YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Darbeler ve oyunlar

İki gün önce 27 Mayıs'tı. 1960'tan 2000'e tam kırk yıl. Belki de Türk siyasi hayatının en hareketli kırk yılı.

Çocukluğunda "El el üstünde, en üstte kimin eli var?" oynayanlar, büyüyünce ufak bir değişiklik yaptılar ve "Darbe darbe üstünde, en üstte kimin darbesi var?" oyunu oynamaya başladılar.

Çocukluğunda "Köşe kapmaca" oynayan haylazlar da, büyüdüklerinde "Koltuk kapmaca" ile vakit geçirdiler.

Psikoloji ilminin en temel gerçeklerindendir, insan bütün hayatı boyunca çocukluğunda yaşadıklarına bağlı kalır; o döneme duyduğu tahassürle ömrünü tamamlar.

Kabul etmeliyiz ki çok kişinin canı yansa bile, oyunda rol alanlar için epey keyifli bir oyundu bunlar.

27 Mayıs darbesinin kırkıncı yılı, yazmadığım güne rastladı. Biz de ne yaptık? O gün yazanları okuduk. Ve çoğunu takdirle karşıladık.

Hoş görürseniz, Zülfü Livaneli'nin Sabah'taki yazısını paylaşmak isteriz. Şayet o gün görmediyseniz, eminim okuyunca siz de "Hay elinize sağlık Zülfü Bey" diyeceksiniz.

Menderes dünyaya erken gelmiş

40 yıl önce bugün heyecanlı radyo anonslarıyla uyanmıştık. Sokağa çıkma yasağı vardı ama köşedeki bakkal amca bedava gazoz dağıttığı için, arkadaşlarla birlikte önünde kuyruk oluşturmuştuk.

Herkes sevinç içinde birbirini öpüyordu.

Öğleden sonra, Ankara-Bahçelievler'deki iki katlı evimizin balkonundaydım. Elimde kocaman bir bayrak vardı.

Yoldan bir kamyonun geçtiğini gördüm. Üstü insan doluydu, devrik iktidar aleyhine sloganlar atıyorlardı ama bayrakları yoktu hiç. Bu yüzden beni de kamyona çağırdılar. Elimdeki bayrakla kamyonun tepesinde yer aldım.

Akşamüstü kamyon beni bir yerlerde bıraktı. Eve nasıl döneceğimi bilemiyordum.

14 yaşındaydım.

Kaybolmuştum ve şaşkınlık içindeydim.

***

27 Mayıs bu coşkularla başladı ama sonunda ihtilalin oluşturduğu yargı sistemi de 14 yaşındaki çocuk gibi kayboldu.

Adnan Menderes tahkikat komisyonlarından ve anayasayı ihlal etmekten yargılanmaya başladı. Sonra iş yanlış istimlaklere ve bebek davalarına geldi.

Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'ya "Bay yüzde 5" dediler ama ortaya bir tek somut suçlama konulamadı.

Hasan Polatkan için de durum buydu.

Bu insanlar darağacında boğularak ve boyunları kırılarak can verdiler.

Ne için biliyor musunuz?

Sadece dünyaya erken gelmiş oldukları için.

***

Menderes ve arkadaşlarına yüklenen suçlamaları, bugünkülerle karşılaştırabilir misiniz hiç.

Devletin bazı birimleri mafya ile iç içe geçmiş.

Eli kanlı katillere kırmızı pasaport verip, devlet görevlisi yapmışlar.

17 bin faili meçhul cinayet işlenmiş.

Yolsuzlukların, soygunların haddi hesabı yok.

Sayın sayabildiğiniz kadar.

10 yıllık Demokrat Parti iktidarının bir çok günahı vardı elbette. Seçilmiş dikta modeli uygulamak, Cumhuriyetin laik prensiplerini sarsmak, hukuksuzluğa prim vermek, yürütme, yasama ve yargı erklerini arapsaçına çevirmek, düşün ve yazı adamlarını hapse atmak gibi suçlamalar doğrudur.

Ama bütün bunların cezası idam mı olmalıydı diye de sormak gerekir.

***

Menderes ve arkadaşları bugün politika yapsalar suçlanmayacaklardı bile.

Çünkü kusurları, bugünkülerin günahı yanında çok masum kalacaktı.

Suçlansalar bile, iktidar dengelerinin gözetildiği komisyonlarda aklanacaklardı.

İdam sehpasına gitmiş olmalarının tek nedeni, dünyaya erken gelmiş olmaları.

Ve Türkiye 40 yıldır bu aşırı şiddetin sarsıntılarını yaşıyor.

Seni seviyorum İstanbul

Dünyanın seyrini değiştiren günlerden bir gün 29 Mayıs. Bir çağın bitip yeni bir çağın başladığı tarih. Ortaçağ'ın defterini kapatıp Yeniçağ'ı başlatan kutlu gün. İkinci Mehmet, o günden sonra "Fatih Sultan Mehmet" olmuştur. O günden beri İstanbul'da ezanlar hiç dinmemiştir. 1453'ten bugüne 547 yıl... Ve dünya durdukça devam edecek Mevla'nın izniyle.

Noktalar, virgüller

Dostlarından birisi, Gandolin'e gazeteye koyması için bir makale gönderir ve yanlışlarla dolu olan bu makalesi için bir pusulaya şunları yazar: "Sana gazeteye basman için bir makale gönderiyorum. Virgülleri bir zahmet kendin yerleştir."

Gandolin, pusulanın arkasına şunları yazarak iade eder: "Bir dahaki sefere virgülleri sen gönder, makaleyi ben yazarım." [www.zafer.com]

TİLKİ MASALLARI

Tilkiye sormuşlar: "Tavuk yer misin?" Tilki gülmüş; "Sonuçta komisyondan aklanacaksam, niçin yemeyeyim?"

Eldekiler

Bir elinde cımbız, bir elinde ayna...
Bir elinde kâğıt, bir elinde kalem...
Bir elinde silah, bir elinde telefon...
Bir elinde gazete, bir elinde sifon...
Bir elinde çay, bir elinde sigara...
Bir elinde kitap, bir elinde bilgisayar...
Bir elinde kaşık, bir elinde tarak...
Bir elinde dosya, bir elinde bomba...
Bir elinde çekiç, bir elinde çivi...
Bir elinde direksiyon, bir elinde dondurma...
Bir elinde tuz, bir elinde biber...
Bir elinde yağ, bir elinde bal...
Ya da değiştirelim: Bir eli yağda, bir eli balda...

 


Faks: +90 (212) 613 14 92 - 93
29 Mayıs 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...