| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Anadolu kilimi
Anadolu insanının "zaman" karşısındaki konumu ayrı bir inceleme konusudur. Kuşkusuz zamanı kavramanın en pratik yolu onu parçalamak ve tasnif etmektir. İşte bu insanlar da onu yapıyor. Kışın girişi, baharın çıkışı gibi. Ya da üzerinde fazla durmadan, dil ucuyla söyleyip geçiverdiğimiz "gün dönümleri"nde olduğu gibi. Biz bu halimizle, zamanın o kadar dışında yaşıyoruz ki tahmin edemezsiniz. Mesai saatleri, okulların açılışı ve kapanması ve bir de tatile ne zaman çıkacağımız gibi. Yani yeni insanın zamanla ve takvimle alâkası o kadar dıştan ve zayıf. Buralardaki insanı tanıdıkça, onun dünyasına girdikçe, zamanla insanın kurduğu deruni alâkayı daha yakından algılama imkânını buluyorsunuz.
Dağıstanlı Ali'nin dedikleri
Bu mevsimde kırları, ekilmiş arazileri ve yüksek dağ yamaçlarını birkaç gündür beraber dolaştığımız Dağıstanlı'nın Ali; bulunduğumuz yüksek tepelerden koyu bir sis perdesine gömülmüş enginlere bakarken, iç geçirerek: "Hocam" diyor, ağaçlara su yürümenin zamanı geldi. Bundan böyle şu kuru söğütlerin çubuklarına öyle bir hal olur ki, kabukla ağaç kolayca birbirinden ayrılır. Bilmem bilir misin, bizim küçükler bundan düdük yaparlardı eskiden. Artık az kaldı. Cemreler düştü ya, bundan böyle, istediğin çubuğu sür toprağa. Gözün arkada kalmasın. Bir aya varmaz kök salar, yaprağa durur. Bu tabiatı dolaştıkça, bu insanları dinledikçe daha iyi farkediyorum ki, bir şeyin başlangıcı ve sonu birbirinden öyle kesin hatlarla ayrılmıyor. Bir şey bitip diğeri başlamıyor. Nitekim işte içinden geçtiğimiz uzun kış ayları!.. Doksan günlük kışı eski takvim ve insan, bildiğimiz üç ayrı aya bölmenin yanısıra, kendi içinde apayrı bir tasnife daha tâbi tutmuş. Önce kırk beşer gün halinde ikiye bölmüşler. Birinci yarıya "zemheri" demişler, ikinci yarıya da "hamsin"!.. Dahası var. "Hamsin"i de ikiye ayırmışlar. Hamsin'in bir bölümü, birer hafta aralarla "cemre mevsimi" olarak kabûl görüyor.
Toprak uyanınca
Buradaki incelik, zamanı matematiksel aralıklara ayırmakta değil. Bilâkis toprak, su ve havadaki gizli devinimi, asırların verdiği yüksek bir tecrübe ile tespit etmek ve ondan sonra yeni bir kavramlaştırmaya gitmek. Hâlâ kar yağıyor, lodos uğultuları ve kuzeyden esen poyrazın dondurucu soğukları devam ediyor. Yani hâlâ daha bütün Anadolu karakış altında. Ama süren kışa ve ortalığı taş gibi kesen buza rağmen, bu insanlar bir an geliyor, hafif bir mırıltı ile, "Bugün cemre havaya düştü" diyorlar. Bir hafta geçiyor, "Cemre suya düştü", bir hafta sonra da toprağa!.. Ben farketmiyorum fakat onlar iddia ediyor. "Suların damarı kırıldı hocam, farketmiyor musunuz?" Şu küçük böcekler var ya, işte onlar, cemre suya düştükten sonra görülmeye başlar. Çünkü suyun, akar suların damarı cemreler düşmeye başlayınca kırılır. Aynı şekilde cemre toprağa düşünce de, toprağa bir hal olmaya başlar. Gün vuranda, bizim buralarda toprak kabarır. Zemheri içinde, istediğin kadar günlük güneşlik olsun. Toprak bana mısın demez. Ama hamsin, illâ da cemreler başka!.. Toprak kabarır, bugün yarın köstebekler toprağı dürtmeye başlar. Uyuşuk uyuşuk kaplumbağalar ortaya çıkar. Ve illâ leylekler gelir, tabiat börtü böcek dolar. Bundan böyle kar yağmış, don tutmuş farketmez. Biz baharı geldi sayarız be hocam!..
Yedi iklim-dört köşe
Bu kış ve bahar geçişleri, kuşkusuz Anadolu'nun bütünü için geçerli değildir. Denizlere uzaklık-yakınlık, binbir çeşit yükselti farklılıkları; Kafkasya eteklerine, Arabistan bozkırına, Balkanlara doğru sürüp giden coğrafyalar, bu toprakları yedi iklimin zenginliğine kavuşturur. Bir yer bahara ererken, bir başka bölge çoktan yaza girer. Salihli ovasında ekinler biçilirken, Kars'ta mahsûl yenice uç verir. Daha buğdaylar başağa durmadan, Ağustos ortasında havanın buz kestiği olur. Ege'de, Çukurova'da, Urfa ve Kars Aralık düzlüklerinde yaz bitmek bilmez, sonbaharın sadece adı vardır oralarda. Ama farklı coğrafyalardan her birinin, kendine mahsûs bir rüzgârı; aynı topraklarda asırlardır yaşamanın verdiği bir tecrübe ile teşekkül etmiş birer takvimleri bulunur. Bölgeden bölgeye, iklimden iklime geçişler, buna rağmen keskin hatlarla birbirinden ayrılmaz. Kıştan bahara geçiş gibi; biraz kış biraz bahar, bölgeden bölgeye, kültürden kültüre geçer durursunuz. Ne tabiat, ne insan, ne de kültürler birbirini yadsır. Bir Anadolu kiliminin nakışları gibi, biz böyle birbirimizi tamamlayarak zenginleşiriz.
aridvan@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|