![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Çankaya'nın yeni sâkiniNecdet Sezer göreve başladı. Çankaya'da sergileyeceği başarı konusunda ilk günden bir fikir sahibi olmak zor. Sadece, Meclis'te ve Köşk'teki konuşmalarını dinledik. Polemik yaratmayacak, renk vermeyecek yuvarlak ve sıradan cümleleri seçmeyi tercih etmişti. Oysa en azından, laik cumhuriyete bağlılık arz ederken, laiklik adına hukuk devletinin zedelenmesine karşı çıkabilirdi. Bununla birlikte, Sezer'in "9'uncu Senfoni çağdaşlığını" örnek almayacağını, "muassır medeniyeti", Avrupa Birliği standartlarında arayacağını söyleyebiliriz. Gardrop çağdaşlığı
Çankaya'daki devir teslim törenine davetliler, Süleyman Demirel'in protokol listesine göre çağrıldı. Bu yüzden basının bünyesindeki ayırımcılık devam ediyordu. Diğer gazetelerden, sadece Ankara temsilcileri değil, köşe yazarları bile davetliydi. Buna mukabil, Yeni Şafak ve Akit'in hiç bir üyesi çağrılı değildi. Bu iki gazete, Türk Hava Yolları'nda da benzer bir muameleye tâbi tutuluyor. Adı sanı duyulmamış gazeteler dağıtılırken, Yeni Şafak ve Akit'i soranlara "yok" cevabı veriliyor. Bir hukuk devletinde, böyle bir uygulama olmaz. Bu yüzden, Necdet Sezer'in hem protokol listesini değiştireceğini, hem de, THY Yönetim Kurulu Başkanı Cem Kozlu'yu, bu ayırımcı muamelenin son bulması için uyaracağını tahmin ediyoruz. Hükûmet tam kadroydu Çankaya'da. Mehmet Keçeciler'in eşini beraberinde getirmesine sevindim. Bayan Keçeciler, taktığı türban ile tesettürün gereğini yerine getirmeye çalışmıştı. Aslında, başörtüsü de bağlayabilirdi. Başı bağlı olsa, acaba kapıdan geri mi çevrilecekti? Laik cumhuriyete evet; ama laik cumhuriyet adına bireysel özgürlükleri, din ve vicdan hürriyetini yaralayan "gardrop çağdaşlığına" hayır. Sezer'e tavsiyeler
Sezer'in, Anayasa Mahkemesi'nde ziyaretine gidip, kendisini tebrik ettiğimde, bir vatandaş olarak beklentilerimi şöyle sıraladım: "Ben, sizi cumhurbaşkanlığına teklif eden 110 imzadan biriyim. Bu imzaları atarken, arkadaşlarımızla demokrasi konusunda partimizin samimiyetini de göstermek istedik. Hukukun zirvesindeki bir şahsı, devletin zirvesine bu yüzden taşıdık. Sizin, Anayasa'nın 2'nci maddesinde yer alan cumhuriyetin temel niteliklerini bir bütün olarak mütalâa edeceğinize inanıyoruz; sadece laiklik ilkesini ön plana çıkararak 'demokratik hukuk devleti' tanımını göz ardı etmeyeceğiniz düşüncesindeyiz... Bir temiz eller operasyonu başlatabilirsiniz. Devlet Denetleme Kurulu, böyle bir işlevi yerine getirebilir... Cumhurbaşkanlığı Köşkü, lüzumsuz kabuller yerine, demokrasi panellerine sahne olabilse; Çankaya'dan hukukun üstünlüğü mesajları, yurdun dört bir yanına yayılabilse, AB süreci kısalacaktır. Resmi ideoloji telkinlerine kapılmayın, liberal demokrat kimliğinizi muhafaza edin... Ayırımcı uygulamalara cevaz vermeyin. Başına "İslâmi" sıfatını takıp, 'İslâmi sermaye', 'İslâmi basın' hedef tahtası yapılmakta. Meselâ Demirel, basının bir bölümüne beyanat verirken, Yeni Şafak ve Akit'i Köşk'ün kapısından sokmamakta..." Gazeteciler arasında tercih kullanılabilir. Ama gazetelerin bir bölümü "irticacı" yaftası ile, saf dışı edilemez. Aynı uygulamayı askerler de yapıyor. Nizamiyeden içeri ne başörtülü kadın alıyorlar, ne de "İslâmi" diye vasıflandırılan gazeteleri. Ama -Demirel'in yasaklı yıllarındaki tâbiri ile- mutlaka "Kartaca yıkılacak" Güven bunalımı
Esasında Fazilet Partisi'nin yönetimde bir değişim ortaya çıksaydı, "Kartaca'nın yıkılması" süratlenecekti. Zira, Türkiye'deki baskıların bir sebebi de, güven bunalımı. Önce Refah'a, sonra da Fazilet'e karşı duyulan güvensizlik, korkuları tahrik ediyor ve haksız baskılar ortaya çıkıyor. Diyaloga açık ve ılımlı tavrı, emanetçi kişiliği ile gölgelendiği için Kutan, maalesef inanılır bir muhatap olarak görülmüyor. Kamuoyu araştırmalarına göre, Gül, Genel Başkan olsaydı, FP'nin karşısındaki % 75'lik kitle dağılacak, tepki ortadan kalkacaktı. Gül "emin" kişi; güven veriyor. Defalarca belirttiğimiz gibi, seçmenin bir partiye duyduğu sempati kadar, "katiyen desteklememe" kararı da önemli. Gül, Genel Başkan olsaydı, işte bu karşı blok çözülecek, FP'nin iktidar şansı çok artacaktı. Kutuplaşmanın bulunmadığı yerde, korkular da sona ereceğinden, dindarlara yapılan baskılar azalacak, hatta bir ihtimal tamamen ortadan kalkacaktı. Beyaz sayfa
Kongredeki bazı uygulamalar maalesef Fazilet'in demokrasi konusundaki inandırıcılığını da sarsmıştır. Gerçi, FP Büyük Kongresi diğer partilere göre çok daha demokratik bir atmosfer içinde cereyan etti. Ama bir takım işgüzarların gayretleri ve önceden planlandığı anlaşılan tahrik edici konuşmalar 14 Mayıs şenliğine gölge düşürdü. Avni Doğan'ın konuşması; "tamtamcı" gençler; Yasin Hatipoğlu'nun önseçim mecburiyetini getiren ve para yardımını öngören tüzük değişikliklerini delegeleri aydınlatmadan oylatması; gizlice yapılan tüzük değişiklikleri, ilk akla gelen olumsuzluklar. Recai Kutan "beyaz bir sayfa" açılacağından söz ediyor. Ama halâ kafalar karışık. Recai Kutan böyle diyor ama, acaba Oğuzhan Asiltürk ne düşünüyor?
nilicak@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|