![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
BekliyorumKonu aslında eski, ancak bu boyutuyla gündemimize 'ilk kez' girdi. Yaklaşık iki haftadır tartıştığımız 'ajan-gazeteci' konusu toplumun geniş bir kesimi ve ilgili çevreler tarafından merakla izleniyor. Başlarda yalnızca bizim ilgi alanımıza girmişken, konu, şimdi neredeyse her gazetede bir biçimde ele alınıyor; cumhurbaşkanlığı seçimi telâşı hele bir geçsin, göreceksiniz, konuyu daha çok tartışır hale geleceğiz... Tam da bu noktada bazı temel kabullere yeniden bakmakta yarar var. Milli İstihbarat Teşkilâtı (MİT) devletin resmî bir kurumu; her düzeyden MİT elemanları elbette 'onurlu' bir görev yapıyorlar... Yasalarda çerçevesi çizilmiş yetki ve sorumluluklar kullanılarak yürütülen istihbarat görevini kimse kınayamaz. 'Ajan-gazeteci' konusu ise elbette bu çerçevenin dışında; bu sebeple, Gülay Göktürk'ün, Sabah'ta başlattığı "Neden MİT elemanlarına iyi gözle bakılmıyor?" tartışması, akademik değeri bulunsa bile, benim ilgi alanım dışında kalıyor... Devletin istihbarat örgütünün de, devletin diğer örgütleri gibi, 'temel değerleri zedelememek şartıyla', basınla düzeyli bir ilişki içinde bulunmasında, kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla bilgi akışı sağlamasında bir mahzur olmayacağı da açık... Yeter ki, ilişki, gazete veya gazeteci kayırarak bağımlılık sağlama yoluyla 'dezenformasyon' ve benzeri 'basın ahlâkı' ile bağdaşmayan manipülasyonların aracı olarak kullanılmasın... Bir üçüncü nokta da, yabancı istihbarat örgütleriyle 'organik' ilişkinin de aynı dozda kınanması gereğidir. Yerli örgütle olunca 'basın ahlâkı' yönünden mahzurlu olan ilişki, konu bir yabancı örgütle irtibata dönüşünce 'casusluk' kapsamına giriyor ve ağır biçimde cezalandırılıyor zaten... Devletin istihbarat örgütünün 'numaralı ajanı' olduğu ortaya çıkmış 'gazeteci' görünümündeki kişinin durumu bu temel kabullere sığmıyor. Bir büyük gazetede köşe sahibi, bir-iki kanalda ve radyoda program yapan kişinin, MİT ile de organik bağı olduğu anlaşılıyor. Konuyu ilk açık edenlerin verdikleri bilgilere göre, periyodik irtibat söz konusu ve ilişkinin maddi bir boyutu da var. Zaten, bir söylenti de, o kişiyi medyaya MİT'in yerleştirdiği... Dolayısıyla, MİT, o kişi için 'haber kaynağı' olmaktan öte bir anlam taşıyor... Böyle bir ilişki türünün 'gazetecilik' sınırlarını aştığı belli... Konunun bu biçimde ele alınmasından sonra ortaya çıkan 'yeni' gerçekler Türk basınının istihbarat örgütü ile ilişkilerinin sağlıklı bir zemine oturmadığına ışık tutmakta. 'Ajan-gazeteci'nin köşe tuttuğu gazetenin eski yöneticisinin, "En yakınımda çalışanların istihbarat irtibatını sonradan öğrendiğimde şaşkına döndüm" anlamına gelen sözleri dehşet verici. İki ayrı yazar, köşelerinde, yıllar önce kendilerine 'ajanlık' teklifi yapıldığını açıklamak ihtiyacı duydular. Böyle bir ortamda, basın meslek örgütlerinin sessiz kalması düşünülemezdi; nitekim, önce Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), sonra Basın Konseyi duruma müdahale ettiler. Cemiyetin, soru yönelttiği MİT'ten gelen cevapla tatmin olmadığı anlaşılıyor. Konsey ise, bir yandan bu tür iddiaları dillendirmeyi ayıplarken, bir yandan da suçlanan gazetecilerin suskun kalmasını mânidar bulduğunu bildirdi. Suçlanan gazeteci, epey bir süre sessiz kaldıktan sonra, önceki gün, gazetedeki köşesinde garip bir açıklama yaptı. Kendiniz karar vermeniz için 'Zorunlu açıklama' başlıklı yazının ilgili bölümünü sunayım: "Diyelim ki, beni devlet sızdırdı. Peki beni en çok okunan iki-üç yazardan biri de devlet mi yaptı? Son 4 yılda devletle benim kadar çelişen başka yazar oldu mu?" İlk elde haklı gibi gelen bu sorular, meselenin bam teline parmak basılmasını sağlıyor. Suçlanan yazar ne soruyor: "Beni en çok okunan iki-üç yazardan biri de devlet mi yaptı?" Kendisinin 'en çok okunan iki-üç yazardan biri' olduğu kuşkulu elbette; ancak, eğer iddia edildiği türden bir ilişki içindeyse o soruya şu cevap verilebilir: "Neden olmasın?" Bizlerin kişisel çabamızla elde edemeyeceğimiz 'ilginç' bilgi ve ayrıntıları masasında hazır bulan biri haksız rekabetin doğal sonucuyla öğünmemeli. Öteki soru neydi: "Son dört yılda devletle benim kadar çelişen başka yazar oldu mu?" Bu sorudaki 'devletle çeliştiği' bölümünü yine kuşkuyla karşılasak bile, bir an doğru varsayıp şöyle cevaplayabiliriz: "Bu 'çelişme' bir 'iç çekişmenin' dışa vurması olmasın sakın?" Suçlanan kişinin yapması gereken zorunlu açıklama, "Ben, MİT ile iddia edildiği türden organik bir ilişki içinde değilim; 'Siyah' benim kod adım değildir; MİT'in numaralı ajanı olduğum da doğru değil" kesinliğinde olmak zorunda. Açık seçik bir açıklama göndersin, burada yayınlayayım. Benim vaktim var, beklerim.
fkoru@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|