YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

POAŞ ihalesi ve medya ahlakı

 
Bu medya grubu hem yapılanı meşru gösterme, hem de muhalefeti susturma gibi tavırlar benimseyebilir... Bu durumda, medyanın, denetim yerine, bir çıkar savunucusu haline dönüşme ihtimali ortaya çıkacaktır.

 

POAŞ'ı devletten Doğan Holding ve İş Bankası ortaklığı aldı. Açık artırma basın önünde yapıldı. Bunun, şeffaflığın kanıtı olarak algılanması istendi.

Oysa insanların içi rahat etmiş değil.

Çünkü satışın kanuna karşı hile boyutu ortadan kalkmış değil. RTÜK Kanunu, medya kuruluşunda yüzde 10 hisseye sahip kişinin bu tür devlet ihalelerine katılamamasını öngörüyor. Doğan Medya Holding, bu ilkeyi, hisseleri paravan kişilere dağıtarak deliyor. (Bunu böyle yaptığını ilan da ediyor) Bir yandan da RTÜK kanununda, bu hile görünümünün legal hale gelmesi yolunda değişiklik için bastırılıyor. Değişiklik gerçekleşirse, işin eğrisi doğrusuna denk gelecek.

POAŞ ile ilgili önemli iddialar var. Bir kere POAŞ bir yıl içinde müthiş karlı bir kuruluş haline gelmiş. Dünkü Milliyet'te yer alan habere göre POAŞ'ın 9 aylık karı, yüzde 121.2 yükseliş ile 70 trilyon 157 milyar liraya çıkmış. (İlginç, aynı dönemde Doğan grubunun karları da füze hızıyla yükselmiş. 23 kat artarak 24 trilyon 83 milyar olmuş.)

POAŞ'ın taşınmaz mal varlığının 4 milyar dolar olduğu, kasasında da 170 trilyon nakit para bulunduğu, dolayısıyla peşin ödenecek yüzde 40'ın önemli bir kısmının kasadan ödeneceği öne sürülüyor.

POAŞ'ın İMKB'deki hisse değerinin yarısına satıldığı da bir başka tesbit.

Bir başka iddia, "ihalenin şeffaflığı"nın aslında zevahiri kurtarmaktan ibaret olduğu şeklinde. Koç, Medya Holding ve Doğan Grubu arasında bir muvazaa olduğu iddiası POAŞ ihalesi ile birlikte tartışılıp duruyor.

POAŞ ihalesinin hemen ardından, İstanbul'da, Hürriyet'in ifadesiyle "Ecevit'i heyecanlandıran tören" gerçekleşti. Başbakan Ecevit, Aydın Doğan İletişim Enstitüsü'nün tanıtım törenine katıldı. Çok duygulandı, çünkü Robert Kolej nostaljileri yaşadı. Ecevit burada, 1980'li yıllarda çıkardığı Arayış dergisine Aydın Doğan'ın katkılarını şükranla andı, "bu katkıları unutamam" dedi.

Aydın Doğan'ın çok sıcak ilişkileri var Başbakanlarla... Ecevit'le böyle moral bir ilişki kurabiliyor, eski Başbakan Mesut Yılmaz'la ise, eşofmanla karşılayıp-uğurlayacak bir senli-benliliği yaşayabiliyor.

Bütün bu iddiaların bir izahı bulunabilir. Bunların tümü, bir vehmi, kuşkuyu yansıtabilir. Ama bu kuşkuların oluşmasına yol açan bir zeminin bulunduğunu da ifade etmek gerekiyor. RTÜK Kanunundaki sınırlama da, zaten bu kuşkuları ortadan kaldırma amacına yönelik olmalıdır.

Şöyle bir düşünelim:

Bir ara Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, Doğan grubunun, Türkiye medyasının yüzde 65'ine hakim olduğunu açıklamıştı. Bunun içine tv, radyo, gazete, dergi gibi medya ürünleri giriyor. Bu, medya üzerinde oluşmuş büyük bir etkinliktir.

Medya, bir kamu denetim aracıdır. Halk adına, kamuyu denetler. Özünde muhalefet vardır.

Şimdi böyle bir yayın grubu, devletle bir ilişkiye girdiğinde, otomatikman, kamuya yönelik medya denetiminin yüzde 65'i devre dışı kalmış olmaktadır. Kaldı ki, ondan ötesi de var: Bu medya grubu hem yapılanı meşru gösterme, hem de muhalefeti susturma gibi tavırlar benimseyebilir... Bu durumda, medyanın, denetim yerine, bir çıkar savunucusu haline dönüşme ihtimali ortaya çıkacaktır.

POAŞ olayında işin ilginç yanı, açık artırmaya katılan diğer grupların da, medya ile içiçe olmalarıdır. Dolayısıyla, onların da, ilke olarak kendilerinin de paylaştığı böyle bir sisteme karşı çıkmaları mümkün değildir.

Bir de bu medya grupları arasında, birbirinden eleman transfer etmemek gibi bir centilmen anlaşması yapıldığını göz önüne almalıyız. Bu durumda, bağımsız hareket etme ihtimali bulunan yazarların da önü tıkanmış olmakta ve insanlar "iş mi ahlak mı?" gibi çetin bir hesaplaşma ile karşı karşıya kalmaktadırlar.

Doğan grubunda çalışan kanaat önderlerinin POAŞ ihalesi ile neden bu kadar az ilgilendikleri, iddialar karşısında neden bu derece suskun kaldıkları, üzerinde düşünülmesi gereken bir konu değil midir? Ya da haber sütunlarındaki heyecanın yerini, köşe yazılarında suskunluğun almasının başka anlamı mı olmalıdır?

Aydın Doğan, süratle yükselen bir işadamıdır. Koç bünyesinde işe başlamış, Milliyet'i satın alırken Koç'tan ayrılmıştır. Şimdi, POAŞ ihalesinde 10 milyon dolarla Koç'u sollayan bir işadamı haline gelmiştir. Mehmet Barlas'ın Koç'un bunu prestij meselesi haline getirmemesine şaşırması boşuna değildir. Koç, 10 milyon dolardan yılıp çekilecek bir yürek yetmezliği içinde olmamalıdır. Ama olmuştur.

Aydın Doğan'ın yükseliş motoru nedir?

Türkiye'de Medya, böylesine etkili bir silah mıdır?

Bunu herhalde Koç da, POAŞ ihalesiyle hiç ilgilenmeyen, dolayısıyla devlet birikiminin el değiştirmesine seyirci kalan Sabancı da düşünecektir...

Özelleştirmelerde medya denetiminin böylesine sınırlanmış olması, gerçekten Türkiye hesabına dramatiktir.

dan sonra bir değerlendirme yapma ihtiyacı duyacaktır. ÇYDD ile devam etmek ve yukarıdan aşağı tüm toplumu biçimlendirme iradesini sürdürmek, ya da toplumun tüm kılcal damarlarında yaşanan daralmayı görüp, özgürlük öncelikli yeni bir yücelme yoluna girmek...


6.MART.2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ahmet Taşgetiren

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...