YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Cumhurbaşkanı Sezer'in iç tartışmalar ve dış ilişkiler için anlamı

Cumhurbaşkanı'nın 'siyaset üstü' bir konumda olmasının 'siyaset dışı' bir pozisyonda olması gerektiği anlamına gelmeyeceğini dünkü yazımızda belirtmiştik. Dar alanda gerçekleşen iktidar ilişkileri ve siyasi aktörlerle kurumların yapılanmalarını ve hareket hatlarını ifade eden küçük harfle 'siyaset' ile toplumun ufkunu belirleme, uzlaşma ve çelişme alanlarına dair yeni yaklaşımlar getirme anlamındaki büyük harfle 'Siyaset' arasındaki fark da burada belirginleşiyor zaten. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e kadar olan dönemde 'siyaset üstü' olması gerektiği sık sık vurgulanmasına rağmen cumhurbaşkanlığı sürekli bir şekilde dar alanda gerçekleşen iktidar ilişkilerinin merkezinde yer almıştı. Bu yüzden 'siyaset üstü' olmanın getirmesi beklenen 'siyasal ufuk' tartışmaları hakkıyla yapılamamıştır. Şimdi ise, Cumhurbaşkanı Sezer'in bulunduğu makamın 'siyaset üstü' olması ile bitişik duran 'siyasal pozisyon'unun ülke gündemine soktuğu moral ve siyasi tartışmalar, 'siyaset' hakkında da doğru tartışmalar yapılmasının zeminini giderek güçlendirmektedir.

Bu zeminin güçlenmesinin tek tek 'siyaset'in sorunlarına dair ne anlam ifade ettiği önemlidir ama bundan daha önemlisi Türkiye'nin iç tartışmaları ile dışa açılma yönü arasındaki 'boşlukları doldurma' kabiliyetidir. Çünkü her türlü tartışmanın gerisindeki besleyici gündem, Türkiye'nin iç entegrasyonunun sağlanması ile dışa açılmasının getireceği sorunlar arasındaki dengenin nerede, nasıl ve hangi enstrümanlarla kurulabileceğidir..

Bu mesele Avrupa Birliği sözkonusu olduğunda önümüze 'egemenlik tartışması' olarak en 'çıplak' biçimiyle gelmektedir. Avrupa Birliği normlarının böyle bir egemenlik tartışması için nasıl bir maddi zemin yarattığı tartışılmadan, Türkiye'nin kronik kimlik sorunlarının AB'ye girişin getireceği yeni siyasi şekillenmelerin etkisiyle nasıl bir biçim alacağı ve siyaseti ne yönde dönüşümlere zorlayacağı temelinde saf tutulmaktadır.

Bütün bu tartışmaların sağlıklı bir zeminde yapılması ve Türkiye'nin zaman kaybına uğramaması için aslında teorik ve siyasi bir tartışma yapılmasının bir adım öncesinde güven ve moral ortamının tesis edilmesine ihtiyaç vardır. Bu ortam tesis edilmeden ve bu ortam bir 'siyasal ufkun fonu' olarak gündemleşmeden yapılan tartışmalar, çeşitli normların orasından burasından çekiştirilerek şüphelerin daha da kışkırtılmasına çanak tutmaktan öte bir işlev gösteremeyecektir. İşte Cumhurbaşkanı Sezer'in göreve başlamasıyla bu ortamın giderek yoğunlaşan bir biçimde tesis edildiğinin gözlemlenmesi, siyaset ve dış ilişkiler hakkında aklı başında tartışmalar yapılmasının imkanlarının arttığının da işareti olmaktadır.

Cumhurbaşkanı Sezer, her sözüyle ve uygulamasıyla toplumun sesine kulak verdiğini göstererek, giderek artan bir biçimde merkezi karar süreçlerinden ve devlet uygulamalarından soğumaya başlamış olan toplum ile yönetim katı arasında sağlıklı bir iletişim köprüsü kurulmasına dönük adımlar atmaktadır. Her toplum kesiminden insanlar Cumhurbaşkanı Sezer'in şahsında gördükleri sembollerden ve uygulamalardan yola çıkarak kendilerini bu ülkeye daha çok ait hissetmektedirler. İç entegrasyonun, asayiş mantığının gereklerinden başka bir yolla sağlanabileceğini unutmuş gözüken Türkiye'nin yönetim refleksleri için fevkalade umutlandırıcı ve yüksek bir imkandır bu. Yeni göreve başlayan bir Cumhurbaşkanı'nın arkasında bu derece ezici bir halk desteğinin birikmiş olmasının ve birikimin son derece 'açık iletişim kanalları'na yaslanmış olmasının önemi bu noktada bir kere daha belirginleşmektedir...

İç tartışmalarını, asayiş mantığının gölgesi altında değil de Cumhurbaşkanı ile 'sembolleşen' güven ve moral ortamının yönlendiriciliğinde yapan bir Türkiye, dışa açılma ufkunu da sağlıklı bir zeminde tartışabilecektir. Asayiş mantığının bir neticesi olarak dış gelişmeleri değerlendirmenin yarattığı 'yırtılmanın' giderilmesi de böyle mümkün olabilir. Her dış gelişmeyi, iç kimlik tartışmalarına nasıl tesir edeceği temelinde ele alan egemen mantığın artık dünyadaki yeni siyasi ortamla rekabet edemez hale gelmiş olmasının yarattığı kilitlenmeden çıkmanın yolu da budur.

Cumhurbaşkanı'nın göreve başlamasından sonra geçen şu kısa zaman diliminde bile ortaya çıkan 'siyasal titreşim'in yüksekliği gözönüne alınırsa, bundan sonrası için Türkiye'nin gerek iç tartışmalarını gerçekçi yaklaşımlara kavuşturmada, gerekse dışa açılma problemlerini ciddi bir performansla sonuca ulaştırmada katedeceği mesafelerden umutlu olmak gerekir...


2 KASIM 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ömer Çelik

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...