YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

Yaylım ateş

Zaman'dan Ömer Şahin ANAP'ı yakından izler; imzasını attığı özel haberlerin dikkatlice okunması gereken bir muhabirdir. Mesut Yılmaz'ın, kapalı kapılar ardında kurmaylarıyla sohbet ederken, bir grup gazeteci hakkında "Onlar hastalıkla mâlûl" dediğini ilk o yazdı. 'Hastalıklı' ithamına mâruz kalanlar o yakıştırmanın gerçekten yapıldığını öğrenince hep birden yaylım ateşi açtılar Mesut Bey'e... O da, ne yapsın, "Ben, birini kast etmiştim" diye cephe daraltmaya çalıştı...

Mesut Yılmaz'ın 'hastalıkla mâlûl' dediği isimlerden biri, ANAP liderinin, bir muhabiri "Ulan" diye azarladığını yazdı. Bir hanım yazar da, Yılmaz'ın, bir genel yayın yönetmeniyle konuşurken, muhatabına, "Dalyaprak" diye hitap ettiğini kayıtlara geçirdi; artık o ne demekse...

Elbette elimde ruh sağlıklarıyla ilgili bir rapor bulunmadığı için, Sedat Ergin, İsmet Berkan, Fikret Bila, Emin Çölaşan, Yavuz Donat ve Mustafa Balbay'ın durumlarını 'uzman' gözüyle sizlere aktaramam; ancak Mesut Bey'in partisini izleyen muhabirlerle senli-benli konuştuğunu, gerekirse "Ulan" da dediğini biliyorum... Gazeteler arası transferlerine karışacak kadar kendini muhabirlere 'yakın' hisseden biri neden birazcık lâubali bir ifade kullanmasın ki? Mesut Bey, sadece muhabirler veya 'dalyaprak' sıfatlı yayın yönetmenleriyle değil, 'hasta' dediklerinden bazılarıyla da, hiç kuşkunuz olmasın, tahminizden ileri samimidir...

Şu işe bakın: Hergün görüştüğünüz, verdiğiniz bilgilerle beslediğiniz, bazen sessiz sinema oynadığınız gazetecilerin aslında 'hasta' olduğunu düşünüyor, ama bunu ancak kapalı kapılar ardında söyleyebiliyorsunuz; muhabirlerin sizi kötü duruma düşürecek bir haber yazmayacağı güvencesiyle... Önce kurmaylarınızdan biri boşboğazlık ediyor, bir muhabir cesurca yazıyor, sonra diğerleri onaylıyor... Mesut Yılmaz'ın yıllar içerisinde oluşturduğu medya ilişkileri sistemini sarsan bir görüntü bu... "Ulan" diye azarladığı muhabir, bu sistemi haberiyle çökerten Ömer Şahin olmasın?

Geçenlerde, önündeki mikrofonun açık olduğunu fark etmeyen ABD başkan adaylarından George W. Bush, gezisini izleyen New York Times muhabiri Adam Clymer için, "Bir numaralı o. çocuğu" anlamına gelen bir cümle sarf etmişti, hatırlayacaksınız... Medya analizi yapan "Brill's Content" dergisi, son sayısında, "Yakın tarihimizde gazetecilere yönelik buna benzer pek çok küfür olayı vardır" deyip Truman'dan Clinton'a bir dizi olayı hatırlatmış...

Truman, "Bir gün umarım karşılaşırız" demiş bir gazeteciye ve eklemiş, "O zaman, yeni bir burna ve gözündeki morluğu geçirmek için bifteğe, belki de bir boyunluğa ihtiyacın olacak..." Paul Hume adlı tiyatro eleştirmeniymiş bunu dediği kişi; Hume başkanın artist kızının başarısız olduğunu belirtmiş yazısında... Reagan, henüz Kaliforniya valisiyken, köşe yazarı Drew Pearson için, "Eğer bir gün buraya gelirse, inşaallah yere tükürmez" tehdidini savurmuş... Clinton da, karısı için "Sürekli yalan söylüyor" diye yazan köşe yazarı William Safire'a, basın sözcüsü Mike McCurry aracılığıyla, "Daha güçlü bir cevap verebilirdim..., Bay Safire'ın burun köprüsü üzerine..." mesajını göndermiş...

Bu alıntılar gazetecilik mesleğinin cilvelerine işaret ediyor: Bazılarımız, yazdıklarımızla kimselere yaranamıyoruz; bazılarımız da yarandıklarını sandıkları kişilerin kendileri hakkındaki esas düşüncelerini, kapalı kapılar ardında söylenmiş sözlerin dışarıya sızmasıyla öğrenebiliyorlar... Onların işi daha zor; ANAP lideri herbirine telefon edip özür dilemiştir, ama "Hastalıkla mâlûl onlar" sözü de kamuoyunun bilgisi dahiline girdi işte... Kötü, çok kötü...

Sedat Ergin, Fikret Bila, Murat Yetkin, Fatih Çekirge vaktiyle yakınında yer aldıkları Yalçın Küçük'ün kendileri hakkındaki tespitlerinden haberdarlar mıdır acaba? Şimdilerde Gebze'de mahpus olan Yalçın Küçük, geçenlerde kaleme aldığı "Cehalet ve siyaset" başlıklı yazısında basınımızın ünlü kalemlerinden söz ediyor... "Star'dan F. Çekirge'nin tek okulu TİP ve bizim 'Sosyalist İktidar' idi; artık gazetecilik mesleğini bıraktığını varsaymak yerindedir" diyor sözgelimi... "Hürriyet'ten S. Ergin, TİP ve bizim sempatizanımızdı; şimdi MİT'i, Ş. Atasagun'u parlatmayı ve ordu-siyaset ilişkisinden mezenformasyonu gazetecilik sanıyor, yazıktır" diyen de Yalçın Küçük...

Şu satırlar da ona ait: "Milliyet'ten F. Bila benim doktora öğrencimdi, gazeteciliğe olağanüstü yatkın ve çok terbiyeliydi ve şimdi Ecevit'in sır katibi oldu ve ne yazık sırları ancak oniki saat tutabiliyor. Sabah'tan M. Yetkin, Dev-Yol'u bırakıp bize yapıştı ve şimdi içerde İ. Cem'e ve dünyada yahudi lobisine yapışmış durumdadır..." (Aydınlık, 24 Eylül 2000).

Mesleklerinde 'çok başarılı' meslektaşlar, gördüğünüz gibi, ikili bir yaylım ateş altındalar; kendilerini eskiden tanıyan Yalçın Küçük de, neredeyse hergünlerini beraber geçirdikleri oyun arkadaşları Mesut Yılmaz da haklarında iyi düşünmüyor...

Bana gelince... ANAP liderinin benimle ilgili hislerini, tesadüfen yanyana düştükleri isim babama, "Taha'ya selâm söyle" dediği günden beri biliyorum ben; o gün bugündür de biraraya gelmedik zaten... O, kendi deyimiyle 'hastalıkla mâlûl' , Yalçın Küçük'e göre "TİP kökenli" yazarlarla arkadaşlığı tercih ediyor...


2 KASIM 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Taha KIVANÇ

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...