![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Yazmak şizofreni mi?Peter Handke diyor ki: "Edebiyatın görevi toplumsal koşullandırmayı yıkmak ve kültürün insan ve doğa üstündeki baskısını kaldırmaktır. Ama edebiyatın kendisi de her zaman için kültürün bir parçasıdır ve dolayısıyla kendi içine dönük ve kendine yeniktir. Yazmak, kendi kendini hapsetmek, kendini yaşamdan uzaklaştırmaktır ve bu da bir tür şizofrenidir aslında." Yazmakla yaşamayı karşı karşıya getirerek bunu bir tercih konusu haline dönüştürenlerin durumu, Handke'nin belirlemeleriyle daha bir açığa çıkıyor. Eğer yazma şizofreniye dönüşmüşse, bu demektir ki, yazar kendini yaşamdan uzaklaştırmış ve kendini kurgusal dünyasının fantezisine kapatmış, hapsetmişse, ortada marazî bir durumun bulunduğunu kabul etmek gerekmektedir. Böyle marazî bir hal yaşanıyorsa o "yazarı" kendi kurgusal dünyasından kopartmak gündelik sürecin dışında kalır; tıbbî müdahale gerekir. Ama "yazar" ve çevresi marazî bir durumla karşı karşıya bulunulduğunu farketmemişlerse, "yazar" yönünden esef verici bir hayatı sürdürmenin zorunluluğu ile karşı karşıya gelinmiş olur. Bu durumda "yazar" hayata tamamen kapanır, dışarıya karşı kayıtsızlaşır; kendi içine döner, iç meşgaleleriyle haşır neşir olmaya başlar. Ama gerçek şizofrenik durumda yazarın yazarlığını nasıl sürdürebildiği veya sürdürebilip sürdüremeyeceği ayrı bir soru konusudur. Handke, sanıyorum, yazarın bir tür şizofrenik bir hal yaşadığını ileri sürerken klinik bir tabloyu değil, fakat yazarın işini yaparken başkalarından daha çok içine kapanması durumunu abartarak vurgulamak istiyor. Aslında insan çabasının ve insan başarılarının tümü (evet, tümü) onun kültüre bir katkısından ibarettir. Kültüre katkıda bulunmayan herhangi bir insan faaliyeti bulmak imkân dışıdır. Şizofreniyi ortadan kaldırmak üzere teşebbüse geçmiş bir tıbbî faaliyet alanı da, son tahlilde, kültür hayatına katkıda bulunmakla sonuçlanır. Handke'nin kendine amaç olarak kültürün insan ve doğa üstündeki baskısını kaldırmayı seçmesi elbette takdire değer, ne var ki, bu amacı gerçekleştirmeye yöneldiği anda, kültüre yeni katkılarda bulunmakta olduğunu farketmesi de ilgi çekicidir. İnsanın temel ırasının hayvandan farklılığı da burada yoğunlaşmıyor mu: insan, kendini olduğu gibi doğaya teslim etmiyor: ya kendini değiştiriyor (giyiniyor) veya doğayı değiştiriyor (barınak yapıyor) veya hem kendini hem doğayı değiştirerek (yiyecek istihsali) hayatını sürdürüyor. Kendini doğaya olduğu gibi teslim etmek ve sonuna kadar olduğu gibi kalmak yalnızca hayvan yaşantısına mahsus bir özelliktir. İnsanca faaliyetin marazîleşmesi, kendi faaliyetini fetişleştirmesiyle ortaya çıkıyor. İnsan, kendi faaliyetinin dizginini elinde tutabildiği durumda yönetmeyi ve yönlendirmeyi de elinde tutmuş olur; aynı faaliyeti fetiş haline getirdiği anda, inisyatif faaliyetin eline geçer ve o faaliyet insana hakim olur. Doğrudan kültür hayatı için de aynı durum söz konusudur. Kültürün dizgini insanın elindeyse, onu insan yönlendirir, ama dizgin kültürün eline geçmişse insan kültürün esiri haline gelir. Demek ki, şizofrenik hal yazı ile sınırlı değil; daha genel bir hal olarak karşımıza çıkabiliyor.
rozdenoren@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|