YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

Tabutçu

İşte bir kez daha aynı talihsiz durumu yaşıyorum. Aradığım kitabı kitaplığımda bulamıyorum. Tolstoy'un Halk İçin Hikayeler adını taşıyan birkaç ciltlik bir kitabı vardı. İçinde ibret alınacak pek çok öykü bulunuyordu. Şu sıralarda onlardan birini başkalarıyla paylaşma ihtiyacını duyuyordum. Eğer kitabı ve özellikle o öyküyü bulabilmiş olsaydım, oradan özetlemeye çalışacaktım. Ama yok, kitap yok, kaybolmuş: ya birine vermiş unutmuşum, ya da çoğu kereler olduğu gibi birileri kitaplığımdan alıp gitmiş, bir daha da getirmemiş. Oysa hep söylüyorum, benim kitaplığımdan kitap almak cinayet işlemek gibi bir şeydir. Kitaplığımı başkalarının oraya kitap bırakmasına açık tutuyorum, ama oradan, hele bilgim olmadan kitap alınmasına razı değilim. Bir gün, oradan ne gibi bahanelerle kitap yürütüldüğünü de anlatmak isterdim, ama korkarım kötü örnek oluşturur.

Anlatmak istediğim öykünün adını unutmuş bulunuyorum. Bir tabutçuya ilişkin bir öyküydüydü. Hatırlayabildiğim kadarıyla öykü şöyle bir şeydi: Tabut imal ederek geçimini sağlayan bir adamcağızın işleri, galiba biraz durgunca gidiyorken, çevrede zenginlerden birinin ölümcül bir hastalığa yakalandığına dair bir haber işitilir. Haberi alan tabutçu, adamın nasıl olsa öleceğini hesaplayarak adamın servetine yaraşır bir tabut imal etmek ister. En değerli malzemeyi bir araya getirir, sanatının bütün hünerlerini ortaya koyar, keser, biçer, yapar, yakıştırır, gece boyunca çalışıp (belki de birkaç gece ve gündüz) tabutu meydana getirir. Tabutu cilalar, görenlerin ölmek isteyeceği güzellikte bir sanat eseri ortaya çıkartır. Fakat bu işi çıkartmak için kendini öyle helak etmiş, öyle yorulmuş, öyle hırpalanmıştır ki, bedensel gücü daha fazla yaşamaya takat getiremez ve adam, ölmesi beklenen zengin kimseden daha önce bekâ âlemine göçer. Hem de, yaptığı tabutun yanı başında. Ziyaretine gelenler, onu, orada, kendi elleriyle yaptığı tabutun yanında ölmüş bulunca, bu tabutu -bu güzellikteki bir tabutu- ancak kendisi için yapmış olabileceğini düşünerek onu o tabutun içine koyarlar ve öylece defnederler.

Öykü belki tamı tamına böyle değildi. O kitabı kitapçı arkadaşlarıma sipariş verdim, eğer şu sıralarda bulabilirlerse, bir de oradan yeniden özetlemek isterim.

Ama benim aklımda kaldığı biçimiyle ve kaldığı kadarıyla bile, öykü kendinden alınması gereken hisseyi vermekte kıskançlık göstermiyor sanıyorum: başkaları için tabut hazırlayanlar, hiç akıllarında yokken, hazırladıkları tabutlara kendileri konabilir! Gün doğmadan neler doğar! Veya gün ola, harman ola! Veya kim eşer derin kuyu, o düşer yüzün koyu!

Ama doğrudan, başkaları için tabut hazırlayanlar, o tabuta kendilerinin konulabileceğini akıllarında tutmalıdırlar, diye de okuyabiliriz bu öyküyü. Vesselam.. olamaz mı?


7 EYLÜL 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Rasim Özdenören

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...