YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Anadolu'nun uzun yürüyüşünde Avrupa'ya açılan kapı

Edirne Anadolu'nun Avrupa'ya açılan kapısı. Gelibolu'dan sonra 1363'de Edirne'nin alınmasıyla Osmanlı Devleti bir Avrupa ülkesi olur. Osmanlılar, Avrupa'da ilerlemek ve kendilerine sağlam bir yer tutmak için 1401'de başkenti Bursa'dan Edirne'ye taşırlar.

Doğu'dan Batı'ya bir kervan gibi ilerleyen Anadolu insanı, İstanbul'un alınışıyla başkent Edirne'den İstanbul'a taşınınca, Avrupa'ya doğru genişleme hedefinden büyük ölçüde uzaklaşır.

Başkentin Edirne'den İstanbul'a taşınmasıyla Osmanlı Devleti'nin Avrupa topraklarından sökülmeyecek biçimde kök salması bir ölçüde önlenir. Yine de Osmanlı Doğu Avrupa'da beş yüzyıl kalır.

Balkanlar tam bir Anadolu olmaz. Ancak Anadolu insanı İspanya'da olduğu gibi, Doğu Avrupa'dan bütünüyle sökülüp çıkarılmaz. Çünkü Balkanlar Osmanlı Devleti'nin büyük bir güç ve canlılık kaynağı olur.

Geçen hafta sonu, Erdem Bayazıt'la birlikte "Rumeli Girişim Grubu" Başkanı Fatih Erel'in davetlisi olarak Edirne'deydik. Edirne'nin doktor, avukat, öğretmen ve girişimcileriyle birlikte, Anadolu'nun Avrupa'ya doğru uzun ve coşkulu yürüyüşünü tartıştık.

Bayazıt Avrupa Birliği'nin Anadolu insanına Viyana'da durdurulan yürüyüşünü zamanın silahlarıyla donanarak yeniden başlama imkanı verdiğini "Almanya'daki Türkiye" örneğinden yola çıkarak uzun uzun anlattı.

Anadolu insanının Avrupa'ya yürüyüşü, geçmişte olduğu gibi akıncılarla olmayacak. Artık Tuna nehri akıncılarla geçilmiyor. Akıncıların yerine girişimciler geçti. Geçmişte Osmanlı Devleti'ne yönetici yetiştiren Rumeli, şimdi Türk ekonomisine girişimci yetiştiriyor.

Bizim atalarımız Selanik'siz, Üsküp'süz, Saraybosna'sız, Vardar'sız, Girit'siz, Priştine'siz bir Osmanlı düşünemezlerdi. Biz yüzyıl önce, kendi kusurlarımız yüzünden çekilmek zorunda kaldığımız şehirlere, dünyayı bir ibadethane gibi gören "kolanizatör" Anadolu girişimcileriyle yeniden dönebiliriz.

Globalleşen dünya globalleşen girişimciler istiyor. Eskiden girişimciler İstanbul, İzmir ve Adana gibi Anadolu'nun belirli şehirlerinde faaliyet gösterirlerdi. Şimdi, Edirne, Eskişehir, Hatay ve Erzurum'da olmak bir girişimciyi başarılı kılmaya yetmiyor.

Global rekabetin hız ve yoğunluk kazandığı bir dünyada, girişimciler, kendi kültürlerini koruyarak, global düşünmek zorundalar. Global düşünmek, global üretmek ve global pazarlamak anlamına geliyor. Global düşünmeyenler, kendi değerlerini koruyamadıkları gibi, yerel de davranamazlar.

Girişimciler global pazarlarda kendilerine yer bulabilmek için, herşeyden önce, ürettikleri ürün, hizmet ya da bilgiyi kusursuz sunmak zorundalar. Globalleşmenin hız ve yoğunluk kazanmasına paralel olarak, sermayenin, bilginin, ürün ve hizmetlerinin dünyadaki dolaşımı da hızlanacaktır.

Girişimciler, yanlışlığa karşı doğruluğun, kötülüğe karşı iyiliğin, çirkinliğe karşı güzelliğin yolunu açarak Anadolu insanının Avrupa topraklarındaki yürüyüşünün öncüsü olacaklar.

Doğru ile yanlışı birbirine karıştırmayan girişimciler, dünyada hiçbir engelle karşılaşmadan dolaşırlar.


18 Mayıs 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Nazif Gürdoğan

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...