YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Diyanet'te yeni arayışlar

Geçtiğimiz hafta sonunda Ankara'da Türkiye Diyanet Vakfı'nın Kutlu Doğum Haftası çerçevesinde üç gün süren "Üçüncü 1000'e Girerken İslam" konulu bir sempozyumu vardı. Bu haftayı da Diyanet İşleri Başkanlığı'nın beş gün sürecek "AB'ye Giriş Sürecinde Türkiye'de Dinî Hayat" konulu ilmî toplantısı doldurmakta. Şunu peşinen belirteyim: Türkiye'deki dinî hayat ve dinî hizmetler üzerinde çıta yükseltici arayışların her zaman yararlı olduğu kanaatindeyim. Ancak bu arayışların sonuç verebilmesi için herşeyden önce bunların yasak savma kabilinden olmaması ve özellikle bu toplantılarda Türkiye'de dinî hizmetleri yürüten kurumlara yönelik değerlendirmelerin tam bir kendine güven duygusuyla hoşgörü ile karşılanması gerekmektedir. Aksi halde toplantılarda ortaya konan görüşler yanlış değerlendirilir ve bunların hayata geçirilmesi için lazım gelen irade ortaya konmaz, havanda su dövülmüş olur.

Bir zamandır dinî hizmetlerin nasıl yürütüleceği meselesi gündemimizi işgal etmekte. Ankara'daki sempozyumda bu konu gündeme geldi, zannediyorum buradaki toplantıda da bu mesele tartışılacak. Bu konuda önerilen iki model var. 1- Bu hizmetler bugüne kadar olduğu gibi resmî bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yürütülsün. 2- Dinî hizmetler bu kurumun tekelinden ve devletin patronajından çıkarılsın sivil toplum kuruluşları tarafından üstlenilsin. Aslında her iki şeklin de olumlu ve olumsuz yönleri var. Burada bütün bu yönlerin birlikte değerlendirilmesi, daha sonra da tercih edilen modelin olumsuzluklarını ortadan kaldıracak çareler üzerinde düşünülmesi gerekmektedir.

Dinî hizmetlerin merkezî bir kurum tarafından yürütülmesinin olumlu yanı, bu hizmetlerde birliğin sağlanmasıdır. Bugün Türkiye'de bu birlik büyük ölçüde sağlanmıştır. Hangi mezhep, tarikat, cemaat, siyasi partiye mensup olursa olsun bütün Müslümanlar aynı kuruma bağlı camilerde yan yana ibadet etmektedirler. İslam'ın birleştirici, bütünleştirici yapısına bunun daha uygun olduğu şüphe götürmez.

Dinî hizmetlerin resmi bir kurum tarafından götürülmesinin problemli yanı böyle bir yapılanmanın bu kurumu ve onun yürüttüğü dini hizmetleri siyasi tesirlere açık hale getirmesidir. Geleceği siyasi otoritenin iki dudağı arasına bağlı olan bir başkanın ve başkanlığın böyle bir yapılanmanın ortaya çıkardığı zaaftan etkilenmemesi düşünülemez. Bu, hem kurum içindeki tayinlerde hem de dinî hizmetlerde, yapılan dinî konuşmalar ve ortaya konan dinî görüşlerde kendini hissettirmektedir. Özellikle siyasi otorite belli bir din anlayışına sahipse ve bunun topluma hakim kılmak istiyorsa bunda kullanacağı en müsait enstrüman din hizmetlerinin yürüten resmî kurumdur.

Türkiye'de mevcut laiklik anlayışının siyasi otoriteyi 'camiye hapsedilmiş bir din anlayışı'nı halka empoze etmek noktasına getirdiği bilinmeyen bir gerçek değil. Yürütülen dinî hizmetlerde zaman zaman bu anlayışın izleri görülmekte, toplumun dinî hassasiyeti, dini ihtiyaçları Başkanlık tarafından dikkate alınmamaktadır. Keza yapılan dinî konuşmalarda dinin özgün yorumlarının inananlara duyurulması değil, siyasi otoritenin işine gelen ve zülf-i yare dokunmayan konuşmalarla vaktin doldurulmasının hedef alındığı görülmektedir.

İki hafta önce, camilerde merkezden gönderilen çok önemli bir hutbe okundu, enflasyonla mücadele konusunda. Ne kadar hayati bir "dinî" konu değil mi?! Türkiye'de yaşayan herkes enflasyonun ana sebepleri konusunda belli bir fikre sahip, bunun için ekonomist olmaya bile gerek yok: Aşırı kamu harcamaları, bu harcamaların öz kaynaklarla değil para basarak veya borç para ile karşılanması, bu harcama karşılığında ödenen yüksek faiz. Hutbede bunlardan hiç bahis yok. Hele dinimizin üzerinde hassasiyetle durduğu faize ses bakımından yakın düşen bir kelime dahi kullanılmamış, yarin zülfüne dokunur diye. Onun yerine kişilerin yaptığı israftan bahsediliyor. Özellikle eğlence yerlerinde tabak kıran, ceket yakan kimselerin sorumsuzluğu enflasyona sebep oluyormuş.

Yanlış anlaşılmayı önlemek için tekrar edeyim. Eğer Cuma günü soluğu tavernada alan Müslümanlar, -yapılan güvenilir kamu oyu araştırmalarına göre Cuma cemaatinin %99.9'unun akşamları tavernaya gittiği tesbit edilmiştir- tabak kırmazlar, ceket yakmazlarsa enflasyon düşecekmiş. Bu sözüme inanmayan şüpheciler için hutbede zikredilen birkaç ayeti de yazarım ama, ayetlere saygısızlık olur. Yeri gelmişken belirteyim, şu ceket yakma işini ben daha önce bilmiyordum, hutbeden öğrendim. Ne kadar cahilmişim...

Böyle bir dinî hizmetten siyasi otorite memnun kalabilir, ancak halkımızın memnun kaldığı söylenemez. Peki çare dinî hizmetleri resmî kurumdan alıp sivil toplum kuruluşlarına terketmek mi? Onu da izninizle gelecek yazıda irdeleyelim.


5 Mayıs 200025 Nisan 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

M. Akif Aydın

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...