![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Cumhuriyet'in yaşaması benim de derdimHabercinin kendisinin haber olması kadar garip bir duygu yoktur. Cumhuriyet'i çıkaranlar geçen hafta o duyguyu yaşadılar. Sütunlarda, okurların, "Gazete satıldı mı?" diye sorduklarını okuduk. Ben de beğenerek alan bir okuru olsam, "Cumhuriyet'i Sabancı ve İş Bankası satın aldı" haberini duyunca şaşırırdım... Cumhuriyet okurları "Doğru olabilir mi?" diye bana bile soruyorlar... "Hayır" diyorum, "Haber duyduğunuz gibi değildir..." Cumhuriyet epeydir kriz yaşıyor; yeni okur bulamayan her gazete krize girer... İşadamları, yaşasın diye, reklâm pompalıyorlar; haftada iki kez verdiği kitap promosyonu bankaların kasasından... Gürbüz Çapan altyapısını modernleştirdi. Aydın Doğan'dan Dinç Bilgin'e gazete patronları kâğıt sıkışıklığına düştüğünde yardıma koştu. Mehmet Yıldırım ve Hüsamettin Kavi bile "Cumhuriyet kurtulsun" diye kolları sıvadı... Sabancı Grubu ile İş Bankası zor durumdaki Cumhuriyet'in bir tarafından tutmak için devrededir... Bu izahımı duyunca, çoğu epey yaşlı okurlarının yüzü buruk bir ifadeye bürünüyor... Geçmişte de durum bugünkünden fazla farklı değildi... İlhan Selçuk'un 75'inden sonra büründüğü 'holding patronu' rolünü, tek parti döneminde Yunus Nadi, sonraları Nadir Nadi oynamış durmuş... İki gündür "Yaşadıklarım - Dinlediklerim" adlı anı kitabından aktarmalar yaptığım Burhan Oğuz bu duruma ışık tutan bilgiler aktarıyor... 'Sosyalist' eğilimli Burhan Oğuz, anılarında, İkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye'deki Nazi yanlılarının faaliyetlerine de temas ediyor... Emekli general Hüseyin Hüsnü Erkilet o dönemde önemli bir görev üstlenmiş. Almanlar, savaş içinde kendisini ülkelerine dâvet etmişler... Döndüğünde, izlenimlerini Cumhuriyet'te yayımlamış. Burhan Bey, "Almanlar'ın minnet borçlarını Erkilet Paşa'ya nasıl ödediklerini bilmiyorum, ama o yazılara sütunlarını açan Cumhuriyet'e bol kâğıt sağlamakla ödüyorlardı" diyor ve ekliyor: "Gerçekten o devirlerde kâğıt kaynakları, Finlandiya, Norveç... Alman egemenliği altındaydı. Türkiye'de büyük kâğıt sıkıntısı çekiliyordu. Gazeteler tek yaprak olarak çıkarken Cumhuriyet (ve Tasvir) sekiz ve bazen de oniki tam sayfa olarak satılıyordu." (s. 97 ve 183) Anlatanın yazılarını Cumhuriyet'te yayımlayan biri olduğunu unutmayın. Yunus Nadi, Burhan Bey'in kayınpederi Nuri Bey'e, "Evlât, evvelâ para kazanmaya bak, hamiyet arkadan gelir" diyen biri... (s. 461). Cumhuriyet'in yayın hayatına devam etmesi beni de yakından ilgilendiriyor. İlgilendiriyor, çünkü tarafı olduğu tarihimizin karanlık noktalarıyla ilgili bilgi kırıntıları yine Cumhuriyet'te karşıma çıkıyor. Geçen yıl gündeme gelen 'Tan Matbaası' olayı ile ilgili tartışmayı hatırlayabilirsiniz (Kulis, 19 Aralık 1999). Cumhuriyet yazarı Server Tanilli, 55 yıl önce (1945) meydana gelen olayı işlerken, kapıyoldaşı Orhan Birgit'i olayın tahrikçisi olmakla suçlamıştı... Tan gazetesinin başına gelenler bugün için de göz açıcı: Hitler'in yenilgisiyle sonuçlanan savaştan sonra, Alman büyükelçiliğinden kaçıp İngilizler'e sığınan iki Alman, savaş sırasında kendilerine hizmet eden Türk vatandaşlarının listesini veriyorlar... Tan'ı çıkartan Sabiha Sertel, o günlerde (6 Mayıs 1945), "Nihayet dilimi kesemedi" başlıklı yazısında, "Göbbels o zamanlar dilimi kesemedi, fakat Ankara Caddesi'ndeki köpeklerini üzerime saldırttı" diye yazıyor. Hakkı Tarık Us, Vakit'te, "Kim bu Bâbıâli köpekleri?" diye sorup Hüseyin Cahit Yalçın da polemiğe katılınca olay büyüyor ve mukadder âkıbet geliyor! Tan'ı Serteller'in başına yıkanların ön safında, sonradan CHP'de politikaya atılmış, bakanlıklar yapmış Orhan Birgit ile Ali İhsan Göğüş'ün bulunduğunu ansiklopediler yazıyor... Cumhuriyet yazarı Birgit, Tanilli'nin Cumhuriyet'te çıkan yazısına gönderdiği cevapta (17 Aralık 1999), "Biz kapı yoldaşıyız; ben hiçbir zaman 'sağcı' olmadım, o gün orada seyirci olarak bulunuyordum" diyor... İkna olmasak bile, Orhan Bey'in, CHP'nin parmağı bulunduğu bilinen, yürüyüş kolundakilerin İnönü'nün resimlerini taşıdıkları Tan Matbaası'nın yıkılması olayında görev üstlenmesi o kadar ters değil. Oysa, yazarı Orhan Birgit'in, DP döneminde meydana gelmiş, Menderes ve arkadaşlarının Yassıada'da yargılandıkları 6/7 Eylül (1955) olaylarında da rol oynadığını duyurdu Cumhuriyet önceki gün (Cüneyt Akalın'ın dizisi, 5 Eylül 2000); buna ne diyeceğiz? Orhan Birgit, 6/7 Eylül'e sebebiyet vermekle suçlandığını inkâr etmiyor, Yassıada'ya kadar gitmiş çünkü; "O olayda dört ay yirmi gün yattım, tabutluk filân..." diyor. Delil yetersizliğinden beraat etmiş... Savunmasında, "Ben hiçbir zaman 'sağcı' olmadım" demeyi ihmal etmiyor... Böyle ilginç yazarları bulunan Cumhuriyet'e el vermek Koç'a da yakışır. Sebebi şu: 6/7 Eylül'de sokaklara dökülen yığınlar ev ve dükkânların camlarını indirmiş, buldukları beyaz eşyaları parçalamışlar... Burhan Oğuz, "Piyasada cam kıtlığı var, buzdolabı bulunmuyor" endişesindeymiş... "Çok safmışım" diyor; "Vak'anın ertesi gününden itibaren istenilen boy, evsaf ve miktarda cam meydana çıkıverdi. Buzdolaplarının âlâlarıyla yenilenmesi bir ay sürmedi. Camı kimin sattığını sorduğumda, 'Koç evvelce ithal etmiş, depolarında duruyormuş' dediler..." (s. 471).
tkivanc@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|