![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Genelkurmay'dan açıklama bekliyoruz21 Ekim 2000 tarihli makalemde, 1998 yılında Genelkurmay'ın talimatı ile hazırlanan ve dönemin Genelkurmay 2'nci Başkanı Çevik Bir'in olurunu taşıyan "Andıç" başlıklı bir belge yayınlamıştım. Bu belgede, Hadep ile Fazilet Partisi'nin, bazı gazetecilerin, milletvekillerinin, işadamlarının ve İnsan Hakları Derneği'nin, kamuoyunda itibarsız hale getirilmesi planı yer alıyordu. Açıklama yok
Aradan 9 gün geçti. Genelkurmay'dan bir açıklama gelmedi. Askerlerimizin hassasiyeti herkesin malûmu, hiçbir hadisede suskun kalmazlar, anında bildiri yayınlarlar. Dün Meclis'te bir toplantı düzenleyerek, söz konusu belgeyi basın mensuplarına dağıttım. Ayrıca Başbakan Ecevit'e yönelttiğim, 4 adet sözlü soru önergesini de gazetecilere verdim. Madem konuşan Türkiye istiyoruz, üç maymunu oynayarak, -duymadım, görmedim, konuşmadım diyerek- bir yere varamayız. Hangi müessesede olurlarsa olsun, haddini aşanlar varsa, elbirliği ile onlara haddini bildirmek mecburiyetindeyiz. Bazı partilerin, sivil toplum örgütlerinin ve gazetecilerin PKK ile irtibatlı gösterilerek, kamuoyunda yıpratılmasına yönelik hesaplar, Sayın Kıvrıkoğlu'ndan önceki dönemi kapsıyor. Böyle bir zihniyetin sürmediğine, yeni "Andıç"larla yeni hedefler belirlenmediğine inanmak istiyoruz. Planın muhtevası
"Güçlü eylem planı" Nisan 1998 tarihini taşıyordu. İcra günü olarak 23 Nisan ve 24 Nisan tesbit edilmişti. Böyle bir eylem planı, Genelkurmay Başkanlığı'nın, 21 Nisan 1998 günlü direktifi ve gene aynı makamın 15 Nisan 1998 gün ve 313 sayılı emri ile yürürlüğe sokulmuştu. Birinci hedef, Hadep ve Fazilet Partisi idi: "Refah partisinin PKK ile işbirliğini ortaya koyarak, Fazilet Partisi'ni yıpratmak. FP'nin müteakip seçim döneminde PKK ile işbirliği yapacağı tem'asını işleyen bir bilgi notunun hazırlanması..." İkinci hedef, gazetecilerdi: "Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar, Yalçın Küçük, Yaşar Parlak, Mahir Kaynak, Mahir Sayın. İlâve edilmesinin fayda sağlayacağı değerlendirilen gazeteciler: (Yavuz Gökmen, Altan kardeşler gibi)" "...Adı geçen gazetecilerin kamuoyunda saygınlığının azaltılması ve itibarının düşürülmesi, terör örgütüne sağladığı dolaylı destek ile aleyhlerine kamuoyu oluşturulması..." "...Bazı basın mensuplarının terör örgütünün oyuncağı olduğuna ilişkin bir bilgi notu hazırlanması... Bir mektup kampanyasının düzenlenmesi..." "...Örgütün para ile her şeyi kendisine müzahir gazetecilere yaptırttığının gazete sahiplerine, seçilen köşe yazarlarına ve televizyonlara aktarılması..." Üçüncü hedef, bazı milletvekilleri: (Anap'tan Sebgetullah Seydaoğlu, DYP'den Selim Ensarioğlu, FP'den Fethullah Erbaş) ve bazı işadamları. "Elde edilen bilgiler, ilâve bilgilerle takviye edilerek, siyasi kariyerlerini etkilemek üzere bilgi notu hazırlamak... Şemdin Sakık'ın ifadesinden elde edilen bilgilere çeşitli ilâveler yapılarak, milletvekillerinin siyasi platformlarda ve parti içerisinde yıpratılmalarını sağlamak..." Dördüncü hedef, İnsan Hakları Derneği ve Başkanı Akın Birdal. Plan icra edildi
Plan, öngörüldüğü gibi 23-24 Nisan'da icra edildi. 24 Nisan akşamı Kanal D'nin haber bülteninde, Uğur Dündar, bazı gazetecileri teşhir etti. 25 Nisan'da Hürriyet ve Sabah'ın başlıklarında Mehmet Ali Birand ile Cengiz Çandar'ın PKK ile işbirliği anlatılıyordu. Radikal'den Neşe Düzel'e bir demeç veren Cengiz Çandar o günleri şöyle anlatıyor: "Bu haber 25 Nisan 1998'de bir pazar günü Hürriyet ve Sabah'ta manşetten yayınlandı. Bir gün önce de 24 Nisan gecesi, Kanal D'nin ana haber bülteninde bu haber, Uğur Dündar tarafından iddia edilerek değil, teyiden okundu. Kanal D, Uğur Dündar, Hürriyet ve Sabah yöneticileri bu haberin nereden geldiğini biliyorlardı. İsim olarak bana hiçbir zaman söylenmedi ama iki ismi ben de kesinliğe yakın derecede biliyorum. Bunlar Çevik Bir ve Erol Özkasnak. Biri Genelkurmay 2'nci Başkanı, diğeri Genelkurmay Genel Sekreteriydi. Bu iki ismi biliyordum." İlk işaretler
Türk Silâhlı Kuvvetleri'ni, haksız, adaletsiz ve keyfi bir karalama kampanyasına âlet edenler varsa, bu kişilerin süratle cezalandırılmaları gerekir. Elimize Nisan 1998 tarihini taşıyan belge geçmeden önce, bu tertibin işaretlerini almıştık! Meselâ Ekim 1999'da, Öküz dergisine verdiği bir demeçte, Can Ataklı aynen şunları söylüyordu: "Bir general Şemdin Sakık'ın ifadesine, kendi yazdığı metni ekleyerek Cengiz Çandar ve Mehmet Ali Birand'ı suçladı; bu metin yayınlanmadığı takdirde gazeteyi batırmakla tehdit etti." Bu demeci, TBMM'nin gündemine taşıyarak, Milli Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu'na "Bu general kim?" diye sorduk. Çakmakoğlu diğer sorularımızı cevaplandırdı; sadece o sualimizi görmezden geldi. 3 maymunları oynamayı tercih etti. Soygun ekonomisi
Oysa, sadece demokrasiyle değil, soygun ekonomisiyle de yakından irtibatlıydı bu durum. 28 Şubat döneminde, Mehmet Barlas'ın tâbiriyle, kimisi durumdan vazife, kimisi de durumdan hırsızlık çıkarmıştı. Artık Çevik Bir olduğu ortaya çıkan o general, Sabah gazetesini batırabileceğini söyleyerek, bu basın kuruluşunun kendi yazarları aleyhine bir kampanyayı desteklemesini sağlamıştı. İşte soygun düzeni, medya-asker-siyasetçiyi kapsayan böyle bir üçgende gelişti: Al gülüm, ver gülüm zihniyeti hâkim oldu. Aksi takdirde, İnterbank 64'üncü madde kapsamındayken, Cavit Çağlar Etibank'ı alabilir miydi? İnterbank'a Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu tarafından el konulmadan iki gün önce, NTV'yi Ayhan Şahenk'e, Etibank'ın diğer yarı hissesini Dinç Bilgin'e devredebilir miydi? Dolandırıcılık iddiası
"Güçlü eylem planının" yürürlüğe girdiği tarihin hemen öncesi ve sonrasında, hepimizin başına bir işler geldi. Meselâ, Bir'in yardımcısı Erol Özkasnak, Mehmet Emin Karamehmet'i çağırarak, beni şikâyet etti. 1998 yılının 27 Mart'ında Akşam'daki işime son verildi. Ve buna paralel olarak, oğlum ile eşimi yıpratma kampanyası açıldı. TRT ve Akşam'ın yeni sahibi Mehmet Emin Karamehmet arasında bir yıldır devam eden bir hukuki ihtilâf, birden bire dolandırıcılık suçlamasıyla karşımıza çıktı. Dava iki yıl sürdü ve beraatle neticelendi. Ben işten atıldıktan sonra, Karamehmet, Turkcell anlaşmasını imzaladı. Mehmet Altan
Gene aynı dönemde Andıç'ta "Altan kardeşler" olarak adı geçen Mehmet Altan üzerinde, baskılar başladı. Mehmet Altan 1997'de kaleme aldığı bir makalede, "eğitime bu kadar önem veriyorsanız, öğretmen maaşını bir çavuşun seviyesinde tutmayın" diye yazmıştı. Bu yazı üzerine, Erol Özkasnak gazete yetkililerini aramış ve onlara: "K...'na süngü sokup cepheyi gezdiririm" mesajını vermişti. Mehmet Altan, K...'da süngü ile cepheyi gezmedi ama, 1998 Nisan ayından sonra yazıları sansüre uğradı. Bazen yazılarının muhtevası değiştirildi. "Seni vuracaklar" tehdidiyle karşı karşıya kalınca, çaresiz, 1 yıl için Amerika'ya gitti. Ve Sabah gazetesi yazılarını, haftada bire indirdi. Patron niçin korkuyor?
Bir gazete patronu, Çevik Bir'den veyahut Erol Özkasnak'tan niçin korksun? Ama oturup bankanın içini boşaltırsanız, milyonlarca dolara yatlar, katlar alırsanız, elbette iktidarın da, askerin de esiri olursunuz. Şimdi, Dinç Bilgin'in avukatlığına soyunan Sabah gazetesinde, patronun 438 milyon doları ödeyeceği belirtiliyor. O 438 milyon doların gruba aktarılması zaten kanunsuzdu. Ortada, -haydi, suç işlemek için teşekkül oluşturmak demeyelim- en hafifinden emniyeti suistimal durumu mevcut. Bir hırsız yakalanınca, çaldıklarını iade ederse, yakasını adaletten kurtarabilir mi? Bu da onun gibi bir şey.
nilicak@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|