YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Bilişim'den

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Siyaset nereye?

Fazilet Partisi Kongresi'nden sonra, kongreye sahne olan parti kadar diğer parti yönetimleri de benzer hareketliliklere sahne oldu. Merkez sağ partilerin yönetimleri de en az FP yönetimi kadar, kongrenin sonuçlarını unutturmanın veya yoksaymanın yollarını araştırıyor. FP kongresinden çıkan sonucun ne derece "tetikleyici" bir netice doğurduğunu görmek için Meclis'te kısa bir gezinti yapmak fazlasıyla yeterli oluyor. Partilerin içindeki tartışmalar, Ecevit'in İnönü'ye karşı kongre kazandığı zamandan beri en hareketlendirici kongrenin FP Kongresi olduğunu gösteriyor. Paradoksal bir biçimde, demokratik düzeni tehdit ettiği iddiasıyla kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya olan bir partinin, Cumhuriyet tarihinin en büyük demokrasi şölenlerinden birini yaşatan bir kongreye sahne olması gerçeği, beklenenin üzerinde bir etki yaratmışa benziyor. Malum kongre daha erken bir zaman diliminde gerçekleşseydi, merkez sağ partilerdeki tablonun değişim talepleri doğrultusunda şekilleneceğini görmek mümkün olabilecekti demek ki...

Bütün bu tablo siyasetin neye "muktedir" olduğunu ve siyasi partilerin iktidara gelmesinden önce, siyasetin "iktidar"a gelmesinin ne şekilde mümkün olduğunu gösteriyor. Bu köşede, Türkiye'deki parti sisteminin yerli yerine oturmamasının sebebi olarak sadece darbelerin siyasi sistem üzerindeki tahrip edici etkisinin gösterilmesinin yeterli bir analiz sayılamayacağı ifade edildi daha önce. Kuşkusuz darbeler siyasi sisteme ve partilere zarar vermek bakımından çok etkililidir. Fakat tek başına bu etken bu derece büyük bir kısırdöngüyü açıklamaya yetmez. Bunun hemen yanında siyasi partilerin "gerçek siyaset"le tanışmamaktan elde ettikleri pozisyonların ve bu pozisyonlara bağlı konforlu iktidarların etkisi de hesaba katılmalıdır. Siyasi partiler, darbelerin siyasete verdiği zarardan yakınırken, uygun fırsatların ortaya çıktığı dönemlerde de siyaseti gerçek zeminlerde üretmekten kaçınma gibi bir cürüm işlemenin sorumlusu olmuşlardır; uyduruk saflaşmalara ve sanal kamplaşmalara yaslanarak siyasi iktidarı talep etmek siyasetçilerin işine gelmiştir. İşte FP kongresi ile birlikte, bu siyaset tarzına karşı "en çarpıcı itiraz" ortaya koyulmuştur. Bunun öncesinde, benzer siyasetin duayeni olan Süleyman Demirel'in siyasi hayatının sona ermesi de sözkonusu olunca, bütün partilerin içi, sanal siyasetin egemenliğinden beslenenlerin aleyhine "karışmıştır."

Bir yandan kaçınılmaz bir değişim talebi var, öte yandan değişimi talep edenlerin söyleyecekleri yeni birşey kalmadı. Çünkü Türkiye'de neyin değişmesi gerektiği, hatta nasıl değişmesi gerektiği bütün ayrıntılarıyla söylenmiş durumda. Sivil toplum kuruluşlarının demokrasi raporlarından, Cumhurbaşkanı'nın ya da yargı organlarının başkanlarının çeşitli vesilelere yaptıkları konuşmalara ve siyasi partilerin dönem dönem kamuoyuna sundukları çalışmalara kadar bir yığın tesbit, "değişim"in gerekliliğine ve nasıl bir "eylem planı" ile gerçekleşmesi gerektiğine dair açık veriler barındırıyor. Bu nedenle, değişimi talep edenlerin önünde sadece, siyasi partilerdeki "eskimiş siyasi aklı" temsil eden kadrolar duruyor. Zaten bu kadroların her değişim talebini, "değişimciler yeni ne söylüyor ki" diye karşılaması, "değişim"i sadece "belli söylemlerin ikamesi olarak" algılamaları, Türkiye'nin son on yılını belirleyen tartışma ve çalışmaların ne kadar uzağında kaldıklarını gösteriyor.

Artık değişim, bir "tercih" ya da "yorum meselesi" olmaktan çıkmıştır; çıplak gerçek haline gelmiştir. Bundan sonra "siyaset", değişimi talep edenler ya da buna karşı çıkanlar şeklinde bir hat ile ayrılmış olarak artık uzun müddet tanımlanamaz. Değişimin çıplak gerçek olarak sahneye yerleşmesinden dolayı, siyasetin gerçek zeminlerde üretilmesi de kaçınılmazdır. İşte bu noktada siyasi partilerin birbirinden ayrışması da iki temel noktada olacaktır. Birincisi, en başta bu halkın "gündelik hayatına birebir temas eden sosyal politikalar", ikincisi, mevcut siyasi kadrolarla siyasetin dışında duran toplumsal güçler arasındaki sirkülasyonun sağlanabilmesi... Sosyal politikalar temelindeki ayrışmaları doğru tanımlayan ve siyasetin dışında bırakılan insan kaynaklarıyla etkileşim içinde olan siyasi partiler, "siyasetin yönünü" önceden algılayarak doğru pozisyon almış olacaklardır.


29 Mayıs 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ömer Çelik

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...