![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Hangi adla?Rauf Tamer, dün, yeni cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in adının uzunluğundan hareketle, "Yakınları herhalde bir tek adla sesleniyordur kendisine, acaba hangisi?" diye soruyordu. İyi bir soru, cevabı öğrenmek -herhalde- o kadar zor olmasa gerek. Nice Afyonlu çocukluk arkadaşı, Ankara Hukuk'tan mektep arkadaşı, yargıdan mesai arkadaşı gazete sayfalarında karşımıza çıktı; birine "Kendisine hangi adıyla hitap edersiniz?" diye sormak kimsenin aklına gelmemiş mi? Ben sordum ve cevabını da aldım, ama o gayreti gösterirken bir acayip gerçekle karşılaştım: Gazetelerin ağızlarından hikâyeler anlattıkları 'çocukluk, mektep ve mesai arkadaşları' arasında, yeni cumhurbaşkanının hiç tanımadığı kişiler var... Kendisini ziyaret eden bazı dostlarına, "Ne kadar da tanımadığım dostum varmış" dediği kulağıma ulaştı... Daha önce de yazmıştım: Ahmet Necdet Sezer, mesleği yüzünden, kendi tercihi olarak, dostluk çevresini fazla geniş tutmamayı ilke edinmiş bir yargıçtı. Cumhurbaşkanlığı'nda da bu üslubunu sürdüreceğine eminim... Epey zorluklarla karşılaşacağı şimdiden belli. Çünkü, Turgut Özal'ın 'keyfî' bir üslup getirdiğini eleştire eleştire cumhurbaşkanlığına yükselen Süleyman Demirel, bütünüyle keyfî bir üslubu Çankaya'ya çıkarmaktan geri durmadı. Köşk kadrosu, birkaç gedikli dışında, hep bildik simalardan oluşuyordu. Sürekli dâvetliler de öyle. Altı yıl önce yaş haddinden emekli olduğu halde kitabına uydurulup görevde tutulan genel sekreteri Necdet Seçkinöz bile Teknik Üniversite günlerinden arkadaşı Süleyman Bey'in... Yeni cumhurbaşkanıyla köşke çıkmadan önce ayrıntılı bir mülâkat yapmayı hangi gazeteci istemez? Pek çoğumuz bu isteğimizi ilettik Sezer'e, ondan gelen "Kimseyle ayrı konuşmayacağım, gerekirse ayrım gözetmeden çağıracağım gazete temsilcileriyle görüşürüm" anlamına bir cevap oldu. Ayak üzeri konuşmaların bile özel mülâkatmış gibi sunulacağını herhalde düşünememiştir yeni cumhurbaşkanı; devir-teslim töreni sırasında, çoğu "Meclis'te yaptığım konuşmanın metnini okuyun, sorunuzun cevabını bulacaksınız" türü kestirme karşılıklardan ibaret sözleri, dünkü gazetelerde, "İlk kez bize konuştu" başlığıyla yansıtıldı. Sezer'in Meclis konuşması bir yönden daha dikkat çekiciydi: Öztürkçe merakı... Önceki iki konuşmasında da kurduğu cümle yapıları, seçtiği sözcükler biraz yeniceydi, ama ant içme töreni ardından Meclis kürsüsünde okuduğu metin gözden kaçmayacak kadar 'yeni bir dil' ile kaleme alınmıştı. Onun yaşındaki bir hukukçu için 'dile özen' ancak olağanüstü bir dikkat gerektirir. Belli ki, Cumhurbaşkanı Sezer, o konuşmaya hayatının dikkatini göstermiş... Çankaya Köşkü'nde düzenlenen 1500 kişilik devir-teslim töreni, Süleyman Demirel'in halefine armağanıydı. 1500 kişiyi tek tek belirleyen Süleyman Bey'di, ancak sıkıntıyı yeni cumhurbaşkanı çekti. Oylarıyla Sezer'i Çankaya'ya çıkartan milletvekilleri çağrılmamıştı törene, bu yüzden bazıları, "Biz de o ant içerken genel kurul salonuna girmeyelim" protestosu sergilemeyi ciddi ciddi düşündüler... Oysa, milletvekillerini 'çağrılmaya değer bulmayan' yeni cumhurbaşkanı değildi. Sezer, soranlara, "Dâvetliler listesinde olmayan, bulunmasını arzu ettiğim kişiler mutlaka var, ancak bu törenle ilgili düzenlemelere müdahale etmek istemiyorum" demiş... Ülkeyi sarsan Mumcu, Kışlalı gibi siyasi cinayetlerin fâillerinin yakalandığı haberleri ve fâillerin İran'la ilintilendirilmesi ilk etkisini yeni cumhurbaşkanı üzerinde gösterdi. Kısa süre sonra Tahran'da yapılacak İslâm Dünyası'nın ekonomik işbirliği örgütü ECO toplantısına katılmayacak Cumhurbaşkanı Sezer... Oysa ECO Türkiye'nin girişimiyle oluşturulmuş, üyeleri arasında çoğunluğu Orta Asya'daki cumhuriyetler teşkil eden, Türkiye ağırlıklı bir kuruluş. Türkiye-İran çekişmesine sahne olan ECO zirvelerine, geleneksel olarak, cumhurbaşkanları katılıyor... Türkiye'nin zirveden uzak kalması veya alt düzeyde temsili yanlış... Yeni cumhurbaşkanını bekleyen en ciddi sınav, seleflerinden farklı olmaya çalışır ve kendi üslubunu Çankaya Köşkü'ne taşırken ifratla tefrit arasında dengeyi bulması alanında olacak... Çankaya'nın eski sâkinleri mutlaka hata yapmışlardır, ancak o hataları tekrarlamama çabası, ya da hukukçu titizliği de devletin işlerini aksatmayı getirebilir. Alın size bir soru: "Sezer'in titizliği sebebiyle katılmayacağı ECO Zirvesi, sırf bu yüzden Türkiye'nin çıkarlarını zedeleyen bir sonuç verirse ne olacak?" Ant içme töreni öncesi, Meclis'te otururken, yeni cumhurbaşkanının konvoyunun trafik işaretlerinde durduğu haberi bizim gruba da erişti. Hemen her partiden milletvekilleriyle birlikteydik; çoğu, "Hah şöyle" diye rahat bir nefes aldı. Benim hissettiğim kadarıyla, tadında kalması şartıyla, Çankaya'ya yeni bir üslubun taşınmasına Meclis'te ciddi bir destek var... Meclis'te konuştuğum milletvekillerini FP'nin son kongresinden olağanüstü etkilenmiş gördüm. DYP liderlerinden biri, "FP'ye oy vermemiş kesimler bile yenilikçilerin başarısından umutlandılar" dedi bana. Benim de gözlemim o... Biliyorum, siz de Sabah yazarı Rauf Tamer gibi, yeni cumhurbaşkanına, eşinin, dostunun, yakın çevresinin hangi adıyla hitap ettiğini merak ediyorsunuz. Merakınızı gidereyim bâri: "Ahmet Bey" diyorlar...
tkivanc@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|