![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Film gibi
Başrolde çoğu zaman bir kadın... Peşinde bir erkek hep adım adım... Söyler hep aynı şeyi, aynııı şeyi... Kim ne derse desin aşk için... Önce hoş, sonra boş gelir... Kimine göre bir eğlence... Aşk bana, yalan gelir... Bu şarkının konumuzla bir ilgisi yok aslında. Fonda bir müzik olsun diye seçtik. İnsanların tuhaf bir tarafı vardır, seyrettikleri filmin başrolündeki kişiyle kendilerini özdeşleştirirler. Başroldeki aktör ya da 'artiz' kötü bir rolde bile olsa, bu özdeşleştirmeden geri durmaz seyirci. Varsayalım başroldeki aktör bir teröristi oynuyor. Vuruyor, kırıyor, 'dakka başı' on tane adam öldürüyor. Suikastler, bombalar, havaya uçan arabalar, evler gırla gidiyor, gırsız geliyor... Hiç farketmez. Seyirci, oturduğu koltukta gözlerini perdeye mıhlamış vaziyette filme bakarken, o yapılanların ne derece kötü olduğunu çok iyi bildiği halde, kanun adamlarına karşı, başroldeki teröristin tarafını tutar. 'Yakalanmasın' eğilimi içindedir, yakalandıysa da 'kurtulsun', 'galip gelsin'. Psikolojik bir durum işte, ne diyebiliriz ki... Aslında lafı uzatmak istemiyorum. Seyircinin kadın ve erkek olarak iki cinse ayrılmasını, sinema sektöründeki uzmanların bunu dikkate almalarını, bilinen filmler üzerinde örneklendirilerek işlemek de mümkün ama ne lüzum var... Konumuz film karşısındaki seyirci psikolojisi değil ki. Diyeceğim, şu günlerde ben de garip bir psikoloji içindeyim. İçi boşaltılan batık bankalarla ilgili endişelerim var. Biraz daha ileri gitse, endişeler korkuya dönüşecek. Yoksa çoktan dönüştü de kabullenmekte zorlanıyor muyum? Her ne kadar lafı uzatmak istemesem de bazı şeyleri itiraf etmek kolay değil. Resmî ya da sivil, bazı görevlilerin kapımı çalarak, 'batık bankalar' konusuyla ilgili birtakım suçlamalarda bulunmalarından ve beni alıp götürmelerinden korkuyorum. "Niye batırdın bu bankayı?" derlerse ne yaparım... "Paraları nereye uçurdun?" sorusuna verecek bir cevap bulmak kolay mı? Hayır, elbette, belki, olabilir, kimbilir... Evet. Ne diyorduk? Tabii ki biliyorum ben bir banka sahibi değilim. Hiçbir bankayı batırmadım. Fakat müsaadenizle size iki soru sorayım şimdi. Bu durumu nasıl izah edebilirim? Bu bir, gelelim ikincisine: Ne zamandır batırılan banka olaylarını bir film gibi takip etmiyor muyuz? Seyirci psikolojisi işte. Detay
Dün yayımladığımız karikatür, ufak çıktığı için, ne anlatmak istediği pek anlaşılamamış. Buradaki detayı büyüterek anlaşılması için tekrar yayımlıyoruz. Elazığ'dan gelen mektup
Fırat Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde okuyan ve kendini geliştirmek isteyen gençler olarak, Elazığ'da bireysel gelişim üzerine seminer veren Dolunay Bireysel Gelişim Merkezi bünyesinde Dolunay Edebiyat Kulübü'nü kurmuş bulunmaktayız. Amacımız Anadolu gençlerinin kültürel, sosyal ve düşünsel gelişimine katkıda bulunmak. Kulübümüz herhangi bir siyasi ve ideolojik bir amaç gütmemektedir. Temel ilkelerimiz kısaca; ciddiyet, istişare ve hoşgörüden müteşekkildir. İlk çalışmamız ise 11 Kasım'da Elazığ Belediye Kültür Merkezi'nde düzenleyeceğimiz "Dolunay Şiir Geceleri-1" olacaktır. SEÇMECE
Haftanın sözü Çandarlar'ın Cengiz'e ait: Türk basınında, devlet görevlilerinin hazırladığı bir iftira kampanyasına yardımcı olacak çok sayıda köşe yazarı var! EY DEPREMZEDE,TİTRE VE KENDİNE DÖN diye yapmıyoruz konutları! Çöpten işler
TİLKİYE SORMUŞLAR
mseker@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|