabalayan Türkiye'nin çıkış kapısının 'hukuk' olacağı anlaşılıyor... Kuşku duyulmayacak bir başka gerçek de, çağı yakalama mücadelesinde, halkın yanında yer alan hukukçularımızın varlığı... Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in maddi-mânevî bütün baskılara direnmeyi göze alarak 'hukukîlik' çizgisinden sapmaması, Adalet bakanı Prof. Hikmet Sami Türk'ün şamar oğlanına döndürülmek istenen yargının bağımsızlığını sahiplenmesinden sonra, Yargıtay başkanı Doç. Sami Selçuk da, Türkiye'nin hukukta çağdaşlığı yakalama dışında bir seçeneği bulunmadığını vurgulayan bir konuşmayla kamuoyunun karşısına geldi. Bu üç 'şık' çıkış, geleceğe dönük olumlu beklentilerimizi pekiştirmekte. Türkiye'nin önündeki en ciddi sorun şu sıralarda tartışılanların hiçbiri değil; önüne dayatılan yapay gündem maddelerine halkın metelik verdiği yok. Belli çevrelerin her vesileyle ısıtıp piyasaya sürdükleri 'irtica tehlikesi' halktan hiç ilgi görmüyor, kendilerini akıllı sanan bir kaç saftorik dışında kimseyi kandırmıyor. Ekonominin, mutfaktaki yangının 'gerçek' gündem maddesi olduğu belli, ancak onun da temelinde daha köklü bir sorun yatıyor. Çıkışları dikkat çeken üç hukukçu herbiri kendi açısından o soruna dikkat çekiyorlar işte: Çağın yönelişinin dışına düşme tehlikesi... Sistem üzerindeki 'vesayet' gölgesi de, "Yargıya gericiler sızdı" paranoyası da hep aynı yanlış hareket noktasıyla ilgili: Türkiye'nin 'kendine özgü' şartları vardır; bu yüzden çağdaş demokrasiyi, hukukun hakemliğini kabul edemeyiz... Otoriter bir yapıyı savunanlar, hukukîlik yerine 'rejimin bekâsı' gibi soyut kavramları öne sürenler, hep bu bahanenin arkasına sığınıyorlar. Bıraksanız, Türkiye'yi, düne kadar küçümsedikleri 3. Dünya ülkelerinden biri durumuna getirmekte tereddüt etmeyecekler. Tartışmanın şu sıralarda alevlenmesi, Türkiye'nin 10 Aralık 1999 tarihli Helsinki Zirvesi'nde AB adayı ilân edilmesiyle yakından ilişkili. Her AB adayı gibi, Türkiye'nin de, siyasî ve hukukî yapısını AB'nin 'Kopenhag kriterleri'ne uyumlu kılması gerekiyor. Bu ise, iktidar mücadelesinde her zaman üstte kalmayı becermiş 'geleneksel yönetici seçkinler'in konumlarını terk etmeleri anlamını taşıyor. Yönetici seçkinlerin çıkmazı şurada: Türkiye'yi 200 yıldır belli bir hedefe doğru onlar yönlendirdiler, şimdi o hedefin doğal sonucu olarak AB üyeliğini kabul etmek zorundalar; oysa AB üyeliği için 'gerek şart' olan kriterler kendi iktidarlarını sarsacak bir yapısal çerçeveyi zorunlu kılıyor... Vesayetçi anlayış sayesinde ayakta kalmış, hukuku siyasete âlet etmiş, halkı sistem dışı tutmuş, hükümeti kim kurarsa kursun ipleri elinde tutmayı becermiş seçkinler, 'hukukun üstünlüğü' ilkesini baştacı eden demokrat ülkelerdeki gibi bir sistemde sahneyi terk etmeye mecburlar... Türkiye, Doç. Selçuk gibi cesur hukuk adamlarının rehberliğinde, kaçınılmaz tarihî görevini üstlenme noktasına doğru ilerliyor. Yargıtay başkanı, AB ile bütünleşmiş, İslâm Dünyası'na ve Orta Asya'daki cumhuriyetlere 'model', çağdaş bir Türkiye ülküsünü dile getirdi; dünya küçüldükçe Türkiye'nin büyüdüğünü söyleyerek... Bu ülkünün gerçekleşmesini, Türkiye'nin değişmesine, üstünlerin hukukunun yerini hukukun üstünlüğüne bırakmasına bağladı. Hukukçuların son zamanlarda her vesileyle kafalara kaktığı gerçekler, sıkıntının nereden kaynaklandığına da ışık tutuyor: Köhnemiş düşüncelerin, vesayetçi anlayışın eline kendilerini teslim etmiş siyaset esnafı ile gücün emrine girmiş medya... Cumhurbaşkanı, Adalet bakanı, Yargıtay başkanı konumundaki hukukçuların "Adalet mülkün temelidir" anlayışına sahip çıkmaları, devletin her organının değişik inançlar ve farklı kimlikler karşısında yansız kalmasını savunmaları bir cesaret işidir; oysa meşruiyetini halkı temsilden alan siyasiler ile halkın haber alma hakkını yerine getirdiğine inanıldığı için saygı gören medyanın o ülküye sahip çıkması bir 'görev'dir... "Berlin'de yargıçlar var" görüşünü imparatora karşı seslendiren Alman çiftçisinin gururuyla, "Ankara'da hukukçular var" diyebiliyoruz bugün. Keşke aynı gururu yakından izlediğimiz siyaset ve içinde yer aldığımız medya ortamları için de duyabilseydik... Lütfen bana inanın: Ona da sıra gelecek...
fkoru@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|