![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Sezer ve laiklikÖncelikle belirteyim ki, böyle bir yazıyı ne siyasetten gelen Demirel'e, ne de meselâ, demokrasi ile "militan" çizgi arasında ilişkiler kuran bir hukuk adamına hitaben yazmazdım. Çünkü Demirel'in bazı şeyleri bilmesine rağmen denge kollama gayreti içinde doğruları gözden çıkarabileceğini düşünür, "militan" hukukçuların da, hukuku amaç dışı kullanabileceği endişesi içine düşerdim. Sezer'i bazı konulara daha duru bir zihinle bakabilecek bir kişilik olarak görüyor ve Türkiye'nin bazı temel meselelerinin yeniden konuşulabileceğini düşünüyorum. Laiklik de onlardan biri... Yeni Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in ortaya koyduğu "hassasiyetler çerçevesi" içinde "laiklik" vurgusu, başından beri dikkat çekiyor. Aslında, "devletin çatı değerleri" üzerinde hassasiyet göstermekle yükümlü cumhurbaşkanının "laiklik" konusunda duyarlı olmaması mümkün de değil. Sayın Sezer'in Meclis konuşmasında laiklikle ilgili altı çizilecek cümleleri şöyle: "Kuşku yok ki egemenliğin asıl kaynağı ve kayıtsız, koşulsuz sahibi Türk ulusudur, ebediyyen öyle olacaktır, öyle kalacaktır. Bunu sağlayan laiklik ilkesi de dokunulmaz bir kural olarak ödünsüz bir kararlılıkla korunacaktır. Çünkü bireylerin din ve vicdan özgürlüklerinin en iyi korunduğu yönetim biçimi laik demokratik cumhuriyettir. Demokrasinin temelini oluşturan laiklik ilkesi olmadan özgürlüklerden ve demokrasiden söz edilemez. Din kurallarıyla devlet ve toplumsal yaşam düzenlenemez." Öncelikle bu sözlerin, sayın Sezer tarafından, sancılı bir alan olan "laiklik" konusunda, bazı etkili çevreleri tatmin amacıyla söylenmediğini düşünmek istiyorum. Belki bir duruş sergilemek ve "yorum" çerçevesi çizmek söz konusudur. Sayın Cumhurbaşkanı'nın laiklikle ilgili olarak vurguladığı disiplinler şöyle sıralanabilir: 1. Egemenliğin kaynağının Türk ulusu olması 2. Din ve vicdan özgürlüğünün korunması 3. Demokrasinin temeli 4. Devlet ve toplumsal yaşamın din kurallarıyla düzenlenmemesi. Sezer ayrıca "kalıcı nitelikte bir toplumsal barış özlemi"ni de "devlet görevi" içinde zikrediyor ki, bu meselenin de, yukarda ifade edilen "laik çerçeve" ile yakın ilgisi vardır. Öyleyse ne yapılacaktır? Millet egemenliği esas alınacak, yani milletin değer yargıları önemsenecek, milletin iradesi dışında hiçkimse egemenlik kullanamayacak, demokrasi ve onun temeli olan din ve vicdan özgürlüğü korunacak, bu arada, devlet ve toplumsal yaşamın din kurallarıyla düzenlenmemesine özen gösterilecek... Sonuçta da toplumsal barış kalıcı anlamda gerçekleşecek... Burada, Türkiye gerçeğinde, bu unsurların ahenkli bir biçimde hayata geçirilmesinde problemler bulunduğu bir vakıadır. Meselâ şu sorular nasıl cevaplanacaktır? -Türk ulusu, hangi nitelikleriyle egemenliğin kaynağı olacaktır? -Din, Türk ulusunun toplumsal değerleri içinde hangi ağırlıkta dikkate alınacaktır? -Din ve vicdan özgürlüğü ile "devlet ve toplumsal yaşamın din kurallarıyla düzenlenmemesi" arasında nasıl bir ahenk kurulacaktır? Hele "toplumsal yaşamın din kurallarıyla düzenlenmemesi" ile, toplumun din kurallarına bağlılığı arasında açı farkı doğarsa, özgürlük çerçevesi nasıl belirlenecektir? -Devletin din kurallarıyla düzenlenmemesi şeklindeki bir laiklik yorumu ile, "dinin devlet tarafından belirlenmemesi" tarzındaki bir laiklik yorumu hangi çerçevede buluşacaktır? Devletin ve toplumun belirleyiciliğinin sınırı nedir? Bu soruların, Türkiye gerçeğinde ahenkli bir cevaba ve uygulamaya kavuştuğu kanaatinde değilim. Onun için "din ve vicdan özgürlüğü" alanında problem var. Özellikle, ülkenin Müslüman olan çoğunluk insan unsuru, özgürlük problemini halletmiş değil. Bunun, devlet nezdinde de halledilmiş bir sorun olarak görüldüğü söylenemez. Meselâ, insanların inançlarıyla belirlenmiş kılık kıyafetleri ile eğitim hakları arasında problem çıktığında, laiklik çerçevesinde çözümler nasıl üretilecek? Biliyoruz ki bu, pekçok insanı "inanç özgürlüklerinin ve eğitim haklarının ellerinden alındığı" hissi içine sürüklemiştir. Ve toplumsal barış... Din ve vicdan özgürlüğünün özellikle Türkiye'de toplumsal barışın 'olmazsa olmaz' şartı olduğu bir gerçektir. Çünkü, din ve vicdan özgürlüğü alanındaki sorunlar, toplumsal barışı zorluyor. Şöyle bir soru üzerinde durulmalı, diye düşünüyorum: Acaba bu güne kadar laiklik çerçevesinde öngörülen "din ve vicdan özgürlüğü", daha çok, çoğunluk dinine mensup insanların, gerek ülkede yaşayan başka din mensuplarına, gerekse aynı din içinde bulunup da dinî pratikleri daha az yapanlara karşı baskı uygulamaması yönünde anlaşılıp, çoğunluk dinine bağlı insanların müdahalelerini önlemek için bir disiplin olarak mı kullanıldı? Kuşkusuz bu tür baskıların da önlenmesi gerekir. Din, tamamen özgür seçim işidir ve bu noktada hiçbir baskı kabul edilemez. Ancak Türkiye'de farklı bir şey daha var: O da, çoğunluk dinine mensup insanların, dinî vecibelerini yerine getirirken zorlandıklarını hissetmeleridir. Bir özgürlük problemi söz konusu... Ve hele bu, büyük toplum çoğunluğunu rahatsız eden bir problem ise, laiklik yorumunda ciddi problemler var demektir. Ve bize göre de bu problem vardır. Benim, bu ilk günlerde laiklik vurgusu yapan sayın Cumhurbaşkanı'nın salt hukukçu kimliğinin önüne getirmek istediğim de budur: Geniş toplum kesimlerini rahatsız eden bir "inanç özgürlüğü" problemini görmek, toplumsal barışı yaralayan bu gerçeği değiştirecek bir "laiklik" yorumu üzerinde düşünmek. Din kurallarıyla düzenlenmeyecek ama, topluma verdiği "inanç özgürlüğü" teahhüdünü, herkesi doyuracak bir çerçevede hayata geçirecek bir laik devlet yorumu... Toplumun dinî ilişkilerini "iç tehdit" diye algılamayan, dinî görünürlükleri tehlike boyutuna oturtmayan... Bu ülkede, Kur'an'da belirlenen bir giyim-kuşam tarzını benimsediği için eğitim hakları elinden alınan onbinlerce genç bayan var ve onların evinde acı var... Yani yaralı bir toplumsal barış! Bu gerçeklik, sizin lakilik yorumunuza uymaz sanırım sayın Cumhurbaşkanı! "Bu kısıtlamayı laiklik adına içinize sindireceksiniz, Türkiye şartları başka" demenizi hiç mi hiç beklemiyoruz. Çünkü o zaman, kademe kademe, hukuk devleti söyleminizi de, çağdaş normlar söyleminizi de, yani sizi siz yapan çerçevenizi de terketmek zorunda kalacaksınız...
atasgetiren@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|