YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Anayasa Mahkemesi ve siyasi parti davaları

Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş yıldönümü sebebiyle, Başkan Ahmet Necdet Sezer'in yaptığı konuşma, kamuoyuna yansıdı ama, çok değerli bilim adamlarının görüşlerini ortaya koyduğu panel dikkatlerden kaçtı.

Oysa 25 ve 26 Nisan günleri Anayasa Mahkemesi'nin konferans salonunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ve Divan kararlarının iç hukuka etkisi ile 312'nci madde ve siyasi partilerin kapatılması rejimi üzerinde tartışmalar vardı.

Sıra dışı olay

Bu toplantıda siyasi partilerin kapatılmasının çok sıra dışı bir olay olduğunu ve demokratik ülkelerde tek örneğini Alman Komünist Partisi'nin teşkil ettiğini öğrendik. Alman Komünist Partisi 1957'de kapatılmıştı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bunu onaylamıştı. Çünkü bu parti "Proletarya diktatörlüğünü" savunuyordu ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 17'nci maddesi çerçevesinde, şiddeti veya nefreti yaymayı hedeflediği, cesaretlendirdiği için faaliyetine son verilmişti.

Anayasa Mahkemesi'ndeki panele, FP Grup Başkanvekili Bülent Arınçla birlikte gittik. Anayasa Mahkemesi üyeleri ve başsavcı Vural Savaş'ın da bulunduğu salonda, birbirinden değerli hocalar, parti kapatmanın şartlarını anlattı.

Parti kapatma

Siyasi partilerin kapatılması rejimini Avrupa İnsan Hakları çerçevesinde değerlendiren Doç. Dr. Oktay Uygun (İst. Üni. Hukuk Fakültesi) şu bilgileri verdi:

"Siyasi Partiler Kanunu, getirdiği son derece ayrıntılı ve kısıtlayıcı hükümlerle siyasi partilerin demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olma özelliğini ortadan kaldırmış görünüyor. Mevcut kanun, bazı bakımlardan partileri, derneklerden bile daha güvensiz hale getirmiştir. Bunun bir kanıtı, parti başkanlarının daha önce DGM ve temyiz mercii olarak Yargıtay tarafından incelenmiş ve suç unsuru bulunmamış sözlerinin, Anayasa Mahkemesince kapatma gerekçesi yapılmasıdır. Parti kapatma rejimini düzenleyen hükümlerin, demokrasi ve insan hakları konularındaki standartları, ceza yargısına göre daha geri düzeydedir. Siyasal çoğunluk Türkiye'de reddedilmektedir. Birden çok parti kurulacak, fakat tümü aynı ideolojiye göre biçimlenen politikaları savunacaktır."

Venedik kriterleri

Doçent Oktay Uygun, siyasi partilerin hangi hallerde kapatılabileceğini de, Venedik Komisyonu'nun tesbit ettiği ilkelerden yola çıkarak anlattı:

"Siyasi partiler, yalnızca, şiddet kullanılmasını savunması ya da şiddeti politik bir araç olarak kullanması durumunda kapatılabilir. İkinci olarak, kapatma ya da yasaklama, mevcut tehlikeyi önleme bakımından başvurulacak son çare olmalıdır. Demokratik düzen için gerçek bir tehlike söz konusu olmalı ve bu tehlikenin daha hafif tedbirlerle giderilmesi imkânı bulunmamalıdır. Bu yaklaşım, Amerikan Yüksek Mahkemesi'nin clear and present danger (açık ve mevcut tehlike) kriterinin bir benzeridir."

Kapatılan partiler

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10'uncu maddesi düşünce hürriyetini, 11'inci maddesi ise, örgütlenme özgürlüğünü teminat altına alıyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne parti kapatma kararına karşı yapılan başvurular, öncelikle 11, sonra da 10'uncu madde kapsamında inceleniyor.

Mahkeme, bugüne kadar, üç müracaat neticelendirdi. Türkiye Birleşik Komünist Partisi, Sosyalist Parti, Özgürlükçü ve Demokrasi Partisi.

Her üçünde de kapatmayı haksız buldu.

Örgütlenme özgürlüğünü düzenleyen sözleşmenin 11'inci maddesinin ikinci fıkrası, hürriyetlerin bazı amaçlarla sınırlanabileceğini de kabul ediyor.

Mahkeme, yukarıda adı geçen her üç partinin kapatılma kararının, meşru amaçlardan "milli güvenlik" ile irtibatlandırılabileceğini belirtti.

Ama, müdahalenin meşru amaca yönelmesi yeterli sayılmıyor. Aynı zamanda demokratik bir toplumda zorunlu olup olmadığına da bakılıyor. Mahkeme, siyasi partiler söz konusu edildiğinde, örgütlenme özgürlüğünün sınırlanmasında, 11'inci maddedeki unsurların çok dar kapsamlı olarak yorumlanmasını savunuyor.

Verilen ceza ile, ulaşılmak istenen meşru amaç arasında bir orantı bulunmalı, yasaklama, mevcut tehlikeyi önlemek açısından son çare olmalı.

Tabii bu konuda, birbirinden güzel başka tebliğler de verildi. Sırası gelince onlara da temas edeceğim.

Ama bugün devam konusunun üzerinde durmak isterim.

Anayasamız üç sebebten dolayı partilerin kapatılmasını öngörüyor: 1) 68'inci maddede sıralanan kanunsuz fiillerin odağı olması 2) Dış ülkelerden yardım alması 3) Tüzüğü ve programının kanuna aykırı unsurlar taşıması.

Ayrıca gene 69'uncu maddede, "Temelli kapatılan bir parti, başka bir ad altında kurulamaz" denilmekte.

Devam

Panele iştirak eden hocalara "devam" halinin kapatma sebebi sayılıp sayılmayacağını ve devamın nasıl tesbit edileceğini sorduk:

1) "Evet, devam hali, kapatma sebebi sayılır. Çünkü bir parti temelli kapatılır demek, yerine kurulan ve aynı ilkeleri benimseyen yenisinin de kapatılacağı esasını zımnen ihtiva eder."

2) "Siyasi Partiler Yasası'ndaki değişiklikle, yasal karine ortadan kalkmıştır. Evvelce, yeni partinin, kapatılan partinin üye çoğunluğuna sahip olup olmadığına bakılıyordu. Bu hüküm kaldırıldı. Öyleyse, Anayasa Mahkemesi, nasıl anlayacak, bir partinin kapatılan partinin devamı olup olmadığını? Tüzük, program ve eylemini değerlendirecek. Dolayısıyla, 1) Şiddeti savunuyor mu? 2) Kapatma son çare mi? 3) Açık ve mevcut bir tehlike mevcut mu, buna bakacak. Bir başka ifadeyle, mevcut partiyi "eskisindeki kapatma gerekçeleri aynen sürüyor mu?" sorusunun ışığı altında inceleyecek.

Evet, hocalar, Anayasa Mahkemesi üyelerinin de bulunduğu bir ortamda, bütün bu hususları etraflıca anlattılar. Milletvekillerinin büyük çoğunluğunun yeni kurulan bir partide yer almasının, devamın unsurunu oluşturmayacağını söylediler.

Zaten Birleşik Komünist Partisi'nin ve Doğru Yol Partisi'nin kapatma davalarında, Anayasa Mahkemesi açık bir tavır almıştı.

Meselâ, Birleşik Komünist Partisi davasında Anayasa Mahkemesi, bir siyasi partinin daha önceki politik hareket ve düşünce akımlarının kültürel mirasını sahiplenmesini doğal ve demokrasi fikrine uygun karşılamıştı.

Doğru Yol'u da, devamlılığı ifade eden çeşitli söylem ve eylemlere rağmen Büyük Türkiye Partisi'nin ve Adalet Partisi'nin devamı saymamıştı.

Sezer ve Savaş

O günkü paneli dinleyen üyeler açısından bu izahat faydalı olmuştur. Başsavcı Vural Savaş'ın da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni ve Venedik kriterlerini daha iyi özümsediği ve memleketimizin demokrasi standardını düşüren parti kapatma gibi teşebbüslere yeniden tevessül etmeyeceğini umut ederiz.

Zaten, Anayasa Mahkemesi Başkanı Necdet Sezer, Cumhurbaşkanı olunca, Vural Savaş'ın yeniden aynı göreve gelmesi de pek mümkün görünmüyor. Herkes, Sezer'in Savaş'a karşı tavrını biliyor. Ülkemizin artık uzlaşmaya ihtiyacı var. Vural Savaş ise sürekli ipleri geriyor ve bizi Avrupa Birliği'nden uzaklaştırıyor; demokrasi standardını düşürüyor.


5 Mayıs 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Nazlı ILICAK

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...