|
|
 |
Tutuklama furyası
Atatürk'ün Selanik'teki evinin kundaklanması üzerine İstanbul, İzmir ve Ankara'da ortaya çıkan olayların sorumlusu olarak soğuk savaş döneminin bir ürünü olarak komünistler suçlandı. Kemal Tahir, Aziz Nesin ve H. İzzettin Dinamo'nun da aralarında bulunduğu 45 solcu tutuklandı.
6/7 Eylül Olaylarını kışkırtanlar Hükümet tarafından alelacele ilan edilir: Komünistler. Türkiye'de komünizm birinci ve öncelikli iç tehdittir. Bu nedenle her taşın altında komünist aranan bir dönemdir. 9 Eylül günkü Cumhuriyet gazetesinde beş sütuna manşetle şu başlık yer alır: "Yağmaların ve tahrikçilerin merkezi Beyrutta bulunan kızıl bir teşkilat." Bu haberden üç gün sonra toplanan TBMM'de bir kısım milletvekilleri komünistler için meclis bahçesinde darağaçları kurma fikrini tartışırlar. Yayınların ardından aralarında Kemal Tahir ve kardeşi Ratip Tahir, Aziz Nesin, Hulisi Dosdoğru, Hasan İzzettin Dinamo, Nihat Sargın, İlhan Berktay, Müeyyet Boratav, Can Boratav, Aslan Kaynardağ, Asım Bezirci'nin aralarında bulunduğu 45 kadar fişli solcu tutuklanır. Olaylardan aylar önce öldükleri halde aceleyle listeye isimleri konulanlarda var. Tutuklanan solculardan Hulusi Dosdoğru sorgulamalarda sanıkların yabancı devlet ajanlarıyla ilişki kurdukları şeklinde itirafta bulunmaya zorlandıklarını dile getiriyor. Aylarca tutuklu kalan solcular delil yetersizliğinden beraat ederler. Aziz Nesin, "Salkım Salkım Asılacak Adamlar" isimli kitabında, solcuların tutuklanmasıyla ilgili şu ilginç değerlendirmeyi yapıyordu: "Bu aklın Menderes'in aklı olduğunu sanmıyorum. Kulağımıza geldiğine göre, facianın ertesi günü İstanbul'a gelen Menderes'e bu aklı başkaları vermiş. Aklı verenlerin içinde ünlü bir gazeteci-yazar da var deniliyordu, eski CHP savunucularındandı. Kitaplarını sevdiğim ve değer verdiğim için söylentilere dayanarak adını vermek istemiyorum. Menderes, denize düşenin yılana sarılması gibi bu akla sarılmış olabilir ve İçişleri bakanı Gedik de buyruğunu verir emniyet müdürüne: 6/7 Eylül'den sorumlu tutulacak ve suçlanmaları kamuoyunda tepki yaratmayacak 50-60 kişilik bir komünist listesi hazırlansın çabuk!"
Gerçekler yıllar sonra anlaşılıyor
Olayların sıcaklığı geçtikten sonra Yunan Hükümeti Türkiye'nin Selanik Konsolosluğu'nda çalışan Yunan uyruklu Hasan Uçar isimli kavas ile Türkiye bursuyla Selanik Hukuk Fakültesi'nde okuyan Yunan uyruklu Oktay Engin'i tutuklar. İddiaya göre Atatürk'ün evi, Oktay Engin'in azmettirmesiyle Hasan Uçar tarafından kundaklandı. Bir süre tutuklu kalan Oktay Engin daha sonra Türkiye'ye kaçar. Engin'in 1953 yılında bursiyer olarak Hariciye kadrosuna girdiği Yassıada Duruşmalarında ortaya çıktı. Engin'in Türkiye'de birden fazla işte çalışıyor gösterilerek maaş aldığı anlaşıldı. Maaş aldığı mesleklerden biri de gazeteciliktir. Bu gazete ise Cumhuriyet'ti. Engin, Cumhuriyet'te Atina Radyosu'nu dinlemekle görevlendirilir. Engin sonraki yıllarda kaymakamlık ve valilik de yapar.
Fatura Menderes ve Zorlu'ya çıkarıldı
6/7 Eylül Olayları'nın faturası 27 Mayıs'tan sonra Başbakan Menderes ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'ya çıkarılır. İki siyasetçi Yassıada Duruşmalarında 6'şar yıl hapse mahkum edildiler. Davanın diğer sanıkları delil yetersizliğinden beraat ederler. Gazeteci Fatih Güllapoğlu'nun "Tanksız Topsuz Harekat" isimli kitabında ilginç bir sır deşifre edilir. Özel Harp Dairesi'nde üst düzey görevlere bulunmuş emekli bir generalin, "6/7 Eylül de bir Özel Harp işidir, ve muhteşem bir örgütlenme idi... Amacına da ulaştı." şeklindeki sözleri bomba gibi düşer tartışmaların içine. Ortaya çıkan bir diğer gerçek ise İstanbul Ekspres gazetesi sahibi Mithat Perin'in Milli Emniyetin bir elemanı olduğunun ortaya çıkmasıydı. Perin 1962'de MAH Başkanı Fuat Doğu'ya gönderdiği bir mektupta gazetecilik hayatı boyunca açık-gizli hiç bir faaliyetten geri durmadığının servis tarafından bilindiğini belirterek yardım istiyordu. 6/7 Eylül Olaylarında önemli rol oynayan Kıbrıs Türktür Cemiyeti yöneticilerinden pek çoğunun MAH mensubu olduğu ileri sürülüyor.
Zorlu'yu mahkum ettiren tanıklık
DP döneminin Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü (6/7Eylül Olaylarında Başbakan Yardımcısı) 27 Mayıs 1960 ihtilalinden kısa bir süre sonra Türkiye'ye dönerken gazetecilere olayların arkasında Menderes ve Bayar'ın bulunduğunu söyledi. Bu iddia Türkiye'yi uluslararası arenada zor durumda bırakabilirdi. Köprülü'nün kendisini kurtarmak için yaptığı manevra memleket aleyhine bir tutum olarak değerlendirildi. Milli Birlik Komitesi Üyesi Alpaslan Türkeş, Köprülü'ye iddialarını geri alması için çok sert bir uyarı gönderdi. Köprülü ikinci bir demeçle önceki iddialarını yalanladı. Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ise, Fuat Köprülü'nün damadı Coşkun Kırca'nın tanıklığıyla mahkum edildi. Kendi isteğiyle tanıklık yapan Kırca, Yassıada'da Zorlu'nun 6/7 Eylül Olayları'nda birinci dereceden rolü olduğunu ileri sürdü. Kırca, Zorlu'nun Londra Konferansı sırasında Türkiye'ye bir telgraf göndererek, görüşmeleri etkilemek için gösteriler düzenlenmesini istediğini iddia etti. Ancak sözü edilen telgraf ortaya çıkarılamadı. Mahkeme Kırca'nın iddialarını geçerli kabul ederek, Zorlu'yu 6 yıl hapse mahkum etti. Londra'daki görüşmelerde Türk heyeti içinde yer alan ve marksist hariciyeci olarak bilinen Mahmut Dikerdem'e göre Kırca'nın tanıklığı gerçeklere aykırıdır. Adnan Menderes'in avukatlığını ve Adalet Partisi Genel Başkan Yardımcılığı yapan Talat Asal da, 13 Ocak 1995 yılında Sabah gazetesinde yayınlanan "Müvekkilim Adnan Menderes" başlıklı yazı dizisinde, 6-7 Eylül Olayları Davası'yla ilgili olarak, Coşkun Kırca'nın Başbakan Menderes ve Dışişleri Bakanı Zorlu aleyhindeki ifadesinin 6-7 Eylül olayları davasındaki mahkumiyet kararının temelini oluşturduğunu belirtiyor.
Dikerdem'in tarihi tanıklığı
Dikerdem, "Ortadoğu'da Devrim Yılları" kitabında, Zorlu'nun 6-7 Eylül olayları ile hiç bir ilgisinin bulunmadığını vurguluyor. Dikerdem'e göre Kıbrıs sorununu bir süre için dondurmayı Ankara'ya öneren Zorlu'ydu. İşte Dikerdem'in söyledikleri: "Zorlu, nasıl olurdu da Moratorium'u (erteleme) düşünürken, öte yandan kamuoyunun tahrik edilmesini isteyebilir? Nitekim Zorlu söz alıp Yüce Divan Başkanına, 'Tanık Kırca o tarihte Nato'da ikinci katipti. Her halde okuduğu telgrafları iyice değerlendirecek kadar olgunlaşmamıştı' dedi. Oysa gerçek başka idi. Kırca okuduğunu anlayacak kadar akıllıydı, ama 6-7 Eylül sanıkları arasında bulunan Fuat Köprülü'nün damadı idi, kayınbabasını kurtarmak için her çareye başvurmayı meşru görüyordu. Kırca'nın gerçekleri çarpıtan tanıklığına karşı savunma tanıklığı yapmak üzere Zorlu'nun avukatına başvurdumsa da Yüce Divan savunma tanıklarının dinlenmesine gerek görmediğini bir ara kararıyla bildirdi. Bunun üzerine Zorlu, 'Savunma tanıklarının dinlenmesine gerek görülmemesini Yüksek Mahkemece suçsuzluğuma kaanaat getirilmiş olmasının delili sayıyorum' dedi. Fakat 6/7 Eylül olayları davasında altı yıl hapse mahkum olmaktan kurtulamadı."
Olay adam anlatıyor
Bombalama günü Selanik'te değildim
Nevzat DEMİRKOL
Yeni Şafak, 6-7 Eylül olaylarına neden olan Selanik'teki Atatürk'ün evini bombaladığı iddia edilen Oktay Engin'i buldu. Engin, 6-7 Eylül olaylarının tertipçileri oldukları tezini ileri süren çevrelerin gözden kaçırdıkları bir gerçeğe vurgu yaptı. "6-7 Eylül veya 6 Eylül olaylarının görgü tanığı değildim. O tarihte Yunanistan'da değildim" diyen Engin, 27 Mayıs'ta Yassıada'da neden yargılandığını ise şöyle anlattı: "27 Mayıs ihtilalini müteakkip Yassıada'da ben de yargılandım. Olaylarla ilgili veya ilgisiz 100'e yakın tanığın beyanlarını dikkatle izledim. Bunlardan bir bölümü ihtilaldan önceki DP iktidarına düşmanlık kusmak, bir kısmı da ihtilal yönetimine şirin gözükmek amacıyla sahneye çıkmıştı. Bu açıdan beyanatlarıyla hakikate ışık tutmak beklenemezdi. Tarafsızlığına güven duyulacak nitelikteki tanıklardan hiçbiri böyle bir hükümet tertibine makul bir gerekçe bulma imkanı da yoktu."
"Bombayı biz koymadık"
Oktay Engin, Atatürk'ün evinin bir camının kırılmasıyla sonuçlanan, son derece acemice planlanan ve gerçekleştirilen bombalama olduğunu belirterek şöyle anlatıyor: "5-6 Eylül gece yarısı Selanik'te Aziz Atatürk'ün doğduğu evin arka bahçesinde bir bomba patlıyor. Ekspertiz raporuna göre el yapımı iptidai bir patlayıcı. Evin küçük bir camı kırılıyor. Yunan polisi bir hafta kadar olayın failini bulamadı ve 12 Eylül günü T.C. Başkonsolosluğu Kavası Hasan Uçar'ı tevkif etti. Atatürk'ün evi ile Başkonsolosluk aynı bahçede bulunuyordu. Kavas Hasan da Atatürk'ün evinin temizliği ile de meşgul idi. Hasan Uçar, aslen Gümüşhaneli, benim hemşehrimdir. Olaydan iki yıl önce benim aracılığımla bu görevi elde etmişti. Hasan ifadesinde benim ismimden de söz edince 17 Eylül'de ben de tutuklandım. Güya, bombayı Adnan Menderes Konsolos aracılığıyla göndermiş, bu bombanın yerleştirilmesi işi Hasan'a verilmiş, Hasan Bey de işi yapmakta tereddüt gösterince, onu işe yerleştirdiği ve velimineti olduğum için, benim müdahalem gerekmiş."
Tiyatro aktörü gibi savcı ve sorgu hakimleri
Engin, "Ben ve Hasan 9 ay tutuklu kaldık. Olayı bize kabul ettirmek için çeşikli baskılar uyguladılar. Amaçlarına ulaşamayınca ileriki bir tarihte mahkememiz görülecek diye bizleri salıverdiler. Başlangıçtan itibaren savcılar ve sorgu hakimleri bir komedi tiyatrosu aktörleri gibi hareket ediyor, benim ve Hasan'ın olayla ilgimiz olmadığını bildiklerini, ancak işlerine böyle geldiği için bir tutumu benimsediklerini açıkça söylüyorlardı."
"Bombayı Rumlar koymuş olabilir"
"Oradaki evler 1924'de Anadolu'dan gelen Rumlara verilmiştir. Rumlar arasında, milli mücadele sırasında yakınlarını ve mallarını yitiren çok kimse vardı. Bu yüzden Türklere karşı fevkalade menfi düşünüyorlardı. Kanaatimce, olayın faillerini bunlar arasında aramak gerekirdi."
ABDULLAH MURADOĞLU
|
 |
|