|
Son müdahalenin başarısı nereden?
Son müdahalenin bir ABD operasyonu olduğunu, ilk Mahir Kaynak açıklamıştı... Taha Kıvanç ağabeyimiz de, Amerikan Enformasyon Ajansı'nın 1996 Eylül'ünde düzenlediği anket sonuçlarından yola çıkarak bu bilgiyi teyid ediyordu.
Ankete göre "Türkler İslamcılığa kayıyor"du.
1997'nin Mayıs ayında ABD Dışişleri sözcüsü "Türkiye'de istikrarsızlık istemiyoruz" diye açıklama yapınca, antimilitarist kesim az da olsa umutlanmıştı.
Dahasını da söylüyordu sözcü:
"Türkiye'de sivil bir Cumhurbaşkanı, sivil bir Başbakan var. Türkiye demokratik bir ülkedir. Öyle kalmaya devam edecektir."
Graham Fuller'in sözleri daha netti:
"Amerika Türkiye'deki darbeyi desteklemez. Amerika'nın beğenmediği ve desteklemediği siyasetler olabilir. Bu, kaotik bir süreci ve darbeyi istediği anlamına gelmez. ABD ve Avrupa, Türkiye'nin siyasî istikrara kavuşmasını ister. Çünkü aynı ittifak içinde yer alıyorlar ve ilişkilerinin tarihi bir geçmişi var."
12 Eylül darbesini izleyen yıllardı.
"Darbeler ve dış bağlantıları" kurcalanıyor...
27 Mayıs'ın halk hareketi mi, yoksa benzerlerine muz cumhuriyetlerinde sıkça rastlanan "kökü dışarıda" bir cunta kalkışması mı olduğu tartışılırken, Amerikalı general Talbott son noktayı koymuştu:
"ABD'nin desteklemediği hiçbir darbe başarılı olamaz."
Açıklama, "27 Mayıs halk hareketidir" diyenlerin suratında tokat gibi patlamıştı, ama hiçbiri de çıkıp akim kalan diğer teşebbüslerin perde arkasını kurcalama gereği duymamıştı.
Tescilli üç darbe ABD icazetliydi, başarılı oldu.
Ama Talat Aydemir, Amerikalıların ısrarlı telkinlerine rağmen darbeye kalkıştı ve bunun bedelini de darağacında sallandırılarak ödedi.
60'lı yılların sonunda, dönemin Genelkurmay Başkanı Cemal Tural'ın darbe girişimi de, tıpkı Aydemir gibi, "dış destek" bulamadığı için bastırılmıştı. Tural da, hemcinsleri gibi, daha katı bir yönetim istiyordu.
Akim kalan üçüncü darbe teşebbüsünün altında Cemal Madanoğlu imzası var. "9 Mart cuntası" olarak da bilinen Madanoğlu hareketi, öncekilerden farklı olarak "sivil" bir ayağa da oturuyordu.
Sivil-asker konsensusu...
Madanoğlu NATO'ya, CENTO'ya ve BM'ye karşıydı.
Daha çok Ortadoğu'daki "Baas" örgütlenmesini model almıştı.
İşin teorik altyapısını "Yön" ve "Devrim" dergileri oluşturuyordu.
Mümtaz Soysal, Doğan Avcıoğlu, Hasan Cemal, İlhami Soysal ve İlhan Selçuk hareketin teorisyenleriydi...
Sivil-asker konsensusunu gözeterek sağlam bir altyapı (!) oluşturan Madanoğlu bir şeyi hesap edemedi:
ABD'nin rolünü...
ABD, uzun vadede kendi çıkarlarını tehlikeye sokacak hiçbir örgütlenmeye göz yummazdı.
Öyle de oldu:
9 Mart cuntası, 12 Mart 1971'de tasfiye edildi.
CIA kaçkını ajanlardan Philip Agee de Talbott gibi düşünüyor:
"ABD'nin desteklemediği hiçbir darbe başarılı olamaz. ABD, CIA eliyle uzun yıllardan beri dost istihbarat teşkilatları ile çok yoğun bir işbirliği içindedir. Bu teşkilatların eğitimi, ilerlemesi ve donatılmasını CIA sağlar."
Dış bağlantısı güçlü bir meslektaşımız, önceki yıl Amerika'ya gitmiş, orada bazı temaslarda bulunmuştu.
İzlenimlerini aktardığı yazısından şu cümle aklımda kalmış:
"ABD artık sivil yönetimi muhatap alıyor."
Sözüne dayanak olarak da, Türkiye'nin dış politikada ABD-İsrail yörüngesine girmiş olmasını gösteriyordu. Gelişmeleri doğru okuyan bir başka meslektaşımız da, son müdahalenin ABD icazetli olduğunu, ama daha fazla ileri gidilmesi (müdahalenin bir darbeye dönüşmesi) halinde duruma seyirci kalmayacağını anlatıyordu.
Son müdahalenin başarısı buradan mı geliyor yoksa?
7 EYLÜL 2000
|