![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Ben ondan çok çektim ey okuyucuDiyor ki: "16 Mayıs'ta tarafsızlık hüviyetimden sıyrılıyorum. Artık kendimi savunacağım, eleştirilere cevap vereceğim. Şunu da söyleyeyim ki, bana inanan insanları önüne baktırmadım." Sanki, "28 Şubat sürecini ben başlattım... İşte çağdaş Türkiye tablosu..." diyen başkasıymış ve bu sözler bir taraflılığı yansıtmıyormuş gibi. Asıl Çankaya'da oturduğunuz dönem içinde "taraf"tınız Süleyman Bey... Halkı devlete yaklaştırmama, devleti halkın taleplerinden koruma görevinde pek "başarılı"ydınız. "Bana inanan insanları önüne baktırmadım" ifadenize ise sadece gülüyorum. Bakın neden? PKK'nın Güneydoğu Anadolu bölgesindeki nüfuzunu kırmak için, Başbakanlığı devraldığınız 90'lı yılların başında yardımcınız Erdal İnönü'yü de yedeğinize alarak Diyarbakır'a gitmiş, orada yaptığınız konuşmada "Kürt realitesini tanıyoruz" demiştiniz. "Kürt realitesini tanıyoruz"dan öte "görünür" bir icraatınız olmadı; ama, sizden aldıkları cesaretle Kürt kimliğine kamu alanında konum biçen gazeteci ve yazarlar "usûlünce" cezaevlerine tıkıldı. Siz sadece sustunuz... Fakir de, zatıalinizden aldığı ilhamla, ya da cesaretle, o günlerde "Kürt realitesi"ni öne çıkaran yazılar yazmış, aylarca mahkeme koridorlarında sürünmekten kurtulamamıştı. Bir de "anayasal vatandaşlık" öneriniz vardı. Tesadüfe bakın ki, o günlerde, vaktiyle gayrı ahlakî bulduğunuz yöntemlerle kurulduğunuz Çankaya köşkünde, demokratikleşmenin önünde en büyük engel saydığınız "devlet"e vaziyet ediyordunuz. Eh, boş kalınca ne yapacaktınız, elbette "Devlet bütün vatandaşlarına eşit uzaklıktadır, Türkiye'deki problemin çözümü anayasal vatandaşlıktadır" türünden laflar edecektiniz. "Devrim" mahiyetinde sözlerdi bunlar. "Anayasal vatandaşlık" kavramı, Türkiye'de ilk kez, üstelik devletin en yetkili ağzı tarafından dile getiriliyordu. Devletin "hakem" hüviyetinden hızla uzaklaştığı bir dönemde elbette "devrim" sayılacak bir gelişmeydi ... Biz hakir kullar, anayasal vatandaşlık öneren zatıdevletlilerine destek çıkmak suçundan DGM soruşturmalarından geçerken, siz çoktan alan değiştirmiş, vaktiyle "hıyanet" ve "gaflet" olarak değerlendirdiğiniz "Başkanlık Sistemi"ni tartışmaya açmıştınız bile. Birçokları gibi ben de "Başkanlık Sistemi" önerinizi ciddiye aldım ve ayıptır söylemesi, sistem değişikliğiyle birlikte utangaç bir biçimde dile getirdiğiniz "Ahrar Fırkası" programına sahip çıktım. Haltettim... Fazilet cenahından gelen "Demirel'ci" suçlamaları neyse ne, "Doğru, kimden gelirse gelsin; doğru niteliğinden bir şey kaybetmez" dediğim için, statükocu kemalistlerin küfür ve tehditlerine maruz kaldım. Siz hiçbir sözünüzün arkasında durmadınız. Size inananların ve söylediklerinizi ciddiye alıp tavır geliştirenlerin yüzünü yere baktırdınız. "Evet, ben başlattım" dediğiniz 28 Şubat süreci birçok bakımdan "öğretici" oldu. En azından, cumhurbaşkanlığının öyle sanıldığı gibi tarafsız bir makam olmadığını, "Demirel" fenomeninin devlet için ne anlam ifade ettiğini öğretti... Bu da bir "şey"dir.
akekec@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|