![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... | ||
|
|
İran sineması, uluslararası yarışmalarda kazandığı ödüllerle konuşuluyor. Bu başarı, "kara çarşaf" eleştirilerine rağmen nasıl ortaya çıktı?.. Nedeni basit: İran'da sinema, ayrıcalıklı caiz estetik alan.
Sinema, modernitenin en belirgin tezahür ettiği bir sanat; din, geleneğin en belirgin tezahürü; bu bakımdan, din ile sinemanın kolayca uzlaşamayacağı düşünülebilir. Ancak sinema İran'ın modern dünyada dinî bir yaşama tarzı ve düzeni oluştuma tecrübesinin en problemli dönemlerinden itibaren, sanatçıların kendilerini özgür hissettikleri bir estetik alan durumunda. Aşırı politize oluş ve renksizleşme ya da tek renkli bir toplum tasarısı karşısında estetik sığınma alanlarına duyulan ihtiyaç, İranlı sanatçıların ayrıcalıklı caiz alan olarak kollanan sinema alanında bütün dünyada şaşkınlıkla karşılanan başarılarında somutlaşmaktadır.
Sinema, ülkeye dönüş kanalıSinema, kadının kamusal alanda yer alışı ve mahremiyet değerlerinin kamusal ile özel alan arasındaki dengenin değişmesine bağlı olarak yeniden tanımlanmasında açıklayıcı bir işleve de sahip. Devrimden sonra 'dini bir sinema' idealiyle işe başlayan Muhsin Mahmelbaf'ın, ilk filmlerinde kadınlara rol vermemeyi tercih ederken 90'lı yıllarda çektiği filmlerin kadın eksenli olması, devrimcilerin zihni yapısı ve bakış açısındaki değişimi göstermekte. Bir zamanlar caddede günaha girmemek için müzik seslerine kulaklarını tıkayan Mahmelbaf, bugün: 'Hz. Muhammed günümüzde yaşasaydı, tebliğini sinema ile yapardı' demekte. Sinema aynı zamanda din, gelenek ve modernlik arasında bir uzlaşma ve geçiş alanı. Devrim sırasında İran'ı terkeden birçok sinemacı, sinema kanalıyla döndü. Devrim öncesinin sosyalist sinemacısı Daryuş Mehrcuyi, devrimden sonra peşpeşe kadın filmleri çekti ve filmlerinde giderek irfani/felsefi temalar ağırlık kazanmaya başladı.
Kadın filmleri furyası80'li yılların başlarında İran sinemasında ağırlıklı olarak savaş, devrim ve dini/tarihi vakalar ve şahsiyetler işlenmişti. 90'lı yılların sonunda sinemaya kadın konulu filmler hakim oldu. Bunun ilk nedeni, öncelikle, kadın ağırlıklı filmlerin gösterdiği ticari başarı. Bu arada filmlerde ve afişlerde kadın oyuncuların, devrim öncesinin yozlaşmış sayılan sinemasında yer alan 'yozlaşmış' kadın karakterlerle farkının giderek giyim-kuşam farkı olmaya başladığı ileri sürülmekte. Bir bakıma, bu eğilim ve ilginin kadının ve aşkın toplumdan silindiği dönemlere bir tepki olduğu söylenebilir.
Kadın yönetmenler arttı2000 yılında İran sinemasının afişlerinde kadın iki şekilde yer almakta: Kadın oyuncu, başında yarım veya tam bir örtüsüyle, ticari bir başarı unsuru olarak, melodramların afişlerindedir. Diğer taraftan sinemada kadın yönetmenlerin ağırlığı artmakta. Belki devrimden sonra cinsler arasında kamusal alanda dini kaygılarla yapılan bölmelemelerin ve hukuki alanda yine aynı kaygılarla yapılan ayrımların ortaya koyduğu haksızlık ve yanlışlıklara bir tepki olarak, kadın yönetmenler filmlerinde baş kadın kahramanlarının saygın bir insan olarak var olma yönündeki taleplerini vurgulamaya özen göstermekte. Rahşan Beni İtimad, babasız çocuk yetiştiren bir televizyon yapımcısının yeniden evlenerek hayatına çeki düzen vermek isterken, başta oğlunun tepkileri olmak üzere, karşılaştığı güçlükleri konu alan Mayıs Ayının Kadını (1998)'nı, 'devrimden sonra sinemada kadının kutsal, soyut, tek boyutlu bir varlık olarak işlenmesine karşı, kadının da her açıdan yaşayan bir insan olduğunu göstermek için çektiğini' söylemekte. Erkek yönetmenler de kadın konulu filmlere yöneldi. Ailesinden anlayış göremediği için Paulo Coelho'nun Simyacı romanında anlattıklarını yaşamak umuduyla evinden kaçan bir genç kızın bir günlük serüvenini konu alan Keten Ayakkabılı Kız (Resul Sadrameli, 1999) genç kız-aile uçurumunu konu alırken, yeni genç kız kuşaklarının kendini ifade açısından yeni bir dile duyduğu ihtiyaca işaret etmekte. Behruz Efhami Şükeran (2000)'da, muta nikahının kadın tarafı üzerindeki etkilerini işleyerek eleştirirken, 'içselleştirilmemiş bir dindarlıkla veya dini fanatizmle ruhsal iflas arasındaki mesafe çok kısadır' mesajını vermekte. Eylül Doğumlu (Ahmed Rıza Derviş, 2000) ise, kısaca, bir Hatemi Dönemi filmidir. Kız ve erkek öğrenciler arasında oluşan uçurumu, devrimcilik ve dindarlık gerekçesiyle, toplumsal yozlaşmadan duyulan endişeyle tekelci ve müdaheleci yaklaşımları eleştirel bir bakış açısıyla vermekte.
Cihan AKTAŞ
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|