YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Kültür

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama


Biraz yerli görelim

Bu hafta 30 sinemada birden seyircinin karşısına çıkacak "Fasulye" filminin senaristi ve oyuncusu Haluk Özenç 1989'dan beri TRT ve özel kanallardaki televizyon dizilerinde rol alıyor. Türk sinemasında orta yolu bulduklarına inanan Özenç ile "Fasulye"nin kıvamını konuştuk.

Fasulye'yi çektiğiniz ortam hakkında neler düşünüyorsunuz?

Türk sinemasında bir hareketlilik var bunu kabul edelim. Nitekim biz de bu hareketliliğin bir parçası olmak için bu işe soyunduk. Türk sineması içindeki hareketliliği kendi içinde organik olarak incelersek birbirine zıt ve birbirine biraz da ters bakan iki fraksiyon oluştu. Biri Nuri Bilge Ceylan'lar, Zeki Demirkubuz'lar, düşük bütçeli, daha kendi içinde, yönetmeninin kendi karakterini yansıttığı, 'bağımsız' yapımlar. Çok güzel filmler çekiyorlar ve bizim bir bakıma yol göstericilerimiz. Fakat filmi yaparken vizyonda insanların ilgisini çekecek ögeleri yerleştirmeyip seyirci için de bağımsız hale getiriyorlar. Biraz televole kültürünü, biraz bu özel kanalların getirdiği daha yoz ama daha çok halka hitap eden hareketliliği temsil eden, daha basit konular, basit espriler taşıyan bir fraksiyon da oluştu. Kahpe Bizans, bir bakıma Güle Güle, Herşey Çok Güzel Olacak, Propaganda var. Fakat Türk sinemasında kendi içinde bir çatışma başladı. Hangisi Türk sinemasını temsil ediyor? Bizim bir iddiamız var. İkisinin ortasında bir yol var ve Türk seyircisi de bunu arıyor zaten. Bir Türk filmini sinemaya soktuğunuz zaman 30-40 senelik yapımcılar, dağıtımcılar söylüyor; bir Amerikan filmine göre daha avantajlı olduğu kesin. Daha çok insanın gelmesi, daha çok sevilmesi de kesin.

Amerikan sinaması süpürüyor

Fakat Amerikan sineması bir geliyor, süpürüyor götürüyor. Mayıs Sıkıntısı, Üçüncü Sayfa, Güneşe Yolculuk bütün bunları toplayın elli bini bulmuyorsunuz. Kahpe Bizans iki milyon iki yüz bini geçti. Güle Güle bir milyon iki yüz bini geçti. Biz kavganın içine girmek istemiyoruz, tamamen bağımsız bir yolu açmak istiyoruz. Bizim bağımsızlığımız hepsinden bağımsız. Fasulye'yi o yüzden ne oraya, ne buraya koymak istemiyoruz.

Fasulye'deki baş oyuncu, film boyunca konuşmuyor. Böyle bir karakter canlandırmanızın sebebi ne?

Filmdeki kahramanı 1996 senesinde bir sinema filminde kahraman olabilecek biri diye hayal ettim. Nihayet ortaya çıktı. Karakter, kahraman olarak filmde söylemek istediğimiz herşeyi söylüyor. Bunu tercih edişimin iki sebebi var. Birşey demesine, birşey etmesine gerek kalmadan bir karakteri sevdirmek, bir sinema dilidir. İkincisi de, biz filmimizi her ne kadar eğlence için yaptıysak da birtakım mesajlar var. Siz biraz eğleneyim diye giderseniz o keyfi alırsınız. Bir de: "Bakalım ne demiş bunlar?" diye seyrederseniz biraz kara mizahı, taşlamaları, hicvi görürsünüz. Medyanın, ülkede birtakım söz sahibi işadamlarının, belli bir zümrenin dışında kalan halk ne yazık ki sessiz. Tepkisini dile getiremeyen, yolunu bulamayan, medyanın, insanların dikkatini çekemeyen, eli ayağı bağlı bir halk zaten.

Türkiye'de beyaz renk unutuldu

Eğer biz medyayı doğru kullanabilirsek, medya gerçekten halkın sesini yansıtmaya başlasa biz bu sistemi düzeltiriz. Bu yüzden bütün karakterlerin sıcak olmasına çalıştık. Bu sıcaklığı sağlamak için içki yok, sigara yok, küfür yok, herhangi bir cinsellik yok.. Neden? Bunlar bizim için pürüz, zorlama... Sinemamız, Sadri Alışıklar gibi halkın içinden, kahramanları kaybetti. Biz o ekole birilerini dahil etmek istiyoruz... Biraz iyi insan görelim... Haberleri açıyorsunuz, herkesin birşeyi çıkıyor. Türkiye'de beyaz rengi unuttuk. Herşeyin bir lekesi var. Seyircinin kendini bulacağı böyle tiplemlerin, karakterlerin öne çıkarılması gerekiyor.

GÜLCAN TEZCAN


Kağıda basmak için tıklayın.


GENÇLERE ŞANS VERİLMELİ
Bir filmin çekim hikayesi ayrı bir filmdir. 'Alkışı duyduk, ihaneti gördük' diye bir şarkı vardır. Bizimki aynı o. Cebimizde doğru dürüst bir sermaye olmadan kendi imkanlarımızla bir film çekemeyeceğimiz kesin olduğunu bile bile senaryoyu yazdım. Elimizde senaryo, oyuncu, profesyonel yönetmen, laboratuvar, teknik kişiler olsun aklınıza ne geliyorsa herkese gittik. On kişiye gidiyorsunuz, sekizi okumuyor, biri okuyor, size güvenmiyor. Ama on kişiden biri mesela, Haluk Bilginer, Bülent Kayabaş, kendi çevrelerindeki insanların 'Yahu bir tane senaryo getirmişler, her gün on tane senaryo geliyor. Boşver abi, vaktine yazık, kim olduğu belli değil, tutmaz bu iş' diyenlere göle yoğurt çalan Nasreddin Hoca gibi ya tutarsa, deyip bizimle bu çalışmayı gerçekleştirdiler.


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED
Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...