![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Kimin arşivi doğru?İçişleri bakanı Saadettin Tantan "Arşivlerinize bakın" dedi ya, bütün gazeteler harıl harıl arşiv taraması yapıp gözümüzün önünde cereyan eden olaylara kendi açılarından ışık tutmaya çalışıyorlar. Aa, o da ne? Neredeyse hepsi, arşivin tozlu raflarından, son on yıla damgasını vurmuş siyasi cinayetler konusunda 'İran irtibatı' ile ilgili ayrıntılar çıkartıyorlar... Bir yandan bugünlerde önümüze dökülenler, öte yandan arşiv, "Cinayetlerin arkasında İran var" iddiasını güçlendiriyor... Acaba çıplak gerçek de, bugün kurulan paralellikler ve arşivden indirilen ayrıntılarla örtüşüyor mu? Bu soruyu, cinayetlerin ardında İran'ın bulunmasından rahatsızlık duymayacak biri olarak soruyorum. İran'a sempati beslemem için özel bir sebebim yok; cinayetlerin ardında kim olursa olsun, kınamada ve gereğinin yapılmasını talep etmede bir an tereddüt göstermeyeceğim bilinmeli. Ne kadar acı ve yıpratıcı da olsa gerçekler ortaya çıkmalı... Ancak, bir an için, suçlamaların doğru olduğunu düşünelim. Daha ilk cinayetten itibaren dikkatlerin üzerinde yoğunlaştığı (arşiv buna işaret ediyor) bir ülkeyle irtibatlı birilerinin, kimi cinayetten on, kiminden yedi yıl sonra, 'câni' olarak yakalanması biraz tuhaf kaçmıyor mu? Cânileri bugün yakalayabilen Emniyet güçlerinin elini, on yıl boyunca, ne tutmuş olabilir? Bakanlık koltuğunda bugün dürüstlüğüyle tanınan bir bakanın oturuyor olması elbette bir şans; ancak bu, yine de, yukarıdaki soruyu bütünüyle geçersiz kılmıyor. Câniler gerçekten "İran devletinin ajanları" ise, hiç kuşkunuz olmasın, çoktan yakalanırlardı... Bazılarının arşivlere 'seçmeci' bir üslupla yaklaştıkları, hatta oradan çektikleri ayrıntılara farklı anlamlar yükledikleri de dikkatlerden kaçmıyor. Bir örnek, operasyon sırasında Sincan'a terk edilen silâhların menşei. Suikast silâhlarının çoğu Belçika yapımı Browning markasını taşıyor; C-4 patlayıcı madde de Amerikan yapımı... Elbette, epey zor olsa bile, Batı yapımı silâh ve patlayıcılara İran da sahip olabilir, Türkiye'deki ajanlarına bunları iletebilir. Ancak, "Nasıl oluyor da, ABD yapımı C-4 patlayıcılar İran'ın eline geçiyor?" sorusuna, bir Emniyet yetkilisinin, "İran-Irak savaşına bakın. O zaman ABD'nin İran'a yaptığı silâh ve patlayıcı yardımlarına bakın. ABD o savaşta İran'a C-4 yardımı da yapmış" (Hürriyet, 17 Mayıs 2000) cevabı türünden tarihi çarpıtma denemeleri tuhaf... Çünkü, hepimiz biliyoruz, İran-Irak Savaşı sırasında, ABD İran'ı değil Irak'ı destekliyordu. Türkiye'de siyasi cinayetlerin işlendiği yıllarda, Batı (özellikle ABD), İran'a karşı sıkı bir ambargo uygulamaktaydı. 'İrangate' skandalına konu olan mühimmat arasında C-4 patlayıcı ve suikast silâhı bulunmadığını bilmek için arşivci olmak gerekmiyor... Yeri gelmişken bir soru daha: "Eline İran'ı biraz daha sıkıştırma fırsatı geçen ABD, neden, 'Elimizde İran'ın bu cinayetlere karıştığına ilişkin bağımsız bilgi yok' diyor?" Birileri, gerçekleri resmen tahrif ediyorlar... Oysa, arşiv, siyasi cinayetlerin ve toplumsal olayların ardında daha başka bir parmağın varlığına işaret ediyor. Meclis'in fâili meçhul cinayetleri, Susurluk'u ve Uğur Mumcu suikastını araştıran komisyonlarının bulguları arasında bolca sözü edilen, 'devlet içinde yuvalanmış çeteler' parmağı bu. Tetikçilerini her kesimden insanlar arasından seçebilme kolaylığına sahip, dahası, cânileri himaye edebilen tek güç de o. "Terörün sağı, solu, İslâmcısı, komünisti olmaz" denildiğinde kast edilen, hepsini parmağında oynatan 'usta kuklacı'... Varlığı İtalya'da, İspanya'da, Yunanistan'da ve birçok NATO ülkesinde çoktan keşfedilmiş, sistem içerisinden tasfiyesi sancılı olmuş örgütlerin bizdeki uzantısı yani... Benim elimin altındaki arşiv, şimdi karşımıza çıkan ve Prof. Muammer Aksoy'dan Prof. Ahmet Taner Kışlalı'ya kadar bir dizi aydını yok eden örgütün, ancak, böyle bir yapılanmayla irtibatlı olacağına işaret ediyor. Bunun dışındaki bütün ayrıntıların, bu gerçeği örtmeye yönelik perdeleme operasyonu olduğu belli. Bu noktada, görev, içişleri bakanı Tantan'a düşüyor; daha fazla kafa karışıklığına meydan vermeden, gerçekleri bütün çıplaklığıyla açıklamak zorunda. Arşiv merakımızı o depreştirdi; şimdi de söylesin bakalım, kimin arşivi doğru?
fkoru@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|