YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

Masamda Montaigne, ekranda okurlarım!..

Hiçbirşey eskisi gibi olamaz artık.. "Bilgi ve iletişim çağı"nda, kimsenin eskisi gibi davranması mümkün değil.. Önce "televizyon", arkasından "inter-net", kendilerini dev aynasında gören, nice içi-boş yalancı şöhretin balonlarını söndürdü..

Yazılı basında da, okuyucularla öylesine inter-aktif bir ilişki var ki şimdi.. Her hata, anında yüzünüze vuruluyor..

Örneğin önceki gün Sami Selçuk'un Amerika programını anlatırken, "Harward Üniversitesi"ndeki konuşmasından da söz etmiştim.. Hemen iki sayın okurum, beni e-mail göndererek uyardılar.. "Harward değil, Harvard diye yazmalıydın" dediler.. Sayın M. Fatih Taşar'a da, Sayın Yılmaz Arı'ya da teşekkür ederim..

Artık harf hatası yaptığınızda, anında uyarı geliyor okurlardan..

Eskiden sadece, gazete manşetlerinde fotoğraflarını görüp, demeçlerini okuduğunuz büyük isimli portreler, televizyon haberleri ile evinize konuk olunca, onların gerçek yüzlerini ve değerlerini de anladınız..

Fransız düşünürü Montaigne'nin 1571-1591 yılları arasında yazdığı "Denemeler"in, Sabahattin Eyüboğlu çevirisinin yeni basımı, "İş Bankası Yayınları" arasında çıktı..

Kimbilir kaçıncı defa yeniden okurken, Montaigne'ni yine kıskandım.. Bundan 500 yıl önce, üstelik Fransa'nın Katolik yobazları "St. Barthlemy Katliamı" ile Protestanlar'ı boğazlarken, o ortamda ne kadar özgür, gerçekten laikçe ve 500 yıl sonra da anlam taşıyan şeyler yazmış..

Bu arada laf kalabalığı ile peynir gemisini yürütenlere de değinmiş..

Örneğin "söz özgürlüğü" üzerine, şöyle yazıyor Montaigne..

-Melanthius'a Dionysos'un bir tragedyası hakkında ne düşündüğünü sormuşlar. "Laf kalabalığından tragedyayı göremedim ki" demiş.. Onun gibi, büyüklerin nutukları üstüne hüküm verecek olanlar da, şöyle diyebilirler. "Bu kadar ciddilik, büyüklük, şatafat içinde, sözlerinin değeri anlaşılmıyor ki."

Bunun gibi "Mutluluk" başlıklı denemesinde de, çevrenin yalakalığına kapılıp, kendilerini farklı görenleri şöyle yorumluyor Montaigne..

-Büyük İskender'in dalkavukları onu, Zeus'un oğlu olduğuna inandırmışlar. Bir gün yaralanıp da yarasından kan aktığını görünce "Buna ne dyeceksiniz bakalım?" demiş.. "Kıpkızıl, mis gibi insan kanı değil mi bu? Homeros'un destanlarında tanrıların yarasından akan kan, hiç de böyle değildir." Şair Hermodoros, Antigonos'u öven şiirlerinde, ona "güneşin oğlu" diyormuş. Antigonos, "benim oturağımı döken adam, benim güneşin oğlu olmadığımı çok iyi bilir" demiş..

Evet.. Durum böyle.. Hem yaşadığınız çağın, televizyonun, inter-net'in getirdiği sınır tanımayan dünyayı teneffüs edeceksiniz, hem de yüzyıllar öncesinde bugünden daha ileri sözler söyleyen Montaigne'nin tadına varacaksınız..

Cahit Sıtkı'nın dizelerindeki gibi..

"Her mihnet kabulum,
Yeter ki gün eksilmesin penceremden."

Ama biliyoruz ki, "yaşamın tadına varmak" da, "özgürlükten ve hoşgörüden yana olmak" da, kıskanılan şeyler..

"Tartışmalar"ın çoğu böyle başlamıyor mu? Bir düşünceyi savunurken, bir bakıyorsunuz ki, kişilikleri hedef alan bir kavgaya girmişsiniz..

-Azgın tartışmalarda, keşke düşünce suçları gibi ceza görselerdi. Hep öfkenin alıp götürdüğü bu fikir çarpışmalarında, insanın etmediği kötülük kalmaz.. İlkin fikirlere çatarız, sonra da insanlara. Tartışmada esas, karşımızdakinin düşüncesini çürütmek olduğu için, herkes çürütüp çürütüldüğü için, tartışmanın sonunda olan şey, gerçekten büsbütün uzaklaşmaktır. Onun için Platon, "Devlet"inde, akılca ve ruhça zayıf olanların tartışmalarını yasak etmiştir.

Montaigne'i bıraktım yazı masamın üzerine.. Inter-net'de "http//www.refdesk.com"a girdim..

Şimdi uzanabileceğim mesafede, dünyanın bütün gazeteleri, başvuru ktapları, ajans bültenleri ve böyle binlerce kaynak var..

Öğrendim ki, son bulgulara göre, tehlikeli olan küçük tansiyon değil, büyük tansiyonmuş.. Dünya atmosferindeki ısınma sonucu, med-cezir olayları bazı kıyılarda felaket yaratacak noktaya gelmiş.

Sonra, "e-mail"leri açtım..

Sayın okurlar, yine katkılarını sürdürüyorlardı. Sayın Mehmet Kulalı "Demirel'in Çankaya'dan inmesi"ni, Sayın Ahmet Uysal "Töre ve gelenek" olayını, Sayın Yusuf Yüksel, Sayın Nedim Albayrak, Sayın Bekir Öztürk, Sayın Ali Demirci, Sayın Serkan Nazik, Sayın Hatice Bozkurt, "özgür düşünce ve hoşgörü" meselesini irdelemişlerdi..

ŞAKA

Kıssadan hisseler

Montaigne anlatıyor..

Eski Atina'nın ünlü hatibi Demosthenes bir meyhaneye girmiş.. Kimse görmesin diye arkalarda bir yer arıyormuş..

Diogenes görmüş ve demiş ki

-Ne kadar arkalara gidersen, meyhaneye o kadar girmiş olursun!..

KISSADAN HİSSE: Yaşadığınız çağın gereklerinden kaçıp, eskiye döndüğünüz zaman tarihe geçmezsiniz, tarihe gömülürsünüz!..

BEN DE YAZDIM

Zaman sanki bir rüzgar..

Bazan sitem etmek de mi gerekiyor dersiniz?..

Örneğin geçen hafta Boston'daki İ.P.İ. kongresinde, "Uluslararası Basın Enstitüsü" yönetim kuruluna Aydın Doğan'ın kızının seçildiğini yazdı Hürriyet.. Bu arada İPİ Yönetim Kurulu'nda görev alan Abdi İpekçi'nin, Hasan Cemal'in, Metin Toker'in falan isimlerini sıraladılar.

Ben de, 1976'da Philadelphia Kongresi'nde, Abdi İpekçi'den sonra İPİ Yönetim Kurulu'na seçilip, dört yıl görev yaptım..

Neyse.. Eski Sovyetler'de de, tarihi her gün değiştirirlerdi..

Önceki gün de, "Star" televizyonunun 10'uncu yıldönümü kutlanırken, gazetede Engin Ardıç, "televizyon yorumculuğunu nasıl başlattım" diye, kendince bir öykü anlatmış..

"Televizyon yorumculuğu"nun nasıl ve kimin tarafından başlatıldığını, herhalde Cem Uzan hatırlatır sevgili Ardıç'a..

Hani eski Sovyetler'de, bir Batılı turist, bir müzeyi geziyormuş..

Büyük bir yağlı boya portrenin önünde durmuş.. "Kimin bu portre" demiş..

Rehber, "Bu, radyoyu icad eden İvan İvanov" cevabını vermiş.. Telefonu Graham Bell'in icad ettiğini bilen turist şaşırmış ama, susmuş..

Bir başka portrenin, telefonu icad eden Leonid Putyakov'a ait olduğunu, diğerinin de Penisilin'i bulan Antonov Popof'un portresi olduğunu söylemiş rehber.

Sonra hepsinden büyük bir portrenin önünde durmuşlar.. Turist "Peki bu kim" demiş..

Rehber gülmüş..

-Bu da, bütün diğer isimleri icad eden İgor İgorov, diye cevap vermiş..


8 Mayıs 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Mehmet BARLAS

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...