YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

 

 

Değişim karşısında bazı siyasi portreler!..

 
"Değişim"le sosyolojik açıdan ifade edilen olay, insanların "huy değiştirmesi" değil, insanların değişime "uyum göstermesi"dir..

 

Şu "değişim" denilen kavram, kimbilir kaç kez konu oldu yazılarımıza. Dün de, "STV"de, Hüseyin Gülerce'nin programında, Prof. Dr. Mustafa Erdoğan'la birlikte, yine "değişim"i irdeledik..

Hiç unutmayalım..

İnsanlar pek değişmez..

Ama olaylar ve şartlar, ne olursa olsun değişir..

"Değişim"le sosyolojik açıdan ifade edilen olay, insanların "huy değiştirmesi" değil, insanların değişime "uyum göstermesi"dir..

"Değişim", bir kuşak meselesi de değildir.

Neticede Türk toplumu, Tanzimat'tan beri, yeni kuşakların gelip, ülkenin siyasetini, ekonomisini ve yapısını değiştirmesini bekliyor..

Oysa mezarlıklar, daha önceki davranışları aynen tekrarlamış, eski genç kuşakların cenazeleri ile dolu..

Daha da ötesi, bu dünyada da, "öbür dünyada" da, değişime karşı kendi modellerini koyup, gelişimi dondurmaya çalışan sayısız "toplum mühendisi" Türk var..

Oysa bizim "değişim mühendisi" Türkler'e ihtiyacımız var..

Dünyada ve yurtta yer alan ve önüne geçilmesi mümkün olmayan değişimin yönünü önceden hissedip, toplumun önündeki engelleri kaldıran ve ülkeye "vizyon" açan kişilere, "değişim mühendisi" deniliyor..

Bunun son örneğini, siyasette Turgut Özal'da gördük..

Sovyetler'in çökeceğini, iki kutuplu dünyanın ve "Soğuk Savaş"ın biteceğini, 1980'lerin başında gördü Turgut Özal..

"Globalleşme"nin kaçınılmazlığını, serbest ticaretin, sınır dinlemeyen iletişim olgusunun, çoğulculuğun kaçınılmaz "yükselen değerler" olacağını, çok iyi gözlemledi.

Birinci dönemdeki "yeniden-yapılanma reformları" ve ölümü ile rafa kaldırılan "2'nci Değişim Programı", sosyal bilimciler için, "değişim mühendisliği"ne en iyi örneklerdir..

Buna karşı, Özal'ın ölümünden 5 yıl sonra Türkiye'nin gündemine getirilen "28 Şubat" olayı, "toplum mühendisliği" konusundaki örnek vakadır..

Dünya 2000'li yıllara yönlenmişken, bizim "28 Şubat", toplumu, 1930'ların modeline göre yeniden yapılandırmayı amaçladı..

Bu açıdan "28 Şubat", Özal'la devreye giren "Değişime uyum devrimi"ne tepki olarak getirilen, bir "karşı-devrim"di..

Bu şekilde "Susurluk"la başlayan "şeffaflaşma" özlemleri de bastırıldı..

"Serbest rekabet" ortamı, "28 Şubat rejimi"ne destek olan dar bir imtiyazlı çevre lehine bozuldu.. "Medya karteli" ve bir grup oligarşik sermaye, toplumdaki diğer müteşebbisler yok edilirken, teşvikler aldı..

"Değişim"e uyum göstermek elbet kolay değil..

Kolay olsaydı, Erbakan bunca zahmet ve eziyetten sonra başbakan olunca, kalkıp, 1960'ların 1970'lerin dünyasındaki özlemi gerçekleştirmek için, Libya'ya gider miydi?

"Değişime uyum"un en ciddi anti-tesi "nostalji"dir..

Bakın Ecevit'e..

1990'ların başında Saddam Hüseyin'i destekleyen Ecevit, şimdi Amerika ve Avrupa'dan başka bir gösterge tanıyor mu?

Devlet Bahçeli'nin MHP'sinin, Öcalan konusunda, gösterdiği "uyum"u hatırlayın.

Evet.. "Değişime uyum" bile, zor bir meseledir..

Bu açıdan bakınca, değişimin önüne geçip, değişimin mühendisi olmanın, ne denli zor ve yorucu bir uğraş olduğunu görebilirsiniz..

Günlük politikayı ve gündemdeki isimleri değerlendirirken, işte bu kriterlere bakmak gerekiyor..

Örneğin Demirel de, "değişime uyumlu" bir politikacı.. Muhalefette yıkıcı, iktidarda yapıcı, askerî geçiş döneminde devletçi, sivil demokraside Avrupa'cı olabiliyor..

Ama Türkiye'ye, bu tür uyumlu isimlerden öteye, değişimin önünü açabilecek, vizyon sahibi, yürekli politikacılar gerekiyor.

İşte "değişim" böyle bir şey..

İçinde bulunulan her ortama göre rengini değiştiren "bukalemun", elbet de, değişime en uygun canlı olarak toplumlara örnek gösterilemez..

ŞAKA

Ah bu istikrarımız!..

Nisan ayında hem Türkiye'de, hem de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde cumhurbaşkanı seçimi var..

Burada Demirel, orada da Denktaş, "istikrarın teminatı" konumunda yine adaylar..

Aslında en büyük varlığımız, galiba bu "istikrar"ımız..

"Türk malı istikrar"ı bir ihraç edebilsek Avrupa'ya, "Kopenhag Kriterleri" de, "İnsan Hakları" kavramı da, neye uğradıklarını şaşırırlardı..

DOĞAN

Artık, özgür gazetecilik başlıyor!..

Doğan Medya Grubu yayın organlarında, tehlikeli günler başlıyor..

Çünkü "Aydın Doğan İletişim Fakültesi"nin açılışında konuşan Aydın Doğan, eğitim görecek öğrencilere şöyle seslenmiş:

-Haber nereden gelirse gelsin, arkasında kim olursa olsun, kimi rahatsız edeceğini hiç düşünmeden yazmalısınız.. Tek düşünceniz, haberin doğruluğu ve tarafsızlığı olmalıdır..

Evet.. Yeni bir dönem başlıyor Doğan Grubu gazetelerinde..

Artık onlar da, POAŞ özelleştirmesi konusunda, "Kimi rahatsız edeceğini düşünmeden" haber yazabilirler..

"Medya sermayesi" ile siyasetin ve devletin haşır-neşir olması konusunda, herhalde sayfalarca haberler çıkacaktır Hürriyet'te, Milliyet'te, Radikal'de, Kanal-D'de..

Hatta bakarsınız, Mesut Yılmaz dönemindeki "Medya-Mafya-Siyaset" ilişkileri konulu olayları bile, haberleştirebilirler..

Derken Süleyman Demirel'in aile fotoğrafındaki portreler de, Hürriyet'in haberlerine konu olur..

İyi ki bu "Aydın Doğan İletişim Fakültesi" açıldı..

Öğrenciler, şimdi özgür, özerk ve bağımsız gazeteciliğin ne olduğunu görürler.


6.MART.2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Mehmet BARLAS

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...