![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Nüfuz casuslarının uçağıİkinci ayına giren Filistin-İsrail çatışmasının ya da Filistin intifadasının boyutlarının daha önce yaşananlardan farklı boyutları olduğuna başından beri dikkatleri çekmeye çalışıyoruz. Filistin'de yaşanan dram sadece Filistin-İsrail barış sürecini değil başta Arap ülkeleri olmak üzere bölge ülkelerini de etkileyecek bir potansiyeli barındırıyor. Çatışmanın boyutları genişledikçe, şiddet derinleştikçe bölge ülkelerini de içine çekecek bir derinlik boyutu kazanmaya başlıyor. Bunun iki nedeni var; ilki, olayların meydana geldiği bölge tarihi ve kültürel olarak bölge ülkelerinin doğal uzantısı. Dahası yarım kalmış, zamana terk edilerek unutulmaya bırakılmış bir çarpıklık bölgenin beynine batan bir kıymık gibi rahatsızlık vermeye başlamıştır yeniden. İkincisi, hiç bir bölge ülkesi taraflar arası çatışmaya stratejik zorunluluklar nedeniyle kenardan seyretme lüksüne sahip değiller. Bu ülke hele hele Türkiye gibi hem tarihi ve kültürel bağları, hem de derin stratejik bağımlılığı olan bir ülke ise, gelişmeler bizi daha yakından etkileyecek demektir. Türkiye'nin bölgeyle olan jeostratejik ve jeoekonomik bağı İsrail'le kurulan stratejik askeri işbirliğine indirgenemeyecek kadar çok yönlüdür. Bölgeye ilişkin alacağı hiçbir karara başka faktörleri göz önüne almadan sonuca ulaştırılamaz. Su meselesinden Kuzey Irak'taki gelişmelere, ekonomik ilişkilerden askeri ittifaklara kadar hiçbir alan diğer faktörlerden bağımsız, diğer ülkelerle ilişkileri göz önüne almadan kendi başına düşünülemez. Türkiye'nin Ortadoğu ilişkileri günübirlik siyasi retoriklere, dıştan empoze edilen Türkiye'nin çıkarları ve gerçekleriyle örtüşmeyen, aslında yapay/artificial stratejik işbirliklerine emanet edilemez. Son gelişmeler üzerine Türkiye'yi tarihinden, bölgesinden, en önemlisi hayati çıkarlarından koparmaya itecek ilişkilere yönlendirmeye çalışan nüfuz casuslarının sergiledikleri en azından ahlaken malül argümanları gün geçtikçe geçerliliğini yitiriyor. Taş atan çocukları cepheye sürmekle Filistinlileri kınayanlar, duvar diplerinde babalarının kucağında can veren çocukları öldüren namludan yana duruşlarını örtmeye, işlenen cinayetleri masumlaştırmaya çalışırken hangi ahlaki kritere başvurduklarını merak ediyorum. İşin tuhafı Türkiye'nin durumu, taş atan çocuklara ahlak dersi vererek geçiştirilecek türden yüzeyselliklere izin vermeyecek kadar ciddiyet arzediyor. Zira hala Filistinlilere ateş açan askeri gücün savaş uçakları Türkiye toprakları üzerinde eğitim uçuşları yapıyor. Statükocu refleksin zaafları
Dün bir İran uçağının teröristlere silah götürdüğü şüphesi üzerine indirilmesinin kimi basında neredeyse savaş naraları atılarak verilmesi nüfuz casusluğunun kamuoyunu etkileme adına İŞİ nerelere kadar vardırdığının iyi bir göstergesidir. Gelen bir ihbar üzerine sivil uçağın indirilmesine kadar varan hassasiyet(!) halen çocukların üstüne bomba yağdıran İsrail uçaklarının Türkiye'de uçurulmamasını isteyecek kadar dürüstlük gösterebilir mi? Türkiye tam bu noktada iyice sıkışmış bir görünüm sergiliyor. Bir yanda İsrail'le süren stratejik askeri işbirliği diğer tarafta Filistin ve Filistinlilerin arkasında duran koca bir bölge. Sızan bilgilere göre Türkiye İran'a diplomatik bir göz dağı vermek için haftada üç gün yapılacak çarter uçuşlarının ilkinde İran'a bir göz dağı vermek istedi. Hatta bazı kaynaklara göre bizzat hariciye, uçak daha Tahran'dan kalkmadan İranlı yetkililere uçağın indirilip aranacağını bildirilmiş. Eğer böyle ise bunun anlamı nedir? Bir yanda Türkiye ile İran'ı karşı karşıya getirmek içini özellikle en kalıcı ve de uzun sınırımız olan İran sınırında uçuş yapmak isteyen İsrail'le arayı bozmama politikası yürütülüyor. Diğer taraftan da danışıklı dövüş oynayarak İran'a diplomatik göz dağı vermek istiyor. Bu duruma en çok sevinenler malum nüfuz casusları oldu: gelen haberlerin aksine neredeyse savaşın eşiğinden dönülmüş gibi bir kışkırtıcılık yapıldı. Türkiye'nin İran'la veya herhangi bir bölge ülkesiyle savaşması hangi stratejik çıkarlara hizmet edeceği sorusu sorulduğunda nüfuz casusluğunun misyonu ortaya çıkıyor. Ve tabii İsrail'in stratejisi de. Mümkün olduğu kadar bölgesel ihtilafların çoğalmasının İsrail'den başka kimseyi rahatlatmayacağı çok iyi bilinmeli. Statükoyu koruma refleksi Türk dışişlerinin en gelişmiş özelliğidir. Ancak her zaman statüko korunarak kendinize yeni alanlar açamazsınız. Değişen durumlar karşısında yeni manevra alanları açmanız gerekir. Türkiye hem İsrail'i ve hem bölgeyi memnun ederek, hem cinayetlere göz yumarak hatta dolaylı eğitim desteği vererek hem Filistinlilerin yanında görünerek statükoyu koruyamaz. Gelişmeler tırmandıkça yol ayrımına yaklaşacaktır: kendi çıkarlarından, derin stratejik bağlarından ya da dayatılan yapay askeri işbirliklerinden yana tavır almak zorunda kalacaktır.
aemre@kaynet.net.tr
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|