YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Restorasyon belirtileri

İçişleri Bakanı Tantan'ın bir süredir vurguladığı söylem, genelde sadece "yolsuzluk ekonomisi"ne dikkat çekme ve üzerine gitme şeklinde algılanıyor. Oysa önemli bir boyut daha var: Tantan ısrarla yolsuzluk ekonomisinin Türkiye için "birinci öncelikli tehdit" olduğunu vurguluyor. Ve son konuşmasında "kirli siyaset ve bürokrasinin koruması altında, yolsuzluk ekonomisinden hayat bulanlar"ın "gündemi de tayin ettiklerini", "sahte ve sun'i gündemler oluşturduklarını", "halkın zihninde ebediyyen mahkûm olması gereken kişilerin saygın ve itibarlı kişiler olarak aramızda dolaşabildiklerini ve önlerinde saygı ile düğme iliklendiğini" ifade ediyor.

Buradaki vurgu'nun yaşanan süreçten yüzde yüz farklı olduğunu görmemek mümkün mü? Bir yanda "ülke için birinci öncelikli iç tehdidin irtica olduğunu" seslendiren 28 Şubat mantığı, diğer yanda bunu bile "yolsuzluk ekonomisi"ni gözardı etmek için oluşturulmuş "sahte ve sun'i gündem" olarak niteleyen İçişleri Bakanı... Sanki bakan, irtica gündemine sahip çıkanların yolsuzluk ekonomisinin de mimarları olduğunu iddia etmiş oluyor.

Peki acaba, İçişleri Bakanı'nın bu söylemi, "irtica gündemi"ne sahip çıkan MGK'nın askeri kanadından bağımsız, hatta ona aykırı bir söylem midir? Ya da suçlamanın hedefi askerler midir?

Bunu söylemek de, akla getirmek de imkansız. Çünkü Tantan'ın icraatının askeri çevreler tarafından desteklendiğini gösteren pek çok işaret ortaya çıkmıştır.

-Biliniyor ki, Genelkurmay Başkanı, yolsuzlukla mücadele konusunda hassastır. Cumhurbaşkanı seçimleri sürecinde "yolsuzluğa bulaşmamış birisi" olması yolundaki vurgusu hatırlardadır.

-Genelkurmay Başkanı'nın, emekli paşaların akçalı işlerle uğraşmasına karşı net tavrı da biliniyor. Bu tavrı ortaya koyarken, 28 Şubat'ta görev almış paşaların akçalı işler içine girdiğinden habersiz olduğunu düşünmek de mümkün değil.

-Herhalde burada, bir yandan TSK olarak irtica ile mücadele gibi, her zaman sınırları taşıp halkın dinî duygularının rencide edilmesi gibi bir işe angaje olurken, diğer yandan da, böyle akçalı işler içine girilmesi, ordunun imajı üzerinde titiz bir kurmay aklı için kabul edilmesi mümkün olmayan bir birliktelik gibi görünmüştür.

O yüzden Tantan'ın icraatı ve söylemi, tek başına bir eylem ve söylem değil, askeri iradenin en azından sempati duyduğu bir eylem olarak değerlendirilebilir. Eğer öyle olmasaydı Tantan'ın tavrının, her oturumuna katıldığı MGK toplantısında en azından nazik biçimde gündeme getirileceği tahmin olunabilir.

Tantan'ın "sahte ve sun'i gündem" vurgusuna ilişkin bu tavrının ANAP tarafından da desteklendiği, ANAP çevrelerinin, son olarak Taşar'ın parti grubunda seçilmiş kelimelerle titiz biçimde hazırlandığı intibaını veren konuşmasında dile getirdği "devletle milletin arası açılıyor" uyarısı, hem 28 Şubat sürecinde bir restorasyon sürecinin oluşmakta olduğunu haber vermekte, hem de bu oluşuma katkıda bulunmaktadır.

Bundan, MGK'nın askeri kanadının "irtica ile mücadele"den vazgeçtiği sonucunu mu çıkarıyoruz? Hayır. Ama, zaman zaman MGK ortamında da seslendirilen "irtica ile mücadelenin İslâm'la mücadele biçiminde algılanması" tehlikesine karşı teyakkuz durumunun daha öne çıktığı biçiminde bir gelişmeden söz edilebilir.

Şartlanmamış bir kurmay mantığının, toplum-devlet, toplum-ordu ilişkisi üzerinde en titiz çizgiyi benimseyeceği şüphesizdir. Ve din alanında bir yaralanmanın, bu ilişkilerde derin sarsıntılar oluşturacağı bilinir. O yüzden, TSK nezdinde de 28 Şubat sürecinde bir restorasyon olayının gündeme gelmesi normaldir. Doğu-Güneydoğu sancısında toplum-devlet ilişkisinde iyileştirme yolunda ilk ses yine TSK'dan gelmiştir.

Ayrıca 28 Şubat sürecinin sıcak günlerinde etkin rol almış kimi subaylara ilişkin örtülü psikolojik harekat iddiaları karşısında (mesela Sakık ve medya operasyonuna ilişkin Nazlı Ilıcak'ın açıkladığı belgeler) Genelkurmay'ın savunma tavrını benimsememesi de, sürece karşı mesafeli yaklaşım açısından anlamlı bir jest sayılmalıdır.

Bu arada, Cumhurbaşkanı Sezer'in küçük jestler halinde ortaya çıkan tavırları da bir restorasyon sürecinin başladığının işaretidir. Meselâ, Sezer'in resepsiyonlarında "başörtüsü sorunu" yoktur. Aynı şekilde Çankaya'daki Cumhuriyet resepsiyonunda islâmî duyarlığı olan medyaya akreditasyon engeli çıkarılmamıştır.

Belki bu noktada en önemli gelişmelerden biri de, İsrail'le, Ortadoğu ile ilgili politikalarda sergilenen çarpıcı restorasyon işaretleridir. İç politikada, dış politikada gündemin bariz biçimde değiştiği açıktır.

Peki MGK kaynaklı son "irtica salvosu" nedir?

Millî Eğitim'de ve YÖK'te sürecin ilk zamanlarından daha şiddietli biçimde derinleşen öfke neyin nesidir?

Düşünüyorum ki, henüz hızını alamayanlar var...

Henüz 2. Dünya Savaşının bittiğinden haberi olmayan Japon askerleri gibi silâhlarını kuşanmış bekleyenler var...

Bu da normal. Çünkü, 28 Şubat'a, bu işin sahiplerinden daha çok sahiplenen, 28 Şubat'a yokedici, toplum-devlet ilişkilerini tahrip edici özel anlam yükleyen, "irticanın kökünü kazımakla dinin kökünü kazımak" arasında paralellikler oluşturmayı hedefleyen özel gruplar oluştu. Kemalizmin, Atatürkçülüğün içini yeniden doldurma misyonuna soyunan, bir kısmı Maoculuktan yola çıkıp kuvayı milliyeciliğe dümen kıran, bir kısmı dinle, sünni çizgi ile arası hiçbir zaman iyi olmamış olan 28 Şubat'ın sivil militanları, jurnal düzeni kurdular, en masum dini oluşumlara tehlike kisvesi giydirip yukarıya ulaştırdılar, ellerinde yetki varsa, bunu 28 Şubat adına en biçici şekil içinde kullanmayı tercih ettiler... Bunlar, yer yer iktidar edindiler. Milli Eğitim'deki, üniversitelerdeki biçicilikte, başrol onlara ait.

Burada Milli Eğitim'i kontrolünde bulunduran DSP'nin, Ecevit'in bu alandaki bütün hassasiyetine rağmen, bir Truva atı gibi kullanıldığını dikkatli bir göz görecektir.

Yine dikkatli bir göz, MHP'nin müthiş bir algılama zaafı geçirdiğini görecektir.. Belki o işte, 2. Cihan Harbinin hâlâ devam ettiğini sanan Japon askeri rolünde yiğit MHP'lilerimiz arzı endam etmektedir. Merkez partisi olacaklarmış. ANAP da merkez partisi... Ama merkez partisi olmanın, bu alanda yoğunlaşmış özgürlük taleplerine bigane kalmayacağını öğrenmek için MHP'lilerin daha bir fırın ekmek yemeleri gerekiyor. Ya da ANAP'ın Genel Başkan Yardımcısı eski ülkücü Taşar'ın, Okuyan'ın dizinin dibine çöküp politika dersi görmeleri... Korkarım 2. Dünya Savaşının bittiğini öğrendiklerinde yaşayacak siyasi ömürleri kalmayacak...


2 KASIM 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ahmet Taşgetiren

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...