![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
İmza günü (1)Beş yıldır ret ettiği imza gününü kabul etmiş, fakat bu kabulle birlikte içi yangın yerine dönmüştü. Bir masanın arkasında oturup beklemeyi bir türlü hazmedemiyordu. Aklında hep işportacı hikayeleri. Pazar gecesi sabaha kadar kendisini bir işportacı olarak gördü. Tezgah açmış duruyordu. Öylece duruyordu. Uyanıyor tekrar uykuya daldığında işportacı kimliği rüyanın tam orta yerinde kendisini bekliyordu. Sabah oldu. İçinde tuhaf acı bir pişmanlık. Söylese gülerlerdi. Sen hiç imza gününe gitmedin mi derlerdi. Gitmemişti. Sadece bir defa, "Gözünüze kuvvet" imzasıyla noktalanmıştı bütün imza günleri. İçindeki pişmanlığı hisseden dost azarladı. "Hani sen nasibe inanırdın?" Bu söz ile birlikte kendine birazcık geldiyse de esas randevulaşma belinde duyduğu amansız acıyla oldu. Istırabın her perdeyi yırtan pervasızlığıyla kendi sesinden utanıyordu. Acısı biraz hafifler gibi olduğunda içindeki yangının yerini, kapkara bir karanlığın aldığını fark etti. Kimseler gelmezse ha! Sana ne kimselerin gelmemesinden? Şimdi sen olduğun yerden kımıldamayacaksın. Gelen bir kişi bile olsa sözünde durmayan olacaksın. Daha çok korktu bu defa. Doktor lafını duyar duymaz iyiyim diye geçiştirmeye çalıştı doktorun yerinden kalkmama emrini bertaraf etmek üzere. Korkulan gün geldi. Çelik bir korsenin içinde tıpkı birbirinin aynı rüyalarda olduğu gibi, masanın arkasına oturdu. Oturduğu yerden Yeniçeriler caddesinin kalabalığı görünüyordu. Geçenlerin yalnız bacaklarını ve ayakkabılarını görüyordu. Kot pantolon ve lastik ayakkabılar sahiplerinin bedenlerini eşitleyip, eşitleyip gidiyordu. Korkum boşunaymış diye düşündü. İki saat boyunca sanki okurlarını bekleyen bir yazar değil de, tarihi bir mekandan caddeyi gözleyen biri olabilirdi. Hayır hiç sıkıcı değildi. Beklemek zor değildi. Beklenen unutulduğunda. Bütün bunlar sadece beş dakika sürdü. İlk gelen Ömer Lekesizdi. "Yazdınız ki yazdım" diyen eleştirmen. "Öykü İzlerini" masaya bırakır bırakmaz kadın sıyrılmak için fırsat beklediği "Yazarlık" kostümünü çıkarıverdi. Okuyucu idi işte. Şevkle kitabın sayfalarını karıştırmaya, arda arda sormaya başladı. Eleştirmen buyurgan olmayan ama biraz keskinlik taşıyan bir ifade ile "o kitabı çantanıza koysanız. Bugün bu kitabı konuşmak için geldik" dedi imza gününün müsebbibi kitabı göstererek. Utandı kadın. Tam o sırada genç bir delikanlı girdi içeriye. "Hoş geldiniz" dedi kadın kabul günü misafirlerini bekleyen ev sahibi heyecanıyla. "Nereden geldiniz?" Öylesine sormuştu. "İzmit'ten" diye cevapladı zekasını bakışlarında toplayan genç. Kadın şaşırdı. Herkesi birbiriyle tanıştırmanın derdine düştü yazarlık kostümünü bir kez daha çıkarma fırsatı yakalayabilmek için. "Arkadaş İzmit'ten geliyormuş." Genç bir adam girdi içeriye tuhaf bir şekilde ilk defa gördüğü adamı tanıdığını düşündü. Tabi ya. Genç adam Almanya'dan Türkiye'ye telefon tellerinden yol kuran Kemal Aykut'tu. Yeniden herkesi birbiriyle tanıştırmanın heyecanı sardı kadını. Allah'tan çelik korse onu masaya bağlıyordu. Yoksa çoktan masadan kalkar, gelenlere lokum ikram etmeye başlar, herkesle kendi meşrebinden bir sohbetin düğümünü çözüverirdi. Masaya iyice bağlı olduğunu farketmişti ki, gencecik bir kız girdi içeri. Lacivert çarşafının içinde en arkada durdu. "Hoş geldiniz" dedi yazar kostümünü çoktan fırlatıp atmış olan kadın. Masanın arkasında durmak bile zor gelmiyordu artık. Tekrarladı "Hoş geldiniz nereden geldiniz?" Nereden geldiniz sorusu yine öylesine bir soru idi. "Silivri'den" diye cevapladı genç kız. "Ben sizi gazetedeki yazılarınızdan tanıyorum. Hiçbir kitabınızı okumadım. Hangi kitabınızdan başlamalıyım?" Gelenlerin sayısı artmaya başlamıştı. İki şair beraberlerinde "Kırkayak" dergisiyle girdiler içeri. İbrahim Tenekeci, Hüseyin Akın. Kadın yeniden herkesi birbiriyle tanıştırmaya çalışırken İbrahim Tenekeci adı geçer geçmez gençler Kırkayak dergisini satın almak istediklerini söylediler. Hemen oracıkta bir abone, bir dergi satışı yapılıverdi. Ne bereketli gündü. Gelenler kitaplarıyla geliyordu. Kudret Büyükcoşkun Osmanlı Türkçe'sinden hazırlamış olduğu İncil ve Salip'i koydu masanın üzerine. Ne vakittir merak ettiği kitap gelip kendisini buldu diye mutluluktan uçtu kadın. Sütun yetmedi. Devamı haftaya.
fkarabiyik@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|