![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Türkiye ve İKODünkü yazıda Türkiye'nin Ortadoğu ve İslam dünyasına, özel olarak da bir diplomatın deyimi ile İslam dümyasının spastik çocuğu olarak doğan İslam Konferansı Örgütü ile ilişkilerine ve yaklaşımına değinmiştik. Özellikle bu bakışta egemen olan hariciye geleneğinin bazı ip uçlarını değerlendirmeye çalışmıştık. Türkiye'nin İslam Konferansı Genel Sekreterliği'ne alelacele yöntemlerle de olsa aday olmak gibi girişimde bulunması önemli bir aşama sayılmalıdır. Bu arada yıllardır ilk defa bir Dışişleri bakanı olarak Türkiye'yi konferansta temsil eden İsmail Cem'in bulunması da önemli bir etken sayılmalıdır. Ne de olsa Cem'in üçüncü dünyacılığı ile Türkiye'nin tarihi birikimine daha duyarlı yaklaşımı bu politika değişikliğinde rol oynamış olabilir. Mescid-i Aksa'nın yakılması üzerine 1969 yılında kurulan İslam Konferansı Örgütü'nün kurucu üyesi olan Türkiye'nin hala kuruluş bildirgesini bile mecliste onaylamamış olması göz önüne alınacak olursa Genel Sekreterlik için isminin geçmesi bile önemli bir adım. Konferans genel sekreterliğine her dönem için bir grup üye ülkenin adayı seçiliyor. Bu gruplar başlıca Arap, Afrika ve Asya ülkeleri olarak kendi arasında bölünmüş. Her dönem farklı gruplardan genel sekreter seçiliyor. Türkiye Asya grubunda bulunuyor. Burada ırka d ayalı dağılımla coğrafi esasa dayalı dağılım karışık durumda. Her uluslararası örgütte olduğu gibi burada devletler arasında Genel Sekreterliğ ve dönem başkanlığın hatta toplantıların ev sahipliğini üstlenmek için kıyasıya rekabet ve kulis faaliyeti yürütülüyor. Örneği geçtiğimiz dönem Fas oldu bittiye getirerek Genel Sekreterliği elde etmiş; bunun avantajlarını da Avrupa ve özellikle Fransa ile olan ilişkilerinde ustalıkla kullanmıştı. Fas'ın adayı olan Dr. İzzeddin Iraki Genel Sekreterliğe seçilmiş, ancak Suud gibi örgütte ağırlığı olan ülkeyle ilişkileri iyi tutamadığı için görev süresince zorlanmıştı. Geç farkedilen boşluk
Örgütün gücünü bilinen nedenlerden dolayı ciddiye almayan Türkiye ise Fas örneğinde ve İran'ın dönem başkanı sıfatıyla bu konumu uluslar arası ilişkilerde nasıl kullanabileceğini farkedince etkinliğini artırmaya çalıştı. Örneği İran bu etkinliğini kullanarak Orta Asya Türk cumhuriyetleri üzerinde önemli bir avantaj sağladı, ECO'ya alınmaları İran'ın girişimiyle oldu. Türkiye ise; gecikmiş ve aceleye gelmiş bir kararla genel sekreterlik için kolları sıvadı. Bunca yıl kenarda durduktan ve hele hele İsrail yakınlaşmasının bugünkü boyutlara vardığı dönemde Türkiye'nin hazırlıksız girişimi pek netice getirecek gibi görünüyor. Ayrıca Suud gibi ülkeler Türkiye gibi güçlü ve etkin bir ülkedense daha söz dinletebileceği ülkeden Genel Sekrete'in çıkmasından yana. Türkiye'nin Genel Sekreterlik için ortaya attığı isimler ise rakipleriyle kıyaslandığında fazla şansı olmayan isimler. Örneğin bu zamana kadar genel sekreterlik görevini üstlenenler temsil ettikleri ülkelerde üst düzeyde görev almış isimlerden oluşuyor. Bunlar arasında Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlık gibi önemli görevler üstlenmiş temsil yeteneği olan isimler görev aldı. Türkiye'nin şansı?
Bu anlamda Türkiye'nin sıkıntısı, Dışişleri'nin geleneksel tavrından dolayı bu kurum/gelenek içinden İslam dünyasına sempatik gelecek bir ismin çıkarılması zor. Ortada dolaşan diplomat isimleri ise temsil yeteneği ve ağırlığı bakımından diğer ülkelerce ciddiye alınmayabilir. Oysa Genel Sekreterlik sırası Asya grubu ülkelerinde olduğuna göre ve bu grupta İran'la birlikte Türkiye'nin şansı fazla olması gerekir. Pakistan ve Malezya daha önce bu görevi üstlendikleri için kağıt üstünde daha güçlü bir aday görünmüyor... İran'a bilinen nedenlerden dolayı tavır alınacağı düşünülürse Türkiye iyi bir hazırlıkla bu işi kaçırmayabilir(di). Ancak son anda Bengaldeş'in isminin ortaya atılması Türkiye'nin gösterdiği zayıf performans nedeniyle işi zora sokmuş oldu. Bu arada İsmail Cem'in Dışişleri Bakanı olarak Katar'da yapılan 25. İDBK toplantısına katılmış olması önemli bir adım sayılmalıdır. Hatta 2000 yılında yapılacak dışişleri bakanları toplantısına ev sahipliği yapmak için talip olunmuş ancak bakanlığın geleneksel tavrı kendini göstererek iş ciddiye alınmadığı için Malezya'da yapılması kararlaştırılmıştır. Türkiye'nin Avrupa ile ABD ile ilişkileri şüphesiz önemli. Ancak dünya sadece bu iki güçten ibaret değil. Elinizde ne kadar alternatifiniz varsa o kadar pazarlık gücünüz var demektir.
aemre@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|