YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

Zâlimâne cümle

Fazilet Partisi kongresine bir haftadan az süre kaldı; tahmin ettiğim gibi, ortalıkta garibin garibi haberler, açıklamalar gırla gidiyor...

Önce Ahmet Taşgetiren ad vermeden yazdı. Şu anda milletvekili olmayan önemli bir 'gelenekçi' FP'li, "Gelecek seçimde, Erbakan Hoca da, Recai Bey de olmayacak" demiş kendisine... Ertesi gün, Nazlı Ilıcak, bu önemli FP'linin İstanbul il başkanı Numan Kurtulmuş olabileceği varsayımı üzerine bir değerlendirme yaptı.

Yeni Şafak sayfalarındaki tartışmayla kafamın epey karıştığını itiraf ederim. Ahmet Taşgetiren'in kendisine söylenen sözü doğru anlayıp düzgün yansıtacağını biliyorum... Bence, o sözün sahibi, bırakın Numan Kurtulmuş'u, herhangi bir FP'li olamaz. Lider bildiği, uğruna partiyi karıştıracak bir imza faaliyetine giriştiği insanların, ileri yaşlarından hareketle bu denli zâlimâne bir düşünceyi, yani FP hareketinin iki önemli isminin gelecek seçimde ortada olmayacağını dile getirmeyi, bir FP'li nasıl aklından geçirebilir? Bu tür bir düşüncenin, Bülent Ecevit için, bazı nâdân DSP'liler tarafından seslendirildiğini duymuştum; ama FP'de de kendi liderleriyle ilgili böyle düşünen 'gelenekçiler' olduğunu ilk kez öğreniyorum...

İlk karşılaştığımızda, Ahmet Taşgetiren'den o zâlimâne düşünceyi dile getiren kişinin kim olduğunu öğrenmeye çalışacağım...

Şu sıralarda kendi kaynaklarımla doğrulatamadığım hiçbir habere kulak vermemek eğilimindeyim ben. FP'nin güçlü ismi Oğuzhan Asiltürk'ü, yanlış söylentileri cevaplamak üzere çıktığı televizyon kanallarında izlerken, inanın ben perişan oluyorum. Kanaldan kanala koşup kendisine atfedilen sözleri düzeltmeye çaba göstermekten başka konulara vakit ayıramıyor Oğuzhan Bey...

Cumhurbaşkanlığı seçimi üçüncü turunun yapıldığı gün, partisinin bir milletvekiliyle yanyana gördüğümde, "Yenilikçilerle birlikte hareket edenlerin âhiretleri yanar" cümlesinin kendisi tarafından söylenmediğini anlatmaya çalışıyordu Oğuzhan Asiltürk. "Bizim geleneğimizde yöneticilerimize kayıtsız şartsız uymak vardır, bakın Nisâ Suresi'nde ne diyor" gibi bir cümle de onun ağzından çıkmamış; "Öyle bir âyetin Nisa Suresi'nde bulunduğunu bile bilmem ben" dedi...

Benim anladığım, böyle ortamlarda hemen faaliyete geçen mâlum bir odak, bir 'fazilet mücadelesi' veren Abdullah Gül ve arkadaşlarını parti tabanının gözünden düşürmek için sevilen kişilere atfen görüş uyduruyor... Erbakan Hoca'nın adı da uydurma ifadelerle birlikte anılıyor; bunu da yapan aynı hâin odak... Oğuzhan Bey, kanal kanal dolaşarak, kendisine atfedilen yanlış cümleleri yalanlamaya çalışıyor. Bir yalanlamada sarf ettiği cümleler yanlış anlaşılınca, hadi ertesi gün o cümleye verilen anlamı yalanlama gayreti göstermesi gerekiyor...

Hâin odak işi o kadar azdırdı ki, Erbakan ve Asiltürk soyadlarını taşıyan hanımlar da bu furyadan nasiplerini aldılar. Bir gazetede, soyadları âşina hanımlara atfen, güya öteki FP'li milletvekillerinin hanımlarına hitaben, "Kocalarınıza söyleyin, hizaya girsinler; biz bir şeye kara diyorsak, o ak bile olsa biz kara dediğimiz için karadır" görüşü yayımlandı. Benim hafsalam, Erbakan veya Asiltürk soyadlarını taşıyan herhangi bir kişinin böylesine 'tehlikeli' bir cümleyi başka insanlar önünde ağızdan çıkartacağını almaz... Aka kara demek ve doğrusunu bilse bile başkalarının da o yanlışa iştirak etmesini istemek hangi aklın kârı olabilir? İnsanların yanlışta birleşmesinden hayır doğabilir mi? Kafaları böyle safsata görüşlerle karıştıran kişilere itibar edilemez...

Yıllar önce bir yakınım, Elif Erbakan'ın, bir toplantıda, "Milletvekilliğinin bizim partimizdeki bütün önemi parmak kaldırmaktan ibarettir" dediğini aktarmıştı. Seçilmiş milletvekilini 'aç-kapa' yapan şuursuz bir makina gibi gören böyle bir cümleyi Erbakan Hoca'nın kızına yakıştıramadığım için, o yakınıma, "Herhalde yanlış duydun" demiştim. FP'nin onca milletvekili, kendilerine bu gözle bakılmasından herhalde hiç hoşlanmazlar. Abdullah Gül ve arkadaşlarının çıkışları, milletvekillerinin pek öyle 'aç-kapa' yapan şuursuz insanlar olmadığının da işareti...

Bence, o çıkış siyasette ilk başarısını kaydetti bile. Bundan bir ay önce, 'gelenekçi' denilen kadro, "Süleyman Demirel'in görev süresini uzatalım; yoksa Coşkun Kırca gibi biri cumhurbaşkanı olur" iddiasında değil miydi? Bu iddiayı seslendirenler FP gibi 100'ün üzerinde milletvekili bulunan bir partinin gücünü ya tam hesap edemiyorlar, ya da o gücün nasıl kullanılacağını bilmiyorlar...

Demirel'in görev süresi 'gelenekçi' dayatmaya rağmen uzatılmadı, cumhurbaşkanlığı süreci kendi doğallığı içerisinde başlayıp bitti. Sonunda gördük: FP'nin aldığı tavır sayesinde, sürecin belli bir noktasından sonra, ortalıkta aday olarak adı geçenlerden hangisi seçilse FP'nin mutlu olacağı bir ortam belirdi. Ahmet Necdet Sezer için, "Bizim adayımız" dedi Recai Kutan; öteki iki aday ise Nevzat Yalçıntaş ve Sadi Somuncuoğlu'ydu zaten... Hatta, bazı FP'lilerin, "Doğan Güreş Paşa olsun" dediklerini biliyorum. Coşkun Kırca gibiler aday bile olamadılar...

Bunlar da önemli, ama esas üzerinde durulması gereken o talihsiz cümle: "Gelecek seçimde, ne Erbakan, ne de Kutan olacak" zâlimâne cümlesini sarf eden terbiyesiz 'gelenekçi' kim acaba?


8 Mayıs 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Taha KIVANÇ

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...