| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Demirel mi; bir daha mı?!
Öyle görünüyor ki; kısa vadede Türkiye'nin politik nabzı, Cumhurbaşkanlığı seçimine endekslenmiş durumda. Önümüzdeki günlerde bu nabzın daha da hızlı atacağına hiç kuşku yok.. Statüko yanlılarının "istikrar" (!) adına yakında görevini tamamlayacak olan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e 5 yıl daha şans verme harekâtı, âdeta "gayeye ulaşmak için her yol mubah" kabilinden bir sürece sokulmuş bulunuyor. Bunun en son belirtisi, sırf Demirel için uygulamaya konulmak istenen ve hukuk dilinde "Kişiye özgü Anayasa değişikliği" biçiminde nitelendirilen formülün, parti liderleri tarafından Meclis'e dayatılmasıdır. 'Pazarlık' kuşkusu uyandıran değişiklik önerileri, sözüm ona "istikrar" söylemi içine sokuşturulan aba altından sopa göstermeler, hep aynı adrese çıkıyor: Demirel, bir kez daha, Çankaya'ya.. Demirel'i yeniden Çankaya'da görmek isteyen 'şartlanmış' çevrelerin dört koldan yürüttükleri harekâtın birçok özelliği yanında, 'baskın' sayılabilecek bir diğer özelliği, hayli dikkat çekici: "Toplumsal hâfıza" dumura uğrasın, 40 yıllık mâzî hiçbir bakımdan muhasebeye çekilmesin isteniyor! Burası önemli; zira, politik hayatının tümü ele alındığında, oportünizmin kucağından hiç inmeyerek popülizmle özdeşleşmiş ve özetle dün "ak" dediğine bugün "kara" diyebilen bir ruh hâlini içselleştirmiş/sindirmiş politikacıların pîri sayılan Demirel'in, bu konumuyla ülke için nasıl bir profil çizdiği, dahası yarınlar bakımından nasıl bir 'anlam' ürettiği sorgulanırsa eğer; biliniyor ki, altın kâse içinde sunulan mâyînin tadı bir süre sonra ekşiyecek ve milletin midesine oturacaktır.. Bendeniz, işte bu bağlamda, Süleyman Demirel açısından meselenin sanat/edebiyat/kültür odağındaki görünümüne değinmek ve sormak istiyorum: Sayın Demirel gerek (ana) muhalefet lideri, gerek Başbakan gerekse Cumhurbaşkanı olarak; dünden bugüne, Türkiye'nin sanat/edebiyat/kültür hayatına ne gibi 'kalıcı katkılar'da bulunmuş, bu uğurda ne tür 'misyon'lar üstlenmiş, hangi 'başarı'lara imza atmıştır? 40 yıldır devletin karar mekanizmalarında şu ya da bu biçimde 'yetki' sahibi olan Demirel, sanatın/edebiyatın/kültürün toplumsal alanda daha dinamik ve işlevsel bir karakter kazanması bakımından acaba hangi çalışmalara, faaliyetlere 'rehberlik' etmiş, topluma 'yol' göstermiş, 'örnek' olmuştur? Türkiye'nin dünyaya açılıp tanınmasında, Sayın Demirel'in sanat/edebiyat/kültür bağlamındaki girişimlerinden hatırda kalanlar konusunda ne söylenebilir? Kişisel olarak kaç sanatçıyı teşvik etmiş, onlara imkân sağlamıştır? Örneğin hangi şairin bir eserinin yabancı dillere çevrilerek yayını/dağıtımı/tanıtımı için devlet adına irade beyan etmiştir? İLKSAN yolsuzluğu üzerine "Verdimse ben verdim" (!) diyebilen Demirel'in, benzeri bir tutumu, sanat/sanatçı bağlamında da gösterebilmesi düşünülebilir mi? Aile fotoğrafında bugüne kadar kaç sanatçı yer bulabilmiştir? Hemen belirtmeliyim ki, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, topluma yansıdığı kadarıyla, sanata/edebiyata ve verimlerine uzak bir kişiliktir, kimliktir. Yazarlarla, sanatçı ve şairlerle yakın bağlar tesis ettiği söylenemez; bu dünyaya kapalıdır. Dolayısıyla sanat/edebiyat bahis konusu olduğunda, Demirel'in karnesi sıfırlarla doludur!. Genelde bu başarısızlığın örneklerini bulmak için, aslında fazla uzağa gitmeye de gerek yok. Son yıllarda cereyan eden bir-iki hadieyi göz önüne getirmek için, birazcık hâfıza tazelenmesi yeterli olacaktır. Örneğin, Demirel'in bir Cumhurbaşkanı sıfatıyla katıldığı konserde seslendirilen "9. Senfoni" sonrasında sarfettiği ve sanat eseriyle konjonktür arasında akıl almaz bağlar kurduğu "İşte çağdaş Türkiye tablosu" nidasının yarattığı sanat-dışı yankılar ve basında çıkan "Lâik konser" manüpilasyonları hatırlanabilir.. İki yıl önce, neticeleri itibariyle yüze-göze bulaştırıldığı intibaını uyandıran "Devlet Sanatçılığı" unvanlarının hiçbir objektif kritere tâbi tutulmadan ulufe dağıtılır gibi şuna-buna serpiştirilmesini ve devlet adına verilen bu ünvanla ilgili derin kuşkulara, dahası bariz bir nitelik kaybına sebep olunmasını, sanat/kültür çevrelerinde yaşayan kargaşayı da hatırlatmak mümkün.. Bu ülkede, Süleyman Demirel'in Cumhurbaşkanı olduğu bir dönemde, bir belediye başkanının sırf "şiir" okuduğu gerekçesiyle hapis cezasına çarptırılıp politikadan yasaklanmasını unutmaya imkân var mı? Esasen, Demirel'in sanattan/sanat eserinden ne anladığı/beklediği hususu gayet açık ve nettir. Sanatsal donanımının, algı/muhayyile gücünün hangi düzeylerde olup ne şekilde işlediği örnekler bağlamında anlaşılabilir. Demirel; "sanat", "sanat eseri", "sanatçı" gibi kavramların ne özgün yapılarıyla, ne dolaşıma girdiği sahalarla, ne de içerikleriyle ilgili en sıradan bir 'estetik bilgi'ye, en kabasından da olsa herhangi bir 'sanat görüşü'ne sahiptir!. Ortada, "Şark kurnazlığı"nın bariz belirtileri vardır, hepsi bu!.. Ben kendi payıma hiç olmazsa 2000'li yılların Türkiye'sinde, Çankaya'da sanattan/sanat eserinden 'anlamayan'; yazar ve şairlere 'soğuk' duran birini görmek istemiyorum. Düşünce ve sanat eserleri sansürlenip toplatılır ve yazarları koğuşturmaya uğrarken, insanlar "şiir okudu" diye içeri tıkılırken kılını kıpırdatmayan bir Cumhurbaşkanı da, doğrusu beni huzursuz etmeye yetiyor.. Sayın Demirel'in hiç olmazsa 70 yaşından sonra Türkiye'ye bir 'iyilik' yapıp 'emekli'liye rıza göstermesini bekliyorum. Zira, kendileri, ne yazık ki, bana 'güven' telkin etmiyor! "Bir daha mı?" kâbusuyla uyanmak, yeterince sıkıcı oluyor! Niçin 'sıtma'ya razı olalım ki?! Süleyman Demirel olmasın, yeter!..
ideniz@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|