| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
FP Çankaya'da 'rehin' mi?
Bu ülkede yaşanan gelişmeleri, ülkenin gittiği yönü, görünürdeki sonuçlarına bakarak anlamak ne yazık ki mümkün değil. Gelişmeleri doğru anlayabilmek için her şeyden önce o gelişmelerin arkasındaki elleri görmeye çalışmak gerekiyor. Çünkü bu ülkede birtakım şeylerin neden söylendiği, neden yapıldığı değil, niçin yapıldığı ve tür sonuçlar elde etmek için söylendiği önemlidir. Yani asıl keramet kuklada değil, kuklacıdadır. Türkiye'nin son dönemde içinden geçtiği siyasi güzergahı iyi analiz ettiğimizde, siyasi aktörler arasındaki ilişkilerin ve dengelerin tümüyle puslu bir havada kurulduğunu görürüz. Örneğin, Türkiye'nin Helsinki'de kazandığı "adaylık statüsü"yle filizlenen "demokrasi umutları"na "mayın döşeme" cüretinde bulunanlar, bu puslu havanın hem sebebi, hem de sonucudurlar. Nitekim, Helsinki'de esmeye başlayan ılımlı havadan "egemenlik alanları"nın zarar göreceğini hesaplayan perde gerisindeki güçler, birazcık olsun ipi germek gerektiğini düşünmüş olmalılar ki, bir yıldırım harekatıyla belediye başkanları operasyonu gerçekleştirildi. Gerçi bu operasyonun, Çankaya'ya endeksli bir "bilek güreşi" için mi, yoksa egemenlik alanı daralmasına karşı mı yapıldığı henüz anlaşılamadı. Belli ki, önümüzdeki iki ay Türkiye için kritik bir dönem olacak. Muhtemelen de bu süreçteki "bilek güreşi" daha çok Fazilet Partisi üzerinden yapılacak. Zaten şu anda FP, Çankaya'da "rehin" olarak bulunuyor. Her ne kadar bu rehin olayı Fazilet'in çaresizliğinden çok, strateji geliştirememiş olmasından kaynaklanıyor olsa da sonuçta Fazilet Partisi Çankaya'nın kuşatması altında bulunuyor. 28 Şubat sürecinde demokrasinin çiğnenmesinde baş aktör olan Cumhurbaşkanı Demirel, şimdi anlaşılmaz bir şekilde bir anda Fazilet'in hamisi konumuna bürünmüş durumda. Oysa daha dün 28 Şubat'ın yıldönümünde Demirel, sürecin devam ettiğini, bizzat kendisinin 28 Şubat'ın teminatı olduğunu ilan etmedi mi? Şimdi nasıl oluyor da Demirel, koruyucusu ve sürdürücüsü olduğu sürecin hilafına birtakım pazarlıkların içinde olabiliyor? Demek ki, Demirel'in çıkarları gerektirdiğinde Türkiye'nin "bölünmez bütünlüğü"nün bir parçası gibi topluma deklare edilen ilkeler bile ihlal edilebiliyormuş. İşte bu noktada Fazilet Partisi, demokratikleşme konusunda "pazarlık" marjını yüksek tutmalı ve Demirel'in pazarlık masasına koyduğu "28 Şubat"ı çağdaş demokratik normların aynasına tutmalıdır. Aksi takdirde, şu anda Fazilet yönetiminin çizdiği "Çankaya'da rehin" görüntüsü, bu partiyi kendi seçmeni gözünde bile ebediyyen mahkum edecektir. Örneğin parti içindeki büyük çoğunluk, bu demokratikleşme paketinin içine 312. madde değişikliğinin de konulmasını isterken, parti yönetimi anlaşılmaz bir şekilde kendisini sadece 69. maddeye kilitlemiş durumda. Nitekim dün kendisiyle yaptığımız görüşmede Abdullah Gül, yazılı olarak verilen metinde 312. maddenin de bulunduğunu, ancak görüşmelerde sadece 69. maddenin gündeme getirildiğini söyledi. Peki ama niçin? Esas amaç, ülkede demokratik normların hakim kılınması değil mi? Eğer, hâlâ bu ülkede 35 yıldır Demirel filmi seyretmeden bıkmadıysak diyeceğimiz bir şey yok. O zaman Fazilet Partisi de Çankaya'da "rehin" olarak kalabilir. 35 yıllık "Demirel filmi"nin yeniden sahnelenmesine ve Türkiye'nin yeniden "statüko"ya teslim olmasına bu parlamento izin vermemelidir.
mocaktan@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|