YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Golda Meir

Kral bir millet, kralcılara teslim olabilir mi?

Türkiye, kıstırılmışlık, tıkanmışlık, statükoculuk/kralcılık psikozundan kurtuluyor gibi. Ahmet Necdet Sezer'le birlikte yeni bir cumhurbaşkanı tipiyle daha tanışmış oluyoruz: Son derece banal, bunaltıcı, körleştirici boyutlar kazanacak kadar statükoyu öne çıkaran; duruma göre her şekle ve kalıba girmekte tereddüt etmeyen bir cumhurbaşkanı tipinden; şimdilik kırmızı ışıkta durmak gibi, sade giyinmek ve konuşmak gibi ilkelere uyacağını, her hal ve şartta ilkeli davranacağını vaadeden yeni bir cumhurbaşkanı tipi ile karşı karşıyayız.

İlkeden kurala, statükodan krala

Hukukçular, biraz da mesleklerinin doğası gereği fazlasıyla kuralcı olurlar: Kraldan çok kuralcı kesilirler. Bu nedenle, kuralcılıkla, statükoculuk arasında ilginç bir ilişkinin, yakındaşlığın varlığından sözedilebilir: Statükoculuk, ne denli kuralcılıktan uzaksa, o denli kralcılığa yakın bir davranış biçimidir: Çünkü statükoculuk, tastamam bir kralcılıktır.

Ama hemen herşeyin keyfi uygulamalarla alt-üst edildiği; hiçbir şeyde rasyonalitenin izine bile rastlanılamadığı bir ülkede, gelişigüzel müdahalelerle bir anda değişen, değiştirilen durumlardan vazife çıkarmak, başkalarını krallarına ve kurallarına boyun eğmek demek olan statükoculuğa bir şekilde son verilmesi gerekiyor.

İşte böylesine anormal, irrasyonel, hissî davranış ve zihin kalıplarının dolayısıyla herşeyi tıkayan, insanın ufkunu, hareket alanını fena halde daraltan fasit bir dairenin hükümferma olduğu traji-komik bir ortamda, hiç olmazsa bir takım ilkeleri önemseyip ilkeli hareket etmeye özen ve çaba göstermek elbette ki önemsenmesi gereken bir davranış biçimi, bir erdem olsa gerek.

Umarım, Ahmet Necdet Sezer'in ilkeliliği, banal, sıkıcı bir kuralcılığa, dolayısıyla statükoculuğa, dolayısıyla kralcılığa dönüşmek zorunda kalmaz.

Cumhurbaşkanlığı özelinden siyaset geneline geçecek olursak, Türkiye'de siyaset'in aklına, zihnine, fikrine ve şekline hakim olan, dolayısıyla hem ülkeyi hem de siyaseti tıkayan şeyin de statükoculuk olduğunu görmekte zorlanmayız. Türkiye'de siyaset, idare-i halk, idare-i vatan veya idare-i ülke sanatı değil, idare-i maslahat cambazlığıdır; yani statükoculuktur. İç politikaya da, dış politikaya da hakim olan budur. Yani tavşan kaç, tazı tut oyunudur.

Tavşan kaçacak tazı da tutmasını bilecek ve işler tıkırında gidecektir!

Ülkedeki siyasi partiler bu hastalıklı/patetik halet-i ruhiyenin kendini en iyi gösterdiği örneklerdir. En tepedeki siyasetçilerden medyatörlere kadar, herkes partilerin statükonun temsilcisi, sözcüsü ve üreticisi kurumlar olmasını istiyor! Akıl mantık alacak gibi değil.

Refah Partisi, statükonun temsilcisi, sözcüsü ve üreticisi bir parti olmadığı için kapatıldı. Aynı şey, DEP için de yapıldı.

Oysa biraz önce de ifade ettiğim gibi statükoculuk, söyleyeceği bir şeyi olmamak, dolayısıyla kralcılıktır; mevcut kralların hükmüne boyun eğmekten kolay kolay kurtulamama hali demektir.

Kral millet, krallarını çıkaracak

Ancak bu durum, tarih yapmış bir millet için bir züldür. Tarih yapmış bir millet, alâkasız, kelalâka, hele de dostluğundan-düşmanlığından emin olmadığı krallara boyun eğmez; eğemez: Kral odur çünkü. Modern tarih boyunca Avrupalılar'ın handiyse dünyanın tümünü sömürgeleştirdikleri bir zaman diliminde, sömürgeleştirilmeyen, başkalarının boyunduruğu altında yaşamamak için Yemen'den Kafkaslar'a, Kuzey Afrika'dan Balkanlar'a kadar varolma, varlığını yitirmeme savaşı veren tek millet olduğunu dünya âleme kanıtlamış bir millet, kral değil de nedir ki!

Kral bir milletin, statükoculuğa, başka krallar için kralcılık yapmaya mahkûm edilmesi elbette ki düşündürücüdür.

Böyle bir ortamda, ülkedeki tüm diğer siyasi partiler statükoculuk, kraldan çok kralcılık yarışı sergilemek için çaba gösterirken Fazilet Partisi'nin statükoculuğa primitif şekillerde de olsa direnmesini yadırgamak; hatta "neden sen de kralcı/statükocu olmuyorsun" diye çırpınıp duran tuhaf insanlarla karşılaşmak hiç de şaşırtıcı olmasa gerek.

Fazilet içinde kralcılığa başkaldıran ve tüm ülke sathında dillendiren Tayyip Erdoğan ve ardından da Abdullah Gül oldu.

Fazilet Kongresi'nde de gördüğümüz gibi, Fazilet'in içini de aşarak hem ülke genelindeki, hem de bölge genelindeki kralcılıklara direnense Numan Kurtulmuş oldu. Ahmet Rıdvan'ın dediği gibi o ilkel kongreye "fazla" bir adamdı Kurtulmuş. Ama nedense, Fehmi Koru'dan Ahmet Taşgetiren'e, Mehmet Akif Aydın Hoca'dan Yeni Şafak'a kadar hiç kimse Numan Kurtulmuş'un kısa ama önemli konuşmasını görmedi.

Anlaşılan o ki, Ahmet Necdet Sezer, kralcılık yapmayacağını ima etse bile ülkede hâlâ kralcılık geçer akçe.

Oysa bu, tarih yapmış kral bir milletin çocukları için bir zül değil mi!

Ama ben, herşeye rağmen, tarih yapmış kral bir milletin kralcılara sonsuza dek teslim olabileceğine ihtimal veremiyorum. Çünkü tarihin (işleyiş) mantığına da, Allah'ın adaletine de terstir bu.


18 Mayıs 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Yusuf KAPLAN

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...